Yeni Türkiye ve acı gerçekler…. [Erhan Başyurt]

Türkiye’nin yakın komşuları ve dünya dengelerinde çarpıcı gelişmeler yaşanıyor.

Türkiye büsbütün zayıf aktör haline gelirken, çevresinde baş döndürücü bir uluslararası nüfuz rekabeti hız kazanıyor.

Aslında Türkiye’nin bu gelişmeleri tartışıyor olması ve akılcı stratejilere kafa yorması gerekiyordu.

Ancak ülke içinde öyle ağır insan hakları ihlalleri ve hukuksuzluklar yaşanıyor ki, mağdur ve mazlumların yürek yakan hikayeleri o kadar çok ki, başka bir hususta yazmak ‘malayani’ işlere dönüşüyor.

***

Cumhuriyet’ten sonra Sözcü gazetesine de operasyon yapıldı.

Bir yılı aşkın süredir söylüyoruz. Uyandırmak için çırpınıyoruz ama nafile.

BUGÜN yazarı Gültekin Avcı hiçbir suç içermeyen 6 köşe yazısı gerekçe gösterilerek tutuklandığında, ‘’Gazeteci Avı Başladı’’ manşetiyle duyurmuştuk…

Maalesef haklı çıktık. Tutuklu gazetecilerin sayısı 200’ü geçti. 100’ü aşkını da tutuklama kararıyla aranıyor…

***

İpek Medya baskına uğradığında BBC’ye verdiğim röportajda, ‘’ Topyekün medya saldırısı var… Bir kesimle ilgili bir şey yok şu an. Topyekün medya özgürlüğünü yok etme var. Otoriter ve totaliter bir rejime kayış söz konusu. Demokrasi içerisinde bir mağduriyet kalmadı artık. Ülkede özgürlükler yok oluyor’’ diyerek dayanışma çağrısında bulunmuştum.

Maalesef haklı çıktık…

***

Türkiye’de demokrasi mücadelesi vereceklerin artık yeni gerçeklere göre hareket etmesi gerekiyor.

Birincisi, Türkiye artık demokrasi ve hukuk ile yönetilen bir ülke değil. Yargı siyasallaştırıldı ve yargı bağımsızlığı tamamen yok edildi.

İkincisi, ‘Tek Adam’ ve ‘Tek Parti’ yönetimi, seçim hilesi yasal hale getirildiği için artık kaçınılmaz. ‘’Siyasi partili Cumhurbaşkanı’’ ne demek anlamak isteyenler, 1950’ye kadar ki Türk siyasal hayatını mutlaka incelemeli…

Üçüncüsü, bu tarz tüm yönetimlerde, etkin muhalefete izin verilmez. Saddam’ın Irak’ı, Esed’in Suriyesi, Mübarek’in Mısır’ı, Kaddafi’nin Libyası, Kerimov’un Özbekistan’ı kadar özgür medya olabilir yani gerçekte olamaz.

Dördüncüsü, sadece özgür medya değil, güçlü muhalefetin ve alternatifin ortaya çıkmasına izin verilmez. Ezilir… Liderleri hapse atılan HDP gerçeği ortada. MHP’de de alternatiflerin önü iktidar desteğiyle kesildi… CHP’nin şayet alternatif olma ihtimali belirirse, emin olun anında müdahale gelecektir… Dahası parti içi sivrilen muhalifler bile yok edilecektir.

Beşincisi, örgütlü sivil toplum kuruluşlarına, insan hakları örgütlerine ve yapılara, bu tarz yönetimlerde müsamaha gösterilmez. İktidar, sendikalardan cemaatlere örgütlü tüm sivil yapıları, potansiyel muhalefet olarak görür ve yok etme dürtüsüyle hareket eder.

***

Peki ne yapılmalı? Herkes iktidara ‘boyun eğip’ kurtulmalı mı?

Tabii ki, hayır.

Bu tarz iktidarların ömrü kısa da olabilir uzun da olabilir. Yakın tarih sayısız örnekleriyle dolu…

Medya susturulduğu için sürekli iktidarın tek yanlı propagandaları halkın gerçeği görmesini engeller.

İktidar, yenilgilerini zafer, başarısızlıklarını da mucize gibi lanse eder ve halkın önemli kesimi maalesef buna inanır ya da inanır taklidi yapar…

***

Medyaya saldırılar şiddetlendiğinde dile getirmiştim.

Yapılacak tek şey, her kesimden ve her görüşten demokrasi yanlılarının ortak bir demokrasi platformunda buluşması.

Ayrım gözetmeden mağduriyetlerin ve mazlumların hakkının savunulması ve hukukun üstünlüğü ve ileri demokrasiye dönüş için barışçıl mücadele edilmesi…

İktidarı bugüne kadar başarılı kılan, aslında çoğunluk olan muhaliflerinin parçalanmış yapısı ve ideolojik kopuklukları…

Bir çatı platformda, evrensel değerler paydasında bir araya gelinmediği takdirde, bu mücadelenin bir kesim tarafından başarıyla ortaya konulabilmesi artık imkansız denilecek noktaya geldi…

***

İktidar, OHAL’i bu nedenle keyfi olarak uzatıyor. ‘Tek Adam’ seçilene kadar sürdürecektir…

Sonrasında zaten OHAL yetkileri normal olarak ‘Tek Adam’a verilmiş oluyor. ‘’OHAL forever’’ yani…

***

İktidar keyfi olarak açlığa mahkum ettiği insanların açlık grevi yapmasına bile tahammül edemiyor.

İşkence sistematikleşti. Uzun tutukluluk, keyfi cezalandırma yöntemine dönüştü.

Polis şiddeti sınır tanımıyor.

Artık sokaktan adam kaçırıp, soruşturma bile açmıyorlar. Şikayetçi olan eşin evini basıp, üstüne gözdağı veriyorlar.

Yabancı ülkelerden Türk vatandaşlarını derdest edip, bununla övünüyorlar.

Yüzbinlerce insanın pasaportu keyfi olarak iptal edilmiş durumda.

İfade ve fikir özgürlüğü, akademik özgürlük, teşebbüs özgürlüğü, seyahat özgürlüğü yok edilmiş durumda…

***

Bu şartlarda ‘’ortak paydada birleşip ortak mücadele etmek’’ dışında bir başarı şansı yok.

Ne var ki, bunu başaran ülke ve halklar sayısı çok az.

Maalesef, Türkiye’de de mağduriyet ortaklığına rağmen henüz bu demokratik olgunluk seviyesine ulaşılmış gibi gözükmüyor.

İktidarın operasyonel söylemleri ile kendisini savunmaya çalışıyorlar, ‘’bize değil ama onlara yapabilirsiniz’’ diyerek halen gerçeğe uyanamamış olan muhalifler var…

***

Umutsuz değilim.

Sosyal bilimler, fen bilimleri gibi aynı şartlarda illa aynı sonuçları vermez.

Mutlak Güç Sahibi, isterse normal şartlarda anormal sonuçlar da üretir.

Yarın herşey normale dönecek kadar umutlu, kısa vadede şartlar daha da vahimleşecek gibi hazırlıklı olmakta fayda var.

***

Venezuella’dan Kuzey Kore’ye Rusya’dan Zimbabve’ye kadar uzanan farklı ülkelerde yaşanan anti demokratik süreçler bizim ülkemizde de yaşanabilir.

Ama şu değişmez gerçeği unutmamak da fayda var:

Tüm bu demokrasi dışı rejimler er ya da geç yok olmaya mahkum ve demokrasi dışı faaliyette bulununların akıbeti hiçbir ülkede ve toplumda hayr olmamıştır…

  • Bitti –

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin