15 Temmuz anmasını köpürtebilselerdi bunu yapacaklardı

HABER-ANALİZ | M. AHMET KARABAY

15 Temmuz 2016’da yaşanan olayların üzerinden 5 yıl geçti. O gün neler yaşandığını, sonrasında nelerin olduğunu toplum olarak yaşayıp gördük. Henüz hafızalarda bütün tazeliğini koruduğu için yeniden bir ayrıntı paylaşmanın gereği yok.

Dün 5. yıl anmalarını yakından takip etmeye çalıştım. Camiden ana caddelere, ekranlardan sosyal medyadaki yansımalarına kadar…

İktidar tarafından organize edilen anmaların tam gaz devam ettiği tartışmasız. Üstelik kimi alanlarda yenileri ilave edildiği görüldü. Camilerde Cuma hutbesine yansıyanları bir kenara bırakırsak, sosyal medyadaki yansımalarına bakarsanız mevlitler okutulmuş.

Ben hepsini görmedim ama Selatin Camileri denilen belli başlı camilerde Ramazan’da asılan mahyalar asılmış. “Birliğimiz daim olsun” mahyaları akşamdan sabaha kadar ışıl ışıl yakıldı.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

ONUNCU YIL MARŞI VE TÜRKİYEM İLE VERİLEN MESAJ

Gündüz hayatın akışına yansıyan bir etkinlik yoktu. Gece ise belli başlı merkezlerde konvoylar oluşturuldu. En yüksek volümle açılan hoparlörlerden “Onuncu Yıl Marşı” ve “Türkiyem” çalındı.

Farklı yerlerdeki arkadaşlara konvoylara rastlayıp rastlamadıklarını sordum. Rastladığını söyleyen arkadaşlarıma hangi müzikleri duyduklarını sorduğumda bu iki müziğin dışında birini işitmediklerini söylediler. Onlar da benim gibi “Dambıra”yı duymamışlar.

Eğer genel uygulama böyle ise verilmek istenen mesaj çok açık. Ama önce şu basit soruyu sormama izin verin. Bu halka yansıyan en önemli etkinlik olan konvoylarda çalınacak müziklerin hangileri olacağının en tepeden belirlenmiş olacağına şüphesi olan var mı?

Ben kendi adıma cevabımı vereyim. Siz de kendi cevabınızı zihninizden geçirin. En tepeden belirlendiği benim açımdan su götürmez.

Şimdi verilmek istenen mesaja geçelim. Onuncu Yıl Marşı Atatürkçülerin, Türkiyem türküsü de Milliyetçilerin daha çok sahiplendiği bir müzik olduğuna göre, “Bu etkinlikler AK Parti’den çok Atatürkçüler ve Milliyetçilerin sahiplendiği bir organizasyon” denilmek isteniyor.

Konvoylara katılanların AK Parti örgütleri tarafından organize edildiği, daha ötesi katılanların bir takım masraflarının karşılanması yanı sıra mesai bedellerinin ödendiği ise (Bunda da öyle olduğunu kontrol etmedim) önceden bu yanan bilinen bir uygulama.

Bütün bu (argo jargonla söylemek gerekirse) fişeklemelere rağmen 15 Temmuz etkinlikleri hayli sönük kaldı.

BİR 5 YIL DAHA SÜRDÜRÜLEBİLİR Mİ?

Akşam bir işadamı ile nezih bir mekânda yemekte idik. Daha gece geç vakitte gerçekleşen konvoylar henüz yapılmamıştı. İşadamı benden 10-15 yaş kadar daha genç. 1980 darbesi yapıldığında henüz ilkokul çağında imiş.

Her yıl 27 Mayıs’ta kutlanan “Anayasa ve Hürriyet Bayramı”nı zar zor hatırlıyor. Daha çok yaptığı okumalardan hatırladığını söylüyor. Ancak bu bayramın ne zaman toplum hayatına girdiğini ve ne zaman kaldırıldığına ilişkin bir bilgi zihninde yoktu.

Merak edip sorduğu ise başka idi.

Konuyu dağıtıyorum ama toparlamada zorluk çekmeyiz merak etmeyin. 15 Temmuz ne diye anılıyor? Tam adını hatırlayan var mı?

Eminim çoğunuz bir çırpıda hatırlayamadı. “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü”. 27 Mayıs tarihlerinde kutlanan bayram, 1961 Anayasasının 9 Temmuz 1961’de referandumla kabul edilmesi ile hayatımıza girmedi.

O tarihte ülkeyi yöneten Milli Birlik Komitesi’nin onayı ile 3 Nisan 1963’ten itibaren kutlanmaya başlandı. 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar da kutlamaya devam etti.

“15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü” de 29 Ekim 2016’da Resmi Gazete’de yayınlanan yasa ile hayatımıza girdi.

İşadamı arkadaşım, “Bu kutlama ya da anma hangisinin dediğini bilmiyorum. Kaç yıl daha devam eder?” diye sordu. Ben de ona son 5 yılda yapılan etkinliklerin dozunda bir değişiklik olup olmadığını sordum. Geçen sene yine epey yoğun olduğunu, ama bu sene toplumdaki yansımasını nerede ise hiç görmediğini söyledi.

Ben de kendi gözlemi üzerinden cevap verdim. “5 yılda erime noktasına gelen toplumsal dayanağının bir 5 yıl daha sürdürülebilme imkanı var mı?” diye soruya soruyla cevap verdim. “O kadar sürmez” dedi. Benim kanaatimin de bir 5 yıl daha sürdürülemeyeceği yönünde olduğunu söyledim.

MUAVİYE’NİN “BİRLİK YILI”NDAN ESİNLENME Mİ ACABA?

Emevi Hanedanlığının kurucusu Muaviye bin Ebu Süfyan, halifeliği 661 yılında Hz. Hasan’dan devralmıştı. Babası Hz. Ali’nin öldürülmesi üzerine Muaviye ile yeni bir savaşı göze alamayan (ya da ümmetin yeniden karşı karşıya getirilmesini istemeyen de diyebilirsiniz) Hz. Hasan, Kûfe’ye gelen Muaviye’ye biat etmişti.

Muaviye, Hz. Hasan’ın kendisine biat etmesi ile kanlı dönemin geride kaldığını insanlara ikna etmek için Hicri 41/Miladi 661 yılını “Ümmetin Birlik Yılı” ilan etmişti.

Ekim 2016’da ilan edilen günün 1355 yıl önce Muaviye’nin ilan ettiği kutlamaya çok benzeten bir ben miyim acaba merak ediyorum.

Her ne ise…

Tekrar yazının en başına dönelim. Hatta yazının başlığına.

AK Partili arkadaşlarla son haftalarda konuştuğumda pek çoğundan benzeri şeyler duyuyordum. Hemen hepsi söz birliği etmişçesine bu 15 Temmuz anma ve kutlamalarının çok önemli olduğuna vurgu yapıyorlardı.

Niçin önemli sorularını hep geçiştirmeye çalıştılar. Kimi toplumsal hafızanın canlı tutulmasından söz etti, kimi o travmanın büyüklüğünün unutulamayacağından dem vurdu. Bu kutlama ve anmaların sadece Cumhur İttifakı’na mal etmenin doğru olmadığını, toplumun her kesimi tarafından benimsendiğinin sergilenmesi bakımından önemine vurgu yapanlar da vardı.

Benim AK Partili arkadaşların konunun altını çizmelerinden anladığım ise biraz daha farklı idi.

Eğer bu 15 Temmuz’da toplumun geniş kesimlerinin katılımı ile bir etkinlikler yapabilselerdi 16 Temmuz’dan itibaren bir fırtına koparacaklardı. Camiaya yönelik çok geniş kapsamlı yeni bir operasyona girişmeye zemin hazırlamış olacaktı.

Görüldüğü kadarı ile öyle bir rüzgar estiremedikleri için istedikleri fırtınayı koparmayacaklar/koparamayacaklar.

Rutine bindirdikleri operasyonları bir iki hafta tırmandırmaya kalkışacaklar sanırım.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin