Muhsin Yazıcıoğlu’nu da mı Cemaat öldürmüş?!

YORUM | RAMAZAN FARUK GÜZEL

Şüpheli bir helikopter kazası ile hayatını kaybeden Büyük Birlik Partisi Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun dosyası ne oldu, nereden nereye geldi; bileniniz var mı?

Türkiye kamuoyu balık hafızalıdır, fikri takip alışkanlığı yoktur… Konular, gündeme getirildiği kadarıyla bilinir ve öyle kabul edilir geçilir. İnsanımızın genel itibariyle okuma alışkanlığı olmadığı için kendisine sunulan hazmı kolay görselliği olan televizyon haberleri ile yetinir.

Son 15 Temmuz kurgusundan sonra da muhalif, sorgulayıcı içerik üretebilecek bütün medya kanalları bir şekilde susturuldu, araştırmacı gazeteciler de hapis ve sürgünlerle konuşamaz hale getirildi.

Bu ortamda da yeni bir rejim kurma iddiasındaki (Erdoğancı/Avrasyacı) koalisyon, kendi gerçeklerini üretmeye devam ediyor. Bunu yaparken –içinde kendilerinin de şüpheli olduğu bir çok dosya dahil- hemen her problemi “şeytanlaştırılan” bir topluluğa (Cemaat’e) yıkarak işin içinden çıkma çalışıyorlar…

TC tarihinin bütün arızaları bu “Günah Keçisi”ne yıkılarak yeni/arınmış bir gerçeklik kurma yolundalar… Bütün darbeleri, bütün faili meçhul cinayetleri bu ‘Günah Keçisi’ne yıkarken bazen öyle abartıyorlar ki, işi Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesini dahi Cemaat’e yıkma noktasına kadar getirdiler.

Böyle bir trendde Yazıcıoğlu cinayeti de Cemaat’e yıkılamaz mı sanki? Bir kaç atraksiyon geliştirdikten sonra neden olmasın? Birilerini eklersin, çıkarırsın, şüphe oluşturursun, hükmü medyanda verirsin. Hafızalara o etiket, çamur, gerçeklik yapışır kalır. İnsanlar da onu öyle kabullenir geçer.

Nasıl mı?

AVUKAT KONUŞTURULARAK MESELA…

İktidarın haber sitesi Haber7, “Büyük Birlik Partisi Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’un ailesinin avukatlarından” olduğu ifade edilen Kemal Yavuz’u konuşturup onun bir cümlesini alıp arzulanan algıyı manşetten netleştirmiş: “Yazıcıoğlu’un avukatı: Çoğu FETÖ’cüydü!”

Nasıl yani, rahmetli Yazıcıoğlu’nu öldürenlerin mi hemen hepsi Cemaat’tenmiş?

Haberin içeriğine baktığınızda görüyorsunuz ki, mevzu aslında şu imiş:

– Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Yazıcıoğlu’nun ve beraberindeki 5 kişinin helikopter kazası ile şüpheli ölümünün araştırılması kapsamında soruşturma başlatılmış,

– Soruşturmada 132 şüpheli hakkında işlem yapılmış,

– Sonrasında tüm bu şüpheliler hakkında 20 Haziran 2016’da ‘Kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına’ dair karar verilmiş,

– Bunun üzerine Muhsin Yazıcıoğlu’un ailesi ve Büyük Birlik Partisi karara itiraz etmiş,

– Yaklaşık 21 ay boyunca itirazı inceleyen Kahramanmaraş 2’nci Sulh Ceza, 20 kişi hakkındaki “takipsizlik” kararını kaldırmış ve diğer 112 kişi hakkındaki itirazı ise reddetmiş.

– Gaziantep 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin de önceden “takipsizlik kararının kaldırılmasına” ilişkin bir kararı varmış ve o kararla bu karar arasında da bir çelişki varmış…

– İşte bu noktada devreye giren Haber7, “BBP Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’un ailesinin avukatlarından” olduğu ifade edilen Kemal Yavuz’dan aldığı şu cümleyi manşete taşıyıp altın vuruşunu yapmış:

“20 kişinin, birkaç kişi haricindeki tamamının FETÖ’cü olduğunu söyleyebilirim.”

ASLINDA NE OLMUŞ?

Soruşturması ısrarla sürüncemede bırakılmış olan rahmetli Yazıcıoğlu’nun dosyası kapatılmışken, öldüğü tarih olan 25 Mart 2009’dan 10 yıl sonra tekrar açılması dikkat çekici… Halbuki rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, bir duruşma çıkışında ne demişti: “10 yıldır gidiyoruz geliyoruz, bir arpa boyu yol kat edemiyoruz.”  Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopterin düşmesine ilişkin, hakkında “görevi kötüye kullanma” suçundan dava açılan, dönemin İstihbarat Şube Müdürü eski emniyet amiri Dursun Özmen’in yargılanması ile ilgili bir davanın çıkışında demişti bunları Gülefer Hanım! Kahramanmaraş 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma 19 Eylül’e ertelenirken Bayan Yazıcıoğlu, davanın ana dosya halinde birleştirilmesini istediklerini, yıllardır dosyanın ve kendilerinin süründürüldüğünden yakınıyordu acı acı!..

Önce torbaya -ilgili ilgisiz- herkesi eklemişken, kapatıyorsunuz… yargıyı her yönüyle ele geçirdikten, 15 Temmuz ile ülkede adeta neo bir Takrir-i Sükun dönemi yaşatırken dosya içinden 20 kişiyi seçip “çaya çorbaya limon” nevinden her olaya eklediğiniz Fetö söylemi ile dosyayı yeni versiyonu ile piyasaya sürüyorsunuz…

Yer mi bunu kamuoyu? Yer. Neler yemedi, midesi neleri hazmetti, bunu mu sindirmeyecek!..

Halbuki Yazıcıoğlu’nun ortadan kaldırılmasından sonra partisinin nasıl Saray’ın bahçesine bağlandığı herkesin gözü önünde gerçekleşti. Rahmetli Yazıoğlu’nun eşinin, bir duruşmaya katılmaya kalkan Destici’ye dedikleri de hala kulaklarda, hafızalarda…

Yeni yansıyan bilgilerde kendisinin, ‘birilerinin ortalığı karıştırmasını istediklerini, onun buna müsaade etmediğini, bu sebeple de birilerinin onu öldürmek istediğini’ ifade ettiği aktarılmakta…

Şu an rahatsızlığı sebebiyle hastaneye kaldırılmış olan dönemin GKB Yaşar Büyükanıt ile Erdoğan arasında (27 Nisan 2007 Muhtırası’ndan bir hafta sonra) 4 Mayıs 2007’de bir görüşme gerçekleşmişti. “Dolmabahçe Mutabakatı” denilen uzlaşma sonrasında devletin yeni baştan dizayn edildiği artık herkesçe malum… Tek Adamlı, Avrasyacı yeni rejimde ayak diretebilecek Cemaat gibi “ayrık otları”nın devletten ayıklanması, diğer muhalif bazı siyasi figürlerin bu merkeze dahil edilmesi/ eklemlenmesi, buna yanaşmayacak olanların ise bir şekilde ekarte edilmesi vb bu mutabakatın temel taşlarından…

Hayrettin Karaman gibi hükümetin fetvacılarının, Yazıcıoğlu’nun ölümünü kast ederek “çoğunluğun menfaati için azınlığın menfaatinin görmezden gelinebileceği, feda edilebileceği” fetvaları verdiği çokça tartışılmıştı. Bu fetvanın Gülen Cemaati üyelerini kapsadığı da bolca dillendirilmişti.

Nitekim, Yazıcıoğlu ile Gülen Cemaati lideri arasındaki yakın diyalogtan dolayı milliyetçi kesim ve derin devlet Rahmetli Yazıcıoğlu’ya karşı dinmeyen bir öfke duyuyordu. Onun zamanında MHP’ten ayrılması ve ayrı bir parti (BBP) kurmasında da “F. Gülen’den bu konuda fikir almasının etkisi olduğu” iddia edilmiş ve bu noktada da ona duyulan öfke hiç dinmemişti, (bunun öyle olmadığı hem Gülen, hem de Yazıcıoğlu tarafından tekrarla yalanlanmış olsa da…)

Bu konuda söylenecek sözler; bırakın bir yorum yazısını, bir kitabı dahi taşıracak kadar… Bu yazıda, eski bir yargı mensubu ve 30 yıllık bir hukukçu olarak soruşturmada adı geçen yargı mensupları ile ilgili bazı detaylar vermekle yetineyim şimdilik… Yorumunu da akleden insanların izanına bırakıp geçeyim.

KİM NEREDE?

Muhsin Yazıcıoğlu cinayetinde sorumlular hakkında takipsizlik kararı verip dosyayı kapatan savcı Habip Korkmaz hakkında kısa bir hafıza tazelesek o bile yeter zannımca… Kaldı ki bu hususta DDK/ Devlet Denetleme Kurulu’nun raporu çok açık ve nitelikli olmamakla beraber sözkonusu cinayetin bir nebze de olsa perdesini aralamıştı. Oraya da bakılabilir.

Kocaeli Başsavcısı yapılan Habip Korkmaz

Yazıcıoğlu dosyasını kapatmış olan Savcı Habip Korkmaz, aslen Tokatlı olup MGB’nin (Milli Gençlik Vakfı) evlerinde yetişmiş olan ve de bu takipsizlik kararını verdikten hemen sonra ödül olarak önce Çorlu’ya, sonra Elazığ’a, en son olarak da Kocaeli’ye Başsavcı yapılmış birisi. Özellikle de Kocaeli’de de Cemaat’e karşı yürütülen soruşturmalardaki amansız tavrından dolayı da sık sık kamuoyu gündemine gelmiş bir yargı mensubu.

Bahsettiğim DDK raporu ile ilgili olarak da bir önceki HSYK döneminde Adalet Bakanlığı bünyesinde bir inceleme yapılmış, bir rapor hazırlanmış ve burada, “Adı geçen savcının kasıt niteliğindeki ihmallerine dikkat çekilerek HSYK’ya hakkında soruşturma yapılması” yönünde talepte bulunulmuş ve ardından AFAD İşleri Genel Müdürlüğü hakkında suç duyurusunda bulunulmuştu. 17/25 Aralık 2013 sonrasında ise bu raporlar, bu suç duyuruları buhar olup gitmişti. Son akibetini bilen var mı?!

Muhsin Yazıcıoğlu’nun şüpheli ölümünü araştırmak, aydınlatmak isteyenler aslında “Cemaatçi” diye fişlenenler mi, yoksa Hükümetin atadığı adamlar mı?.. Antrparantez sorayım; takipsizlikle kapatılan dosyayı tekrar açan yargı mensubu şimdi nerede biliyor musunuz? 15 Temmuz’dan hemen sonra ihraç ettiler ve hapse attılar. Bu kadarlık bilgi de yeter aslında, değil mi?
..
Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun yakınlarının avukatlığını yaptığı söylenen ve iktidar medyasına Cemaat’i işaret eden manşetlik beyanlar veren Avukat Kemal Yavuz’un bu beyanlarına karşılık, Yazıcıoğlu’nun hayatta iken avukatlığını yapmış ve İstanbul’da bürosu bulunan avukat M.E. ise farklı konuşmakta…

Cemaat üyesi olmakla suçlananların davalarına da bakmakta olan M.E, bir kaç kaynaktan aldığım bilgiye göre, “Muhsin Başkan’ın ölümünün araştırılması yönünde gayret gösteren kişilerin tamamının ‘Cemaat Mensubu Olmak’la suçlananların olduğunu ve hepsinin de tenzili rütbe, sürgün veya soruşturmalarla etkisiz hale getirildiklerini” söylemekte…

Yine o dosyayı takip etmiş olanların dediği şu:

“Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturmayı, o dönemde Kahramanmaraş Adliyesi Komisyon Başkanı ve Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan Turgay Ateş ve dosya Savcısı Habip Korkmaz’ın kapattıkları, daha sonra her ikisinin de ödüllendirildikleri, Turgay Ateş’in Denizli Ağır Ceza Başkanlığı akabinde HSYK’ya aday gösterildiği ve sonrasında üye yapıldığı  ve Habip Korkmaz’ın da Çorlu Cumhuriyet başsavcılığına atandığı”. (İnanmayanlar, kronolojiyi açık bilgilerden de teyit edebilirler.)

Turgay Ateş ve Savcı Habip Korkmaz’ın o dönem nasıl birlikte hareket ettikleri ve Maraş Adliyesi’nde en etkili kimseler haline getirildikleri,  Avukat Kemal Yavuz ile yakınlıkları ve münasebetleri; vakti gelince bütün detayları ile aydınlanacaktır da…

AVUKAT KEMAL, AĞIZ DEĞİŞTİRSE DE…

Avukat Kemal Yavuz, güç dengelerinin bu kadar savrulduğu bir dönemde farklı vurgular yapsa da başlarda böyle konuşmuyordu.  Maraş Barosu’nda bir avukat arkadaşa avukat Kemal Yavuz şunları anlatmıştı:

“Ankaradan bir kişi geldi, Turgay ve Habib ile görüştü, yaklaşık bir ay dosya üzerinde birlikte çalıştılar, sonunda da dosyayı piç ettiler, kasıtlı olarak işlemez hale getirdiler ve sonunda da takipsizlik kararı çıkarttılar.”

Kemal Yavuz, zamanında böyle dediği halde ve hatta Turgay Ateş ile Habip Korkmaz’a ağza alınmayacak küfürler ettiği halde sonradan “Cemaatçiler yaptı” demeye gelen ifadelerle işi geçiştirmeye çalışması samimi ve dürüst değil!

Ankara’dan gelen o kişi Adliye’de görevli birisi değildi, ama sırf bu dosyaya çalışmak ve manipüle etmek için gelmişti. Şimdi nerede o şahıs ve kimdi?

Bunu en iyi bilebilecek kimselerden birisi de Avukat Kemal’dir. O kişinin peşine düşeceğine işi başkalarına yıkması, “Para kesesini karanlık kilerde düşürmüş Nasrettin Hoca’nın, araması daha kolay diye keseyi dışarıda araması” kadar yersizdir. Kemal Yavuz ki aldığım duyumlara göre bir kaç sefer Cemaat’in yurtdışı gezilerine katılmış, oralardaki müesselerini görmüş, çok etkilenmiş, sonrasında hemen her ortamda Cemaat’i ve icraatlerini takdirle yad etmiş birisi… Yani bu “Hareket”in neleri yapıp neleri yapamayacağını yakından bilen bir şahıs… Fakat bu dönemde çok yönlü baskıların olduğu, kimilerin zorla, kimilerinin de gönüllü olarak algı operasyonlarına kapıldığı malum.

Vicdan sahiplerine düşen ise gerçeği bulup ortaya çıkarmak ve hakikatlerin aydınlanması adına bildiklerini paylaşmak…

SON MANZARA

Özetle, bir yerlerden bileti kesilmiş olan Rahmeti Muhsin Yazıcıoğlu’nun öldürülmesi üzerine çok yönlü gidilmesi gerekiyordu. Şunlar sorgulansaydı en azından:

– O dönem Kayseri valisi, “Yazıcıoğlu iyi, hayatta” diye açıklama yapmış, sonradan çark etmişti. Kimse mi sormaz o valiye ne oldu, diye!

– Köylülerin jandarmaya helikopterin düştüğü yeri göstermelerine rağmen günlerce onların gösterdiği yerde arama yapılmayıp başka yerde arama yapılmasının nedeni hiç sorulmadı, buradaki görevi ihmalden dolayı kimseye soruşturma açılmadı.

– Cep telefonundan çağrı merkezi ile saatlerce konuşan TGRT-Haber muhabiri bulunduğunda çenesinin kırık olduğu görüldü. Kimse de sormadı: “Helikopter düşer düşmez çenesi kırılmış olsa o rahmetli nasıl öyle saatlerce konuşabilsin? Öyleyse gelip kim kırdı, susturdu ve öldürdü onu?” diye.

– Bir hakim dostum şöyle anlatmıştı: “Bizzat bir köylüden duydum, bazı askerlerce ‘bu konuda sağda-solda konuşmayın, hiç iyi olmaz’ diye uyarıldıklarını.” Oradaki köylülerle hiç mi konuşulmaz, sorulmaz?

– O zamanlar Ali KIRCA’nın sunduğu ATV ana haber bülteninde kaza anından çok kısa bir süre sonra (yaklaşık yarım saat sonra) Ulaştırma Bakanlığı’nın ilgili biriminin, ‘yolcuların cep telefonu sinyal bilgilerinden hareketle helikopterin enkazının bulunduğu yer ile alakalı 1 km eninde ve 30 km uzunluğunda bir şerit belirleyip, kurtarma ekibine bildirildiği’ kaydedilmiş, hatta ATV’de bu yönde bir resmi yazı yayınlanmıştı.

Nitekim günler sonra köylüler tam da bu resmi yazıda belirtilen alanda enkazı bulmuşlardı… Oysa ki İçişleri Bakanı Beşir ATALAY, Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral, vali vs Göksun’da kamp kurmuşlar, 3.000 askeri kış günü aksi yöndeki dağlara sürmüşlerdi. Hatta askerlerden 20 tanesi donma ve ölüm tehlikesi atlatmıştı. Sormaz mı kimse, “kim manipüle etti, bulunmasını engelledi?” diye!

– Düşen helikopterin karakutusu, ilgili aygıtları bulunamamış, dönemin Cumhurbaşkanı Gül de ‘o cihazı keçiler yemedi ya’ diye sormuştu haklı olarak. Ardından, enkaza köylüler bulmadan müdahale eden askerlerin görüntüleri kamuoyuna yansımıştı. Kimse de mi bunun üzerine gitmez?!

– Uçağın düşmesinde etkisi olduğu iddia edilen jet uçakları Genelkurmay’a sorulabilirdi,

– Yardım çağrılarına rağmen ısrarla kaza yerine ulaşılmamasının sorumlularına, bunun takipçisi olması gerekirken ihmali olan siyasilere, bürokratlara hesap sorulabilirdi,

– “Ergenekon Davaları’nda gizli tanık olduğu ve elinde önemli belgelerin bulunduğu, bunları bir çantada hep yanında taşıdığı” konuşulan Yazıcıoğlu’nun ölümü ile ilgili muhtemel şüphelilerin üzerine gidilebilirdi…

Hiç olmazsa soruşturmalarının sürüncemede bırakılıp sonra kaldırılmasının üzerine gidilebilirdi! Evet, tekrar hatırlatalım:

– Ankara’dan gelip dosyaya müdahale eden kimdi?

– Dosya, bu kişi tarafından, dönemin Komisyon Başkanı Turgay Ateş ve dosyanın savcısı Habip Korkmaz’a dosyayı işleyemez hale getirdiği için mi takipsizlik kararı verildi, verildiyse de niye böyle bir suça girişildi?

– Rahmetli Yazıcıoğlu’nun eşine savcılıkça ‘Bu işin üzerine daha fazla gitmemeleri gerektiği, aksi takdirde sonunun hiç iyi olmayacağı” uyarısı yapılmış mıydı, yapıldıysa bu uyarı yapan kimdi ve kimler adına bunu söylemişti?

– Sonrasında takipsizlik kararını kaldıran savcı görevden atılıp bilahare tutuklanmışken, takipsizlik kararını veren savcı Habip Kormaz’ın ödül olarak Batı’da Başsavcılığa atanması ile dönemin Komisyon başkanı Turgay Ateş’in ödüllendirilerek HSYK üyesi yapılması sizce de biraz tuhaf değil mi?

– Nitekim bundan 5 yıl kadar önce Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın cevaplandırması istemiyle dönemin MHP milletvekili Lütfü Türkkan Meclis Başkanlığına bir soru önergesi vermişti. Burada, “Yazıcıoğlu soruşturmasında takipsizlik kararı veren Savcı Habib Korkmaz 4 yıldır ulaşılamayan hangi bilgilere ulaşmış, dosya 6 ayda takipsizlikle sonuçlandırılmıştır?” diye sorulurken,

a- Savcı Habib Korkmaz’ın dosyayla ilgili takipsizlik kararı vermesinin ardından Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı’na atanarak ödüllendirilmesi,

b- Takipsizlik kararını kaldıran Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ahmet Maden’in tenzili rütbe ile düz hakim olarak Kayseri’ye atanmasının,

c- Savcı Habib Korkmaz’ın bağlı olduğu Kahramanmaraş Başsavcı vekili Gürhan Aktaş’ın İl Başsavcılığı’na terfi ettirilmesinin gerekçesi sorulmuştu.

Bu soruların hala cevabı yok! En azından avukatları bu işin takipçisi olmaz mı?!

– Şimdilerde, dosyanın aydınlanması için çaba sarfetmesi gereken Avukat Kemal Yavuz’un kalkıp da işi Cemaat’e yıkmaya çalışması çok daha tuhaf değil mi? Kaldı ki Baro odalarında mezkur yargı mensuplarına o kadar kızıp, ağza alınmayacak laflar etmişken..?

Bu dönem, ateşten gömlek giyme vakti adeta! Doğruları konuşabilmek bazen ölümden beter! Ölseniz sadece kendiniz heba olacaksınız, ama işin ucunda aileniz, yakınlarınız da var… O yüzden de her şeye rağmen doğruları konuşabilmek, en azından yalan söylememek, iftira atmamak başlı başına bir iş oldu!

Rahmetli Yazıcıoğlu’nun ölümünden az önce bir rüya görmüştüm. Rüyamda:

Çok şiddetli bir fırtına ve sel başlamış, önüne geleni kapıp götürüyordu. İki taraftan sel suları akarken ortadaki bir tepeye çıkıp kendimi emniyete alıyordum… Ve o esnada yanımdan bata çıka Muhsin Yazıcıoğlu geçiyor, elini uzatıyor, yardım istiyordu. Ne kadar uzansam da elim yetişmiyor, sonra kaybolup gidiyordu!.. Vefatından sonra da bu rüyayı tekrar tekrar görmüş, o rüyalarımda her seferinde elimi uzatmış ama yine ona elim ulaşamamış, yardımcı olamamıştım bir türlü!

On yıldır bunun iç burkuntusu içindeyim. Şimdi, bu kadarlık olsun onun dosyasıyla ilgili bildiklerimi, duyduklarımı –yeri gelmişken- aktarmak istedim. Canımızı Veren de Alan da ömür ve fırsat verdikçe de katkıda bulunmaya çalışacağım, onun hatırasına bir hürmet babından…

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin