İktidarın varacağı son nokta neresi?

YORUM | RAMAZAN FARUK GÜZEL

Özellikle 17/25 Aralık soruşturmalarında hukuk ve devlet sisteminin adeta raydan çıkıp şarampole savrulduğu ülkede, aşamalı bir şekilde bütün adli yollar tıkandı. Yargının, Emniyetin işlemez hale geldiği, güçler ayrılığının eriyip “Tek Adam”da birleştiği yerde yaşayan raydan çıkma kazaları hızlı tren kazalarımızdan çok daha vahim vaziyette…

Böyle gider diye düşünenler büyük bir yanılgı içerisindeler… “Tevehhüm-ü ebediyet” (sonsuza kadar süreceği zannında) olanlar, BM ve AİHM’den gelen kararlarla sarsılmaya başladılar. Amerika’daki “karapara, ambargoları delme, rüşvet” dosyaları da dipten dipten devam etmekte…

Aslında millet ve devlet olarak kelimenin tam manasıyla “Sıfır noktası”ndayız. Aradaki perdelerin bir bir kalktığı, çıkış için her vesilenin heder edildiği bir nokta bu…

Nasıl, derseniz; önce çok manidar bir kıssa aktaralım, sonra izahına geçelim…

“HEP KAZANDIM” DERKEN…

Kurtların, kuşların dilinden anlayan Hazret-i Süleyman aleyhisselama gelen bir adam yalvarır:

“Ne olur ey Allah’ın nebisi, bana da hayvanların dilini öğret de ben de konuştuklarından anlayayım”, der. Süleyman Aleyhisselam, bu teklife başta olumlu yaklaşmaz:

“Olmaz”, der. “Sen onların konuştuklarını dinlersen sabredemezsin. Arkasındaki hikmetleri düşünemezsin.”

Ne var ki adam çok ısrar eder. Ve sonunda Hz.Süleyman da o adama hayvanların dilini öğretir. Sevinçle evine gelen adam çöplükteki köpekle horozun konuşmalarını dinlemeye başlar. Bir ara köpekten şu sözleri duyar:

“Horoz kardeş, sen arpayla da buğdayla da karnını doyurabilirsin. Biraz ötedeki taneleri yesen de ekmek kırıntılarını bana bıraksan olmaz mı, benim karnım çok aç.” Horoz şu cevabı verir:

“Sabret köpek kardeş, yarın buraya ağanın ölen eşeğini getirip bırakacaklar, bolca et yer, karnını iyice doyurursun.”

“Bunu duyan ağa hemen koşar ahırdaki eşeği alıp pazara götürür ve satar. Kendi kendine şöyle söylenerek döner:

“İyi ki hayvanların dilini öğrendim, yoksa eşek elimde ölecekti.”

Ertesi gün yine kulak kabartır çöplükteki seslere. Köpek sitem etmektedir horoza:

“Hani ağanın eşeği ölecekti de ben de bolca et yiyecektim ya?!” Horoz cevap verir:

“Ağanın eşeği öldü ölmesine de, satın alan zavallının elinde öldü. Ağa açıkgözlülük edip eşeği sattı. Ama üzülme, bu sefer ağanın atı ölecek. Buraya getirip bırakacaklar, bolca et yer karnını doyurursun.”

Ağa yine hızla kalkar, ahıra gidip atı alarak pazara götürüp satar. Dönerken de yine söylenir:

“İyi ki hayvanların dilini öğrendim, yoksa at elimde ölecekti.”

Gelip yine merakla kulak misafiri olur. Bu sefer köpek daha yüksek sesle sitem etmektedir:

“Horoz kardeş, beni yine aldattın. Hani ağanın atı ölecekti ya?!”

“Ağanın atı öldü ölmesine de, sattığı zavallının elinde öldü.” Der horoz ve devam eder: “Üzülme, bu sefer daha büyük bir ziyafete konacağız hep birlikte.”

Köpek inanmaz: “Hadi hadi beni yine aldatıyorsun.” Horoz kesin konuşur:

“Hayır, aldatma falan yok. Durum kesin.” “Çünkü” der horoz, “Bu sefer ağanın kendisi ölecek, malına gelecek olan bu defa kendi canına gelecek! Arkasından yemekler yapılıp etler pişirilecek, artanını da bizlere dökecekler, ye yiyebildiğin kadar!..”

Ağa bunu duyunca şaşırır, sağa sola koşuşturmaya başlar, “Yok mu beni satın alacak biri!?” diye bağırır durur… Derken gece hastalanan ağa sabaha çıkmaz ölür.

Arkasından yapılan yemek, pişirilen etlerden artanlar çöplüğe dökülür, uzun zaman hayvanlar ziyafete konmuş olurlar. Bu sırada horoz söylenir:

“İnsanlar, keşke ‘canıma gelecek olan malıma gelsin’, diyebilselerdi de hileye başvurmasalardı. ‘Bunda da bir hayır vardır’, diye düşünselerdi. Bunu diyemiyorlar maalesef. Sonra da mallarına gelen canlarına geliyor; ama pişmanlık fayda vermiyor…”

GERÇEKLERİN YAŞANDIĞI ÜLKEDE…

“Halkının yüzde 98’nin Müslüman olduğu” iddia edilen ülkemizde uzun bir dönemdir haksızlıklar, yolsuzluklar yapılıyor.. Buna dur demek isteyen insanlara karşı özellikle de şu son 3-4 yıldır akıl almaz zulümler işleniyor; ihraçlar, adam kaçırmalar, cinayetler, işkenceler, tecavüzler…

Bu zulümler, dozajını arttırmadan önce/ başlarda bir tedirginlik hali vardı, “acaba başımıza bir musibet gelir mi”, endişesi hafiften hissediliyordu. “imhal etme ama ihmal etmeme” sırrını anlayamayanlar, açıktan bir büyük felaket gelmeyince de azgınlıkların dozajını artırdıkça artırdı!

Köprüden önceki son çıkışa gelmeden önce birçok çıkış ve dönüş fırsatları geldi geçti.. İnsanlara tercih yapma, tavır alma imkanları sunuldu Kaderi İlahi tarafından ama hepsinde pas geçildi.

Her dönemeç atlatıldığında ve her mühleti kendi lehine(?) gördüklerinde insanlar kârlarını katladıklarını düşünüp durdular, kıssadaki adamın işgüzarlığı nispetinde..

Her bir adım, her bir kefaret, her bir hakkın/hukukun/ sistemin işletilmesi şansı heder edildi durdu..

Haksızların, suçluların ayıklanması ve hukuken müstahakkının verilmesi ile arınma imkânları varken, ısrarla ve kibirle boşa çıkarıldı.

Bütün bunlar yaşanırken de millet olarak buna zemin hazırlanıldı.. İçinde masumları, hakkaniyetlileri olsa da: “İnsanlar bir zulmü görürler, ona mani olmazlar. Bu sebeple hemen hepsi cezalanır.” (Tuhfetu’l Ahvezî Şerhu Câmiu’t Tirmizî, c.8, s.423)

Bir başka hadisteki izahla: “İnsanlar zalimi görürler de, onların zulmetmesine mâni olmazlarsa, Allah’ın bütün insanları azaba uğratması pek yakındır.” (R.Salihîn:1/238)

Türkiye’nin uluslararası arenada zor durumlara düşürüleceği, şeffaf hukukun işletilmesi gerektiği, adil olunması icap ettiği, teröriste, kara paraya karşı tavır alınması gerektiği söylendi duruldu.. Ama her ikaz insanların büyük bir kesimini daha da hırslandırdı, ateşe koşan kelebekler gibi çılgınlaşıldı.

Türk tipi başkanlık” dedikleri bu sistemde yargı tamamen Saray’a bağlanmış, iç hukuk yolları işlevsiz hale getirilmiş durumda. Ülke olarak kendi göbeğimizi kesemediğimiz noktada bütün hukuksuzlukların çözüm mercii 2 mahkeme oldu artık:

1- Dünyada uluslararası mahkemeler,

2- Mavevi anlamda ise “Mahkeme-i Kübra” (Büyük Mahkeme). Yani Allah’ın takdirine ve kudretine kaldı…

Sözün bir yönden bittiği bu sıfır noktasında “Büyük Mahkeme”nin hükmünü bilemeyiz. Ama (BM, AİHM gibi) uluslararası kuruluş ve mahkemelerdeki  son Türkiye kararlarının hangi noktaya doğru gittiğini az buçuk görüp kestirebiliyoruz. Bir sonraki yazımızda da bu son mahkeme kararlarını irdelemeye çalışalım.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin