Yüreğimde ıslak ayak izleri!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Kadim ve tescilli cemaat karşıtı ve hizmet harekatı düşmanlarından olan Ruşen Çakır, her fırsatta olduğu gibi Altan ve Ilıcak’ın serbest bırakılmasından sonra da çektiği videoda da hizmete nefret kusmayı fırsat bildi ve aynen şu cümleyi kurdu:  “Fethullahçılığın Türkiye’den kazınması olayı alabildiğine abartılıp…”

Lügatler Tenkil’i tam da böyle tanımlıyor.

Tenkil: Kazımak…  Uzaklaştırmak. Tepeleyip sindirmek. Başkalarına ders ve ibret olacak şekilde ceza vermek. Yokluğa mahkum etmek. Zincire vurmak.

Ruşen Çakır, Nedim Şener, Soner Yalçın gibi muvazzaf gazeteci kimlikli kişiler de yapılanın bir soykırım olduğunu çok iyi biliyorlar.

Türkiye son 5 yıldan beri bir sosyal gurubun planlı ve bilinçli bir şekilde yok edilmesine şahit oluyor. Yüzbinlerce insanın hayatı paramparça edildi.

Elbette bunda en büyük vebal iktidar ve gizli ortaklarının. Ancak Çakır ve onun gibilerin gizli-açık desteği, alkışlamasının da bu soykırımdaki payı yadsınmayacak kadar büyük.

Tarih elbette bu tipolojiyi ele alıp layık olduğu yere yerleştirecektir. Ancak yaşanan acıları dile getiren birkaç cılız ses dışında neredeyse kimsenin olmaması Tenkil sürecini uzattığı gibi, ortaya çıkan manzaranın dehşetini de büyütüyor.

İşte tam bu noktada Tenkil Müzesi’nin önemi çok büyük.

Henüz daha başlangıç evresinde olan müzede biriken acılar o kadar büyük ve dehşetengiz ki, vicdanı olan kimsenin yüreğinin paramparça olması mümkün değil.

Müze ile ayrıntılı malumatı https://tenkilmuseum.com/ adresinden edinebilirsiniz.

Müze, 1 Kasım Cuma-10 Kasım 2019 Pazar günleri arasında Belçika, Eski Limburg Adalet Sarayı’nda açtığı sergide Türkiye’de yaşanan Tenkil’in boyutları hakkında bir fikir edinmemizi sağladı.

Sergide Tenkil boyunca yaşanan zulümden geriye kalan sessiz tanıklar olan kurbanların eşyaları ve mektupları sergilendi.

Öyle bir sergi ki, ne yana dönseniz acı ve yürek yakan bir öyküye değiyorsunuz.

Uluslararası Gazeteciler ile İnsan Hak ve Özgürlükleri İnsiyatifi tarafından oluşturulan müzenin Hasselt sergisi iki de panel gerçekleştirildi. Panellerde Tenkil sürecinde zulme maruz kalan şahitlerin bizzat birinci ağızdan hikayeleri dile getirildi. Ayrıca Uluslararası Af Örgütü’nün desteğiyle de Türkiye’deki mağdurlara yönelik bir imza kampanyası başlatıldı.

Her parçası ayrı bir acının bakiyesi olan sergilenen eşyaların arasında gezinirken insan kendini tuhaf hissediyor. Bunun için biraz vicdanlı olmak yeterli sanırım. Minicik çocuk giysileri, kadınlardan geriye kalan örgüler, erkeklerden işkence neticesinde kırılmış gözlükler, saatler ve yüzlerce zulmün şahidi olan eşya.

Her biri kendi lisanı haliyle yaşanılan zulmü tüm dünyaya haykırıyor.

Öylesi bir çığlık ki, eski Adliye sarayının yüksek tavanlı salonunda yürüdükçe ciğerlerinize Meriç’in yosunlu suları doluyor ve nefesiniz tıkanıyor. Yüreğinizin üzerinden çıplak ve ıslak ayaklı minicik bebeler geçiyor adeta.

Zalimin zulmü altında inim inim inleyen mazlumların sesini duyan yok belki.

Bırakanız sessiz haykırışlara kulak kabartmayı içten içe oh olsun diyen, ya da “ama siz de” diye cümleye başlayan milyonlar, zalimin ekmeğine yağ sürdüklerinin farkında değil belki.

Ancak merhum Mehmet Akif Sanki bugünleri görerek de yazmış şiirini:

“Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan!

Hey sıkılmaz! Ağlamazsan, bari gülmekten utan!”

”İnanıyorum şehit oldular ama onlara bir daha sarılamamak çok acı”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin