#Zikir Sokakta!

Yorum | Naci Karadağ

Helak olmuş kavimlerin tarihsel güzergâhında milim sapma olmadan ilerleyen bir ülke olduk…

Kendisine tebliğ gelmeden, yani herhangi bir teklifle karşılaşmadan sapıtan toplumları şimdi çağırıp sorma imkanımız olsa eminim kendilerince “bağlam” ilişkisi kurarak makul, mantıklı gerekçeler sunarlardı bize.

Çok mu anlaşılmaz oldu?

Açayım…

Kız çocuklarını diri diri gömenler mesela.

Bugün buradan; günümüzden baktığımızda bize inanılmaz sert, insafsızca, insanlık dışı geliyor ki haklıyız. Hiçbir gerekçe bir insanın öz evladını diri diri toprağın altına sokmayı haklı gösteremez.

Ama cahiliye döneminden kızını gömen bir babayı takip edip, toprağı kazmasını gizlice izlesek emin olun, babanın üzüntüsünü, belki gözyaşlarını görürdük.

İmkan olsa sorsak, muhtemelen şöyle bir cevap alırdık:

“Ne diyon sen beyim, ben ister miyim evladımı elimle gömeyim, öldüreyim! Ben fakirim, Mekke’de fakirsen hayatın da dahil her şeyinle zenginlerin malısın. Şimdi bak, bu kız çocuğum daha 7/8 yaşına gelmeden bir zengin alacak istismar edecek, sonra başkalarına satacak. Çocuk hiç yaşamadan diri diri zaten ölmüş olacak. Şimdi masumken eğer onu toprağa gömersem, belki cennette iyi bir hayatı olur! Çünkü günahsızdır, masumdur. Zengin Mekke ulularının şarapla sofralarına meze olacağına, toprağın altı daha hayırlıdır!”

Bu yaptığımız geçmişe gidiş, şüphesiz farazi ve yanılma ihtimalimiz olan bir ihtimal… Ala şu aşağıdaki video gerçek. Açlıktan perişan olan Suriyeli çocuk ölmek istiyor, sebebini sorduklarında “cennette ekmek var ve cennette evim olacak” cevabını veriyor ve ölmek istiyor:

Teklifin olmadığı yerde tebliğ, tebliğin olmadığı yerde cahiliye olması normaldir.

Esas sıkıntı ise tebliğle şereflenmiş kavimlerin bir süre sonra cahiliye dönemlerinden daha perişan bir hale dönüşmelerinde…

Dinin içinin oyulduğu, ahlak kavramının bambaşka saiklerle yeniden inşa edildiği bir çağı yaşıyoruz.

Kendisine peygamber gönderilmiş bir kavmin bu hale düşmesidir dehşet verici olan.

Allah’ın evi olarak gördüğü mekâna gidebilmek için bir ömür boyu rüya görür Müslümanlar.

Arzu eder ki âlemlerin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı o muazzam insanın yaşadığı beldelere gidip onu solumak, ondan bir esinti, bir iç titremesi duyabilmek için bir ömür bekler samimi mümin.

“İşte” der, “Buralarda yürümüş benim efendim… Burada yüzünü toprağa sürmüş, burada yalvarmış, mübarek dişi şurada kırılmış, yanağından akan kanlar şu topraklara süzülmüş.”

Muazzam bir iç gerilimle kıvrım kıvrım kıvranır, o kutsal beldenin tüm maneviyatını içine çekmek, kendine hapsetmek ister.

Dilinden dua, kalbinden titreme eksik olmaz.

Her adımda bir sahabe efendimize denk gelir adeta…

Ebu Bekir (RA), şurada koşturmuş, diye düşünür.

Ömer Efendimiz (RA) burada gürlemiş, tüyleri diken diken urbasından dışarı fırlamış. Ali Efendimiz (KS) şurada meydan okumuş çağın zalimlerine.

Hayâ abidesi Osman (RA) şu sütunun ardından iki büklüm secdede kalmış günler boyu…

Ve biz, bu sonsuzluk kervanının son mücrimleri işte buradayız…

Keremlerinden bir kırıntı, hatıralarından bir esinti duyabilmek için…

Ama gözünüzü seveyim, kurbanınız olayım, bugünü kadar hiçbir bahtsız jenerasyon, hiçbir nasipsiz ümmet kitlesi, ihram içinde bu mübarek beldede pişti oynamayı bırakınız cesareti, aklına dahi getirmemiş.

Bakınız şurada bu çağın mümini olduğunu zanneden bir bahtsızlar güruhu var.

İhram içinde o kutsal topraklarda pişti oynuyorlar, kâğıt oynuyorlar…

İmanı kendi beldesinden kovarcasına yapılan bu küstahlığa karşı dehşete düşmesi gerekenler ne yapıyor sizce?

Vereyim cevabını..

Sokakta zikir adına şov yapmakla meşguller.

Beytullah’ta kâğıt oyunu oynayanların çağdaşları, sokakta dans gösterisini bize ibadet diye yutturmaya çalışıyorlar.

İzleyin ve şu soruya cevap verin:

Din böyle bir şey olabilir mi?

Allah’ın sahibi olduğu dini düğün halayına çevirmenin bedelini sadece bu müptezel kitle değil, bütün bir ümmet çekecek diye korkan kimse yok mu?

Zikri sokağa, piştiyi Kabe’ye sokan bu çağın İslamcılarının bu dine verdiği zararı hangi büyük din düşmanı verebilir söyler misiniz?

Toprağın altının üstünden hayırlı olduğu bir devrin kapılarını açtık maalesef… Başımıza ne gelirse müstehakız…

1 YORUM

  1. Hep aynı karanlık eller… Bir zaman “Aczimendiler” denen bir grup oluşturup, kamuoyunu birşeylere hazırlamışlardı. Şimdi de hazırlıyorlar. Heryerde görebilirsiniz onları. Twitter’da, facebook’da, youtube’da, gazete ve televizyonlarda…
    Aczimendilere operasyon yapıldığı dönemlerde, bir Başsavcı: “Emniyet içeri alıyor, ertesi gün daha gözaltındayken MİT’ten gelip: “Ya bu kadar adamın içinden ala ala hep bizimkileri mi aldınız!?” diyerek, tutulan 10 kişiden 8’inin tutuklanmasını engelliyorlar” demişti.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin