Abdülhamit Kıbrıs’ı İngilizlere neden verdi? 

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

Abdülhamit 1876’da çok kötü bir ortamda Osmanlı tahtına çıkmıştı. Amcası Abdülaziz’in 1861’den 1876’ya kadar devam eden saltanatı bir askeri darbe ile sona ermişti. Darbenin Sadrazam Mütercim Rüştü Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Adliye Nazırı Mithat Paşa ve Harp Okulu Komutanı Süleyman Paşa tarafından organize edilmesi, sonraki dönemin nasıl geçeceğine dair yeterince ipuçları veriyordu.

Tahtan indirilen Abdülaziz intihar mı cinayet mi olduğu hala tartışılan bir hadiseyle hayatını kaybetmişti. Abdülaziz’i tahttan indiren sivil ve askeri erkân, Meşrutiyet’i ilan edeceğine söz veren Şehzade Murat’ı tahta çıkarmışlar fakat akli dengesindeki problemler nedeniyle V. Murat’ın hükümdarlığı sadece doksan üç gün sürmüştü.

Murat’ın yerine geçecek şehzade ise Abdülhamit’ti. Abdülhamit de V. Murat gibi “Meşrutiyet” sözü verip hükümdar oldu. Tahtta çıktığında otuz dört yaşındaydı ve kendisini çok zor günler bekliyordu.

Abdülhamit’in Kaderi

Abdülhamit söz verdiği gibi 23 Aralık 1876’da Meşrutiyeti ilan etti ve seçimler yapılarak Meclis-i Mebusan açıldı. Bu sırada Balkanlarda tecrübesiz padişahı çok önemli sorunlarla karşı karşıya bırakacak gelişmeler yaşanıyordu.

1875’de Hersek’te bir vergi meselesiyle başlayan isyan genişlemiş ve Osmanlı Devleti’nin müdahalesiyle bir Osmanlı-Rus Savaşı tehlikesi ortaya çıkmıştı.

Bundan yirmi yıl önce Osmanlı Devleti, Avrupa’nın desteğini alarak Kırım Savaşı’nda Rusları mağlup etmişti. Ancak devletlerarası dengelerin değişmesiyle artık bu mümkün değildi.

Dengelerin değişmesinin temel nedeni, Almanların Fransızları Sedan Muharebesi’nde mağlup ederek milli birliklerini kurmalarıydı. Fransa’nın zayıf düşmesi ve Almanya’nın güçlenmesi, İngilizleri de yeni politikalara sevk etmişti. 1853’de Rus Çarı Nikolay’ın “hasta adam” Osmanlı Devleti’ni paylaşma teklifini reddeden İngiltere artık kendi tedbirleriyle Rus yayılmasına engel olmayı tercih ediyordu.

Doksan Üç Harbi Felaketi  

Ekonomik yönden zaten çöküntü içinde olan Osmanlı Devleti’nin “tek başına” Ruslara karşı koyacak gücü yoktu. Rus ordusunun hem Balkanlar hem de Kafkasya’dan saldırıya geçmesiyle farklı cephelerde savaşmak zorunda kalan Osmanlı ordusu çok zor duruma düştü. Kafkas Cephesi’nde Ahmet Muhtar Paşa’nın, Plevne’de de Gazi Osman Paşa’nın “kahramanlıkları” da savaşın gidişatını değiştirmeye yetmedi.

Rus kuvvetleri doğuda Erzurum’a, batıda İstanbul’a kadar ilerlediler. Rus ordusunun batıdaki son noktası Ayastefanos (Yeşilköy) oldu.

Rusya Akdeniz’e İniyor

Rus ilerleyişi çok ağır şartlar taşıyan Ayastefanos Antlaşması’yla durdurulabilmişti. Antlaşmayla büyük bir Bulgaristan prensliği kuruluyor ve sınırları Ege Denizi’ne ulaşıyordu. Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsız olurken Kars, Ardahan, Batum ve Bayezid, Ruslara bırakılıyordu. Ayrıca Osmanlı Devleti çok ağır bir savaş tazminatı ödemeyi kabul ediyordu.

Abdülhamit daha hükümdarlığının ikinci yılında böyle bir hadiseyle karşılaşmış, “kırk satır mı kırk katır mı” ikileminde bu ağır şartları kabul etmek zorunda kalmıştı.

Ayastefanos Antlaşması, Avrupalı devletleri de ürkütmüştü. Rusların Bulgar prensliği vasıtasıyla Akdeniz’e inme emellerine ulaşması, Kars ve çevresini alarak bu bölgeden de Akdeniz’e inme fırsatı elde etmesi, özellikle İngiltere’nin menfaatlerini tehlikeye düşürmekteydi. İngiltere bu durumun Hindistan yolu üzerinde tehdit oluşturduğu kanaatindeydi.

Balkanları yayılma alanı olarak seçen Avusturya’nın da Ayastefanos’tan rahatsız olması, antlaşmanın gözden geçirilmesi düşüncesinin Avrupalı devletlerarasında güçlenmesini sağladı.

İngiliz Teklifi 

Rusların ilerlemeleri İngilizleri harekete geçirmiş ve Osmanlı Devleti’nin muhalefetine rağmen İngiliz gemileri Marmara’ya gelerek Ruslara gözdağı vermişlerdi.

İngilizlerin ikinci adımı Ayastefanos Antlaşması’nın yeniden gözden geçirilmesini istemek oldu. İngilizler bunun için sadece Ruslarla görüşmeler yapmakla kalmıyor, diğer Avrupa devletlerinden de destek istiyorlardı.

İngilizler ayrıca Kıbrıs adasının kendilerine teslimini istediler. Bunun karşılığında Ayastefanos’un yerine yeni bir antlaşma yapılacaktı.

Gerekçe olarak Rus tehdidini ileri sürüyorlar, yeni antlaşmada Kars, Ardahan ve Batum’dan birisinin Ruslarda kalması halinde Kıbrıs’ı üs olarak işgal edeceklerini belirtiyorlardı. Böylece Abdülhamit, Ayastefanos’ta “kırk katırı” kabul etse de bu sefer de “kırk satır” tehdidiyle karşı karşıya kalmıştı.

Abdülhamit Anlaşmayı Onaylıyor

19. yüzyıl, Osmanlı Devleti’nin varlığını devletlerarası mücadelelerden yararlanarak ve büyük devletlere yaslanarak devam ettirdiği bir dönemdi. Bu nedenle bazen Fransızlara karşı İngiliz ve Ruslardan, bazen Ruslara karşı İngiliz ve Fransızlardan destek istemişti.

En kötü örnek ise 1821’de başlayan Yunan isyanıydı. Bu isyanı Mısır kuvvetlerinin desteğiyle bastırabilen Osmanlı Devleti; İngiltere, Fransa ve Rusya’nın ortak hareket etmeleriyle “yalnızlığın faturasını” çok ağır bir şekilde ödemişti.

Mısır valisi M. Ali Paşa’nın isyanında ise Mısır kuvvetleri İstanbul’u tehdit edince II. Mahmut, Ruslardan yardım istemek zorunda kalmıştı. M. Ali Paşa’nın ikinci defa isyanında da Rusların yardıma gelmesinden endişe eden İngilizler devreye girerek Mısır sorununun çözüme kavuşmasını sağlamışlardı.

İngiliz arşiv belgeleri üzerinde çalışma yapan Sonyel’e göre İngilizler, M. Ali Paşa’nın ikinci isyanı sonrasında yardımlarına karşılık Osmanlılardan toprak talebini tartışmışlar ve Hindistan’a kadar devam edecek bir demiryolu inşasını düşünmüşlerdi. Hatta bundan sonra sıranın Filistin’e geleceği ve buraya Yahudilerin yerleştirilmesi gerektiği gündeme gelmişti.

Bu hadiseden yaklaşık kırk yıl sonra İngilizler, Kıbrıs’ı istiyorlardı. Osmanlı Devleti çaresiz bir şekilde bu teklifi değerlendirmiş, Abdülhamit teklifi çeşitli ortamlarda müzakere ettirmişti. Teklifi yapan kişi Osmanlı ülkesini çok yakından tanıyan ve Türkçe de bilen İngiliz elçi Layard’dı.

Bu sırada Abdülhamit’e karşı Ali Suavi önderliğinde başarısız bir darbe girişimi yapılmıştı. Padişah bu darbenin İngilizlerce planlandığı kanaatindeydi. Buna rağmen Rus tehdidine karşı İngilizlerle ittifak yapmak zorundaydı. İşin ilginç yanı İngilizler de Ruslarla anlaşarak Ayastefanos’un birçok maddesini kabul etmişlerdi. Ancak bundan Osmanlı Devleti’nin haberi yoktu.

İngilizlerin son teklifinde tehdit de yer alıyor, Padişahın bu teklifi reddi halinde İstanbul’un işgal edileceği ve Osmanlı topraklarının paylaşılacağı belirtiliyordu. Padişaha cevap için sadece kırk sekiz saat süre tanınmıştı.

İngilizlerle yapılacak antlaşma Abdülhamit’in önüne getirilmiş ve padişah metnin üzerine “hukuk-ı şahaneme asla halel gelmemek şartıyla” yazmıştı. 4 Haziran 1878 tarihli antlaşmada da bu hüküm yer almıştır.

Antlaşmaya göre Rusya Batum, Kars ve Ardahan’dan birini geri vermezse veya kesin barış antlaşmasıyla belirlenen Osmanlı topraklarından bir yeri işgale kalkışırsa, İngiltere Osmanlı Devleti’ne yardım gönderecekti. Buna karşılık Osmanlı Devleti de “kendi tebaası Hristiyanların korunması için” gereken tedbirleri alacaktı.

Misak-ı Milli ve Lozan’da Kıbrıs 

Antlaşmayla İngiltere, Osmanlı Devleti’ne karşı yükümlülüklerini yerine getirebilmek amacıyla adayı işgal edecekti. Adada şer’i mahkemeler ve evkaf idaresi devam edecek, İngiltere topladığı vergilerin adaya yapacağı harcamalardan artan kısmını İstanbul’a gönderecekti. Rusya Kars ve çevresini iade ederse Kıbrıs’taki işgal sona erecek ve antlaşma ortadan kalkacaktı.

11 Temmuz 1878’de adanın işgaliyle Osmanlı Devleti Kıbrıs’ı 306 sene, 8 ay, 19 gün hâkimiyetten sonra fiilen kaybetti. Buna karşılık Berlin Antlaşması’nda ancak kısmi düzenlemeler yapıldı. Doğuda sadece Bayezid geri verilirken Batum, Kars ve Ardahan Ruslarda kaldı.

Ayastefanos’ta kurulan büyük Bulgar prensliğinin sınırları yeniden belirlenerek Ege Denizi bağlantısına son verildi. Bosna-Hersek’in idaresi de “geçici” olarak Avusturya-Macaristan’a bırakıldı.

İngiltere antlaşmaya dayanarak adayı işgal ettiği gibi 1882’de Mısır’ı da işgal etti. Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girmesiyle de Kıbrıs’ı topraklarına kattığını açıkladı. Son Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin kabul ettiği Misak-ı Milli’de de Kıbrıs’la ilgili bir hüküm yer almadı.

Yeni Türk devleti de Lozan Barış Antlaşması’nın “Topraklarla İlgili Hükümler” kısmının 20. Maddesiyle adanın “Britanya Hükümeti tarafından ilhakını” onayladı.

Böylece 1571’den itibaren Türk egemenliğinde bulunan ada, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ağır faturasıyla önce fiilen sonra da hukuken elden çıktı ve ancak 1950’lerde yeniden Türkiye’nin gündemine geldi.

Osmanlı Devleti dünya dengesinde “yalnız” kalmanın faturasını çok ağır bir şekilde ödemiş ve Abdülhamit Kıbrıs’ı İngilizlere vermek zorunda kalmıştı. Benzer durum 1881’de Fransız işgaliyle Tunus’ta, 1882’de de İngiliz işgaliyle Mısır’da yaşanacaktı.

Abdülhamit devrinde görünüşte Kıbrıs ve Mısır’da Osmanlı egemenliğinin devam ettiği iddia edilse de bunun hiçbir karşılığı yoktu ve her ikisi de İngiltere’nin işgali altında olup bu devlet tarafından yönetilmekteydi.

Kaynaklar: S. R. Sonyel, “İngiliz Belgelerine Göre: Osmanlı Padişahı Abdülhamit 48 Saat İçinde Kıbrıs’ı İngilizlere Nasıl Kiraladı”, Belleten, C. XLII, S. 168; 1978; D. Akalın, C. Çelik, “19. Yüzyılda Doğu Akdeniz’de İngiliz-Fransız Rekabeti ve Osmanlı Devleti”, Turkish Studies, Wolume: 7/3, Sommer 2012; F. Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Ankara, 1997; T. Özcan, “ Modern Osmanlı Diplomasisine Geçiş Sürecinde Kıbrıs (1876-1908), GÜ SBD, C. 16, S. 2, 2017.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin