Çocuklar ve devlet

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Büyüklerin anlamsız çekişmelerinde heba olan çocuklara, nesillere…

Türkiye’ye 10, 20, 30 yıl sonra ne olacağını sormayacağım. Böyle bir derdim yok benim artık! Çünkü bu soru hiçbir şey ifade etmiyor! Hiçbir şey! Boş hayallerle ve hamasi, nasyonalist hatta ırkçı hayal ve ihtiraslarla, ideolojik ve gaz verici bir retorikle, dini-mistik algı eksenlerine göre vb. tüm değerlendirmeleri reddediyorum çünkü! Türkiye’nin ekonomisindeki gelişmeler ya da askeri kapasitesi, yolları veya havalimanları, turistik tesisleri ya da ihraç ettiği ürünleri falan da değil mesele.

Türk spor takımlarının Avrupa’daki başarısı da, milli takım düzeyinde herhangi bir şampiyonluk da benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Tarihte fethedilen toprakların veya imparatorluk sınırlarının nerelere kadar genişletildiğinin yol açtığı iç bayıltıcı tekrardan da, seküler-dindar, Türk-Kürt, Alevi-Sünni çekişmelerinden de, on-on beş yılda bir vuku bulan askeri-sivil raydan çıkışlardan da sonuna kadar bıktım. Dünyanın ilk yirmi ekonomisinden ilk on ekonomisine giriş hedefleri de, Türk pasaportuna vize uygulamayan ülkelerin sayısının artması da, bir Türkün Nobel alması da fazla önemli değil doğrusu.

Çocuklara bak kardeşim, bir ülkeye not vermek istiyorsan eğer. Daha geçenlerde Ayaz ve Nupelda’nın haberi düştü sosyal medyaya. Öyle birinci ikinci sıra falan da değil ha! Arada bir yerde, birkaç satır, iki de resim. Sonra kara mayınları falan, hikâye uzun. Kürt sorunundan gir, fakir-fukaralıktan çık. Neresinden ele alırsan al, tam bir Türkiye, tam bir Ortadoğu kokusu! Ve fotoğrafta karakaşlı kara gözlü, gülümsemesi güneşin doğuşu gibi mutluluk bulaştıran bir oğlan çocuğu, saman sarısı saçları tepesinde toplanmış düğme burunlu bir minik kıza, kız kardeşine sarılmış, mavi ve kırmızı balon da var! Arka fonda masmavi gökyüzü!

Nupelda’nın üzerinde bir Mini fareli bluz var, kafasında kocaman kırmızı bir toka! Ayaz ağabey tabi, onun gururunu yansıtan bir şekilde sarılmış kız kardeşine – onu koruyup kolladığı belli her halinden. Bakmayın ağabey dediğime ama. Daha sekiz yaşında! Sekiz yaş! Ve Nupelda! Nupelda daha dört yaz görebilmiş kısa yaşamında, dört kış, dört bahar! Tunceli mi yazayım Dersim mi diye düşünüyorum, doğdukları ve yaşadıkları yeri yazıya aktarırken, gülmekle ağlamanın aynı anda yaşandığı anlardan birinde işte! Ve yine cümlelere çok ama çok fazla ünlem koyasım var!

Çocuklar çevrede oynarken bir cisim buluyor. Cisim patlıyor. İki kardeş… artık yoklar. Doğada hiçbir cisim paylamaz öyle dostum. İnsanın eli değmeden böyle şeyler olmuyor, bildin mi? Ve çocuklar meraklı olur. Oyuncudur da. Yerde bir cisim görünce, patlar mı patlamaz mı diye düşünmez normal, aklı başında olan biri. Hele de çocuksa. Parti başkanları taziye mesajları göndermiş. Bir takım standart laflar falan yani. Zaten kendileri yazamaz. Yanlarında bu işlere bakan genç tayfadan eli kalem tutan birileri vardır, onlar da internetten üç beş örnek taziyeye bakmadan karar veremez. Neyse sonunda kararlarını verir ve genel başkanın en hoşuna gidecek mesajı yazar yollarlar. Oh, sen sağ ben selamettir sonra! Vatan sağ olur. Çocuklar şehittir. Muhafazakâr olanları sabr-ı cemil temenni eder, ilericileri kederli ailesine başsağlığı diler. Başsağlığı! Sabır! Taş olun desem olmayacaksınız, lanet okusam zaten bulmuşsunuz fazlasıyla, ben size ne diyeyim! Parti başkanları, parti başkanları: çocuklar mayından ölüyor!

Burası 21. yüzyılda bir gezegendir. Adına dünya derler. Bu gezegende insan Ay’a gitmeyi başaralı tam elli yıl oldu. Mayın diye bir şey var. Savaşta asker öldürmek için icat edilmiş. Adım attığın terde varsa bittin. Etrafında ne var ne yok parçalayıp yakmak üzere tasarlanmış bir bomba işte. Kamboçya’da değil, Afganistan’da veya Somali’de değil, Suriye’de değil, Türkiye’de, hem de sınır bölgesinde falan da değil, ülke içinde, tam ortalarda bir yerde patlıyor! Türkiye’de 21. yüzyılın devam ede geldiği şu günlerde çocuklar Türkiye’de yaşamanın bedelini canlarıyla ödüyor! Var mıdır bundan ötesi daha? Kendimi her iki cümlede bir “lanet olsun!” dememek için zor tutuyorum öfkemden, üzüntümden, hayal kırıklığımdan!

AB ile tam üyelik müzakereleri yapılaya başladıktan bir yıl sonra dokuz aylık bebek olan kızımı ve eşimi alıp Almanya’dan Türkiye’ye dönme kararı aldığım 2006 yılına gidiyorum zihnimde. Kocaali Üniversitesi uluslararası ilişkiler bölümünde lisans ve yüksek lisans öğrencilerine Türk demokratikleşmesini, AB sürecini, hukuk devletini falan anlattığım günler! Hey gidi hey! Ümit ve gururun akademik heyecanla birleştiği coşkulu derler. Öğrencilere ümit vermekte, onları cesaretlendirmekte beis görmediğim, Türkiye’nin geleceğine inandığım zamanlar. Şimdi yıl olarak da, durum bakımından da bir uçurum dibi kadar uzaktalar! O zamanlar 10 yıl sonra, 20 yıl sonra, 30 yıl sonra Türkiye’nin nerede olabileceğini tartışır dururduk derlerde. Bugün Ayaz’ı ve Nupelda’yı yazıyorum size!

Ayaz, sen iyi bir ağabeydin üzülme!

Nupelda, umarım gittiğin sonsuzlukta da ağabeyin yanında olur cici kızım. Yanlış ülkede doğmuşsunuz güzeller. Ölümünüz bir kaza değil cinayet. Bu kesin. Artık yoksunuz işte siz. Keşke ben sizin adınızı hiç duymasaydım, sizi anlatmak zorunda kalmasaydım da siz hayatta olsaydınız. Bastığınız mayını üretene de, oraya koyana da, orada mayın olmasına neden olan siyasi anlaşmazlığa da, o kimsesiz gariban toprakların fakirliğine de, binlerce kez lanet olsun! Size iyi bir gelecek, okul, ortam, imkân tanımayı geçtim, en temel şey olan var olma hakkınızı bile sağlayamayan ceberut, çürük, yoz içler acısı devlete de, onu doksan yıldır adam edemeyen, dönüştüremeyen topluma da öyle! Sevginin, anlayışın, karşılıklı toleransın ve saygının, dayanışmanın, her şeyden önce de hukukun olduğu bir ülkede büyümeniz için ben kişisel seviyede elimden geleni yaptım. Başaramadım, başaramadık. Belki başarmak isteyenler olarak çok, ama çok azdık! Yine de sizden özür diliyorum. Bu ülkenin bir çocuğu olarak… Tüm kalbimle.

İnsanı merkeze alamadı toplumumuz. Bir türlü, birbirimizden farklı olduğumuzu kabullenemedi. Uzlaşamadı, herkesi özgürlük ve adalette birleştirecek şekilde. Büyüklerin anlamsız çekişmelerinde heba ettik, ediyoruz, çocuklarımızı her gün! Elveda Ayaz. Elveda Nupelda. Yenik düştü yurdunuz ihtiraslarına, hırsına, öfkesine, kinine. Sadece bir oğlan çocuğunun badem gözlerine ve bir minik kızın saçlarına bakmalısın, altın sarısı, not vermek istiyorsan eğer illa ki bir ülkeye! Çocuklarını bırak mutlu etmeyi, var edemiyorsa artık bir devlet, sormayacak mıyız, neye yararsın sen diye?

1 YORUM

  1. Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum.ülkeyle ilgili tesbitleriniz çok yerinde.keşke bu kadar yerinde saptamalar yapmaya mecbur birakmasaydı bu devlet sizi bizi.bir kez olsun yanıltsaydı keşke bizleri.her bu sefer olacak galiba deyip ümitlendiğimizde umutlarımızı toprağa gömmeseydi.merhum Çetin Altan’ın dediği gibi “Galiba ülkeme demokrasinin geldiğini görmeden bu dünyadan göçüp gideceğiz.”
    ‘Neye yararsın ki yaşatmayı bile beceremiyorsan’

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin