AnaSayfa»Yazarlar»Naci Karadağ»Rüzgargülü ve gömü galerisi!

Rüzgargülü ve gömü galerisi!

Pinterest Google+

Haber – Yorum | Naci Karadağ

Biliyorum herkes gibi beni de bir anaforun tam merkezine çekmeyi başarabilecek derecede büyük bir kötüdür Tayyip Erdoğan…

Lehinde ya da aleyhinde fark etmiyor.

Doğru olan herkesin kendisinden bahsetmesini bir şekilde sağlıyor.

Tıpkı zehirli bir sarmaşık gibi.

Türkiye başka olmak üzere dünyanın duvarına sarılmış ve gittikçe büyüyüp serpiliyor.

Herkes ondan bahsetmek zorunda kalıyor bir şekilde.

Yandaşların vazifesi bu. Ekmeklerini Erdoğan yalakalığından çıkarıyorlar çünkü.

Bir şekilde her şeyi ona bağlamaları lazım. Bağlayamasalar bile Erdoğan duyduğunda ya da okuduğunda hoşuna gidecek şeyler yapmalılar.

Reis görmese bile duyduğunda memnun olacağı şeyler yap kafan rahat, cüzdanın dolu olsun.

Belki sadece bu mesele ayrı bir yazı konusudur.

Geçiyoruz…

California Üniversitesi’nden Profesör R. Edward Geiselman yalan ve yalancılar konusunda bir uzman.

Geiselman’a göre usta yalancıların şu ortak özellikleri vardır:

1-Ani sorularla karşılaşman tüm yalan mekanizmasını sarsacağı için bundan hoşlanmazlar.

Ne kadar az soru o kadar çok yalan yani…

2-Karşısındaki kitlenin inandığını anlayınca coşarlar ve bazen aynı cümle içinde kendi kendilerini bile yalanlayabilirler!

İlginç değil mi?

3-Başta sakin gibi konuşurlar, yalanları sıraladıktan sonra konuşmaları hız ve ivme kazanır. Ses tonu ve beden dili yükselir.

4-Zor sorular, düşünme payı ister. Konsantre olmak için bir süre bir yere odaklanıp konuşmaya başlarlar.

Siyasetin bir tür yalan söyleme ustalığı olduğu bidayetinden beri söylenir.

Usta siyasetçi aynı zamanda iyi bir yalancıdır.

Ancak Yalanlar büyüdükçe inanma süresi kısalacağı için yeni yalanlarla yeni katmanlar oluşturmayı tercih eder siyasetçiler.

Ve en önemlisi yalanları yakalandığı zaman bile kendi kendilerini inkâr edebilecek kadar rahat olurlar.

Tayyip Erdoğan’ın siyaset geçmişi sadece yalan ve aldatmaca tarihi değildir.

Aynı zamanda bir yön değiştirme, bazen kendi söylediğini inkâr etme hatta tam tersini söyleyebilme tarihidir.

Sayısız örnek çıkarabilir bu konuda. Merak eden arama motorlarına Erdoğan, çelişki, inkâr, kendi kendini yalanlama gibi anahtar kelimeleri yazarak kaç sonuç çıkacağına bakabilirler.

Harvard Üniversitesi mezunu, yalan uzmanı Pamela Meyer TED konuşmasında yalancılar kadar ona inanan kitlenin de incelemeye değer olduğunun altını çiziyor. Meyer diyor ki;

“Eğer kandırılmak istemiyorsanız bilmeniz gereken, neye aç olduğunuz” diyor ve ekliyor: “Yalan söylemek, bu boşluğu doldurmak, kim ya da nasıl olmak istediğimiz hakkındaki dileklerimizi ve fantezilerimizle gerçek halimizi bağlamak için bir teşebbüs aslında. Boşlukları doldurmak için yalana başvurmamız kaçınılmaz.”

Türkiye’nin gündemiyle ilgili yalanlar ve doğrular meselesinde en acınası durumda olanların iktidar yandaşı medya ve siyasetçiler olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Neyi savunacaklarına dahi, “Yukarıdan” bir işaret gelmeden karar veremeyen bu kütle meseleyi “göklerden gelen bir karar vardır” mottosuyla kutsama boyutuna bile getirmiş durumda.

Ancak şurası kesin ki, Türk siyaset tarihinin hakikati en çok büken, istediği şekilde yontan ve ona göre kitlelere enjekte eden karakterin Recep Erdoğan’dır.

Savunduğu fikirler ve söylediği hakikatleri inkâr süreci giderek kısalan Erdoğan bu anlamda rekor bir hıza ulaşmış durumda.

Artık bir konuşmanın başında söylediğini sonlara doğru rahatlıkla inkâr edebilmekte, hatta başta söylediği fikri ifade edenleri ihanetle bile suçlayabilmektedir.

Son bir örnek vererek meseleyi kapatayım…

Malum; kendileri önceki hafta Almanya’da Merkel ile görüşme yaptı. Cami açtı filan.

Geçen gün ise AKP’nin Kızılcahamam’da düzenlenen 27’inci İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda konuşma yaptı.

Konuşmayı yalan/doğru ekseninde değerlendirecek kadar sabırlı biri değilim maalesef.

Konuşmasının bir yerinde “Acaba kime atarlanacak?” merakını giderdi Erdoğan.

Bizzat damadının anlaştığını söyleyip 12 bakanlığın denetlenmesini teslim ettikleri söylediği McKinsey isimli kuruma giydirdi önce.

Hatırlayacaksınız havuz kalemşörleri ve bizzat damat bakan bu konuşmaya kadar McKinsey ile çalışmanın kutsallığından bahsedip durmuşlardı.

Bu konuda en perişan olan Kerem Alkin isimli saray ekonomisti olsa gerek. Sen kalk canhıraş şekilde meseleyi savun, ardından Reis kariyerine, kişiliğine zerre acımadan toplu mezarlığa seni de gömsün! (BKZ) Snracığıma bayan yandaş kalem Hilal Kaplan el çırparak kutlamıştı bu işbirliğini. (BKZ) Kaplan’ın bu yazısından dolayı herhangi bir utanç ya da mahcubiyet yaşayacağını düşünmüyorum. Lideri Erdoğan’ın kendi kendini inkâr ötme özelliğini çok iyi özümsemiş durumda bu tipler. Hatırlayacaksınız Nasuhi Güngör’ü… Kendi kendini inkâr pahasına Reis’in sözünü düşürmek istememişti. Dolayısıyla Kaplan, üç vakte kadar “MCKinsey pek de matah bir şey değildi zaten” içerikli yazı kaleme alabilir rahatlıkla. Bozmaz yani bu zihniyeti!

Salih Tuna isimli fantastik karakteri buraya alarak yer israf etmek istemezdim.

Ama kendine yazar diyen bir herif şu cümleyi yazabiliyorsa, pespayedir:

“Geceli gündüzlü çalıştığı muhalifleri tarafından da kabul edilen Başkan Erdoğan’a ayak uyduramayanların gözünün yaşına bakılmasın.”

Sorun da burada zaten.

Ayak uyduranların hemen hepsi perişan durumda, zira Reis bir anda tornistan yapınca öylece kalakalıyorlar. Salih Bey de öyle kalanlardan ama derisi kalın, cüzdan önemli olduğu için çok önemsemiyor gömü olmayı!

Kendileri şöyle yazmıştı McKinsey konusunda:

“Bakan Albayrak’ın, Maliyet ve Dönüşüm Ofisi için McKinsey ile çalışmaya karar verdik açıklamasından hareketle “ekonomi teslim edildi” demek, danışmanlık hizmeti nedir bilmemektir.

Danışmanlık şirketleri proje bazlı çalışır.

Kimsecikler danışmanlık şirketlerine “al ekonomiyi yönet” demez.

Ekonomik hedefleri “Maliye ve Hazine Bakanlığı” koyar…”

Takdire şayan bir ıkınma, ense okşanacak bir hava yastığı misyonu. Bir yandaşa yakışan performans. (BKZ)

Ama gelin görün ki “Başkan”ın kendisi bu yalaka takımını boşa düşürdü!

Erdoğan bizzat kendi damadı başta olmak üzere yandaş medyanın tüm zavallılarını gömdü bahsini ettiğimiz konuşmasında. Şöyle dedi:

“Bütün bakan arkadaşlarıma, ‘bunlardan (McKinsey) fikri danışmanlık hizmeti de almayacaksınız’ dedim. Hiç gerek yok, biz bize yeteriz.”

Hani sarayda muhatap almıyor, hükumette ciddiye almıyordur filan da, evde yemek yerken “Yahu damat sen ne saçmalıyorsun?” diye de sormaz mı insan!

Şu sözleri söyleyen bizzat kendi damadıydı zira:

“Yapılan yorumlar cehaletten değilse ihanettendir. Bu ülkede de kimlerin ihanet ettiğini son 3 yılda görüyoruz.”

Bizzat kayınpederini cahillik ve ihanetle suçlayabilecek duruma düşmek pek hoş olmamış doğrusu.

(Erdoğan’ın dönme hızına ayak uydurmayı başarabilen ülkücü çevre!)

Burada Ali Saydam beyefendiye özel bir paragraf açmak durumundayım. Zira Saydam “Bu ülkede her şey olursunuz ama rezil olamazsınız” sözünün ete kemiğe bürünmüş hali gibi.

Hakikaten acınası bir duruma düştü.

Damadın gazıyla şöyle bir yazı yazdı Saydam:

Ancak Erdoğan’ın açıklamasıyla çok garip bir durum oluştu, çünkü Saydam’ın diktiği elbise “cuk” diye Erdoğan’ın üzerine oturmuştu! Yeni Şafak böylesi bir riski göze alamazdı ve yukarıda gördüğünüz yazı, havuz gazetesinden bir anda buhar oldu. Şimdi yerinde yeller esiyor…

Biz Reis ile devam edelim…

Erdoğan’ın konuşmasında şenlik ise esas son kısımdaydı…

Önce aynen şöyle dedi Erdoğan:

Türkiye’de kriz yoktur. Ekonomideki gidişatın bir kriz değil, manipülasyondur…”

Burası çok ilginç…

Bu cümleden hemen sonra aynı Erdoğan, aradan 15 saniye bile geçmeden şunu söyledi:

“Şu gerçeği hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız. Her kriz beraberinde birçok fırsatı da getirir. Özel sektörümüzün bu krizi fırsata çevirecek maharete sahip olduğuna inanıyorum.” (BKZ)

Aynı cümle kümesi içinde kriz için hem yok, hem var diyerek her iki durumda da kendini alkışlatabilen nadide siyasetçilerimizdendir Erdoğan!

Yalan üzerine ilim tahsil eden Pamela Meyer ve palavra uzmanı Profesör R. Edward Geiselman Erdoğan’ı yakından incelemiş olsa, genel konseptlerinde epey değişikliğe gidecekleri kanaatindeyim…

Önceki Son 10 Yazı:
‘Şampiyonluk spor salonunda kazanılmaz’ - 10 Eki 2018
Garip bir konsolosluk vakıası! - 09 Eki 2018
Arka plakasını okuyabilen şoför! - 09 Eki 2018
Kinsey’e etmem şikayet ağlarım ben halime! - 08 Eki 2018
Siz sanki çok şeysiniz! - 05 Eki 2018
Kahrol UEFA! - 28 Eyl 2018
Ne krizi kardeşim? - 26 Eyl 2018
Siz; çocuklarına kıyan kavmin insanları! - 25 Eyl 2018
Bilerek batırıyorlar! - 24 Eyl 2018
İtibar! - 21 Eyl 2018
önceki yazı

Devletin malı deniz...

Sonraki yazı

Casuslar savaşı yeniden mi başlıyor?

Yorum yapın

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir