Yeni başlayanlar için kehanet! | Melâhim Çağı! (11)

Çıkan kısmın özeti: Koronavirüs meselesiyle her kesim tarafından konuşulan, büyük bir bela ve fitne çağına girdik, sorusundan yola çıkarak, hakikaten ahir zamanı mı yaşıyoruz, yoksa her çağın ve kültürün bir kıyamet öncesi felaket devresi var mı, sorusunun etrafında gezindik. Bütün kehanetlerin atasına kadar ulaştık. Şimdi bu kadar bilgi ile bir kahin nasıl olunur sorusunun cevabının peşine düşüyoruz. 

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Konvansiyonel kâhinlerin tamamı Eski Ahit’in şu bölümüne kalpten inanarak yazarlar kehanetlerini: 

“Her şeyin mevsimi, göklerin altındaki her olayın zamanı vardır…
Şimdi ne oluyorsa, geçmişte de oldu,
Ne olacaksa, daha önce de olmuştur.” (Tevrat/Zebur/Vahiy 3-1, 3-15)

Hz. Musa’nın peygamberlik vazifesi bittikten sonra gelen peygamberin konumuzla çok ilgisi vardır. Yeşaya bahsini ettiğimiz alanın tabiri caizse “duayeni”dir. Tevrat’ta kendisi için “Musa’nın hizmetçisi genç adam” diye bahsedilir. Hızır ile Musa’nın kıssasının anlatıldığı Kehf suresinde, Musâ’nın genç yardımcısı (fetâ) diye bahsedilen kişinin de o olduğu söylenir.  Yahudiler ona Yehoşua, Araplar ise Yuşa derler. Tarihçiler onun ismini Hz. Musa önderliğindeki İsrailoğulları’nın Mısır’dan Sin çölündeki (Harran) Refidim’e gelmeleri esnasında zikrederler. 

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Tevrat’a göre burada Amalek’e karşı savaşan ordunun başına geçen Yuşa, düşmanı mağlup eder. Her kabileden birer kişi Arz-ı mev‘ûda keşif için gönderilmek üzere seçildiğinde aralarında Efraim kabilesini temsilen kırk yaşındaki Yeşu da vardır. Ancak kavmi onun Arz-ı Mev’ud’a girme isteğine karşı çıkar ve büyük tartışma yaşanır. Kendi kavmi tarafından taşlanır, açlığa mahkûm edilir. Kısa süre sonra kavmi korkunç bir veba salgınına yakalanır. Yuşa da bu hastalıktan nasibini alır. Ölümle burun buruna gelir ama hayatta kalmayı başarır. Musa peygambere çölde kırk yıl hizmetkârlık eder ve tüm İsrailoğulları’nın önünde Hz. Musa onun varisi olduğunu ilan eder. Musa’nın ölümüyle tekrar Arz-ı Mev’ud’a girmek için kavmini harekete geçirir ve büyük engelle karşılaşınca savaş çıkar. Kitab-ı Mukaddes, onun duasıyla savaş günü galip gelmeden güneşin batmadığını yazmaktadır. 

Yeşu Tevrat’ta hem peygamber, hem komutan, hem de bilge insan olarak anılır. Kur’an-ı Kerim’de ise ismen zikredilmese de Maide suresinde yukarıda bahsettiğimiz olay anlatılır. 12 kabileden oluşturulan keşif kolundan bahsedilirken, keşifçilerin bu emre isyan etmesine karşın iki kişinin direndiğini yazar İslam kaynakları. Bu isimleri ise Tevrat’ta görürüz; Yeşu ve Kaleb…

Bu arada Tevrat’ın muharref olduğunu iddia eden araştırmacılar bu işin arkasında Ezra (Üzeyir) isimli bir kâhin olduğunu iddia ederler. Ancak sahih semavi kaynaklara göre muhtemelen Kudüs’e ikinci gez gelen Ezra’nın yanında getirdiği yeni bir kitap değil, zamanla tahrip edilmek istenen Hz. Musa’nın getirdiği Tevrat’ın aynısıdır.  Elbette böylesi bir güncel yazıda bu iddiaların ne kadarı doğru, ne kadarı yakıştırma bilemeyiz. Ancak Kitab-ı Mukaddes’in mezkûr bölümünde anlatılan fiten ve melahim olayları oldukça şaşırtıcıdır. Yehova şahitlerinin temel kaynağı olan Ezra’nın kitabına da girersek ihtimal ki okurun da kafası karışacak ve biz de esas konumuzdan sapmış olacağız. 

Bu nedenle, sahihliğine ya da işin teolojik kısmına bakmaksınız, sadece kehanet merceğiyle baktığımızda Yuşa’nın metinlerinin duayen kehanet metinleri olarak da görmenin yanlış olmadığını söyleyebiliriz. Bunun için yazı dizimizin önceki bölümlerinde yer alan (Ölü deniz yazmaları) kısmına bakmanızı tavsiye edebiliriz. 

Yeşaya Kitabı özellikle Hıristiyan âleminde oldukça önemli bulunur zira 66 konudan müteşekkil kitapta Hz. İsa’nın geleceğine dair özel bir bölüm olduğu iddia edilir. 

Yeşeya Babil’in, Mısır’ın ve Bağdat’ın merkezde olduğu üç savaşı şaşırtıcı bir şekilde görmüş gibi anlatır. Ve Suriye… Bir diğer anlattığı mevzu ise Şam’ın etrafında dönen kanlı savaşlardır.  Okuyalım: 

““İşte Şam kent olmaktan çıkacak, Enkaz yığınına dönecek… Eyvah, çok sayıda ulus kükrüyor, azgın deniz gibi gürlüyorlar. Halklar güçlü sular gibi çağlıyor. Halklar kabaran sular gibi çağlayabilir, Ama Tanrı onları azarlayınca uzaklara kaçacaklar. Rüzgârın önünde dağdaki saman ufağı gibi, Kasırganın önünde diken yumağı gibi savrulacaklar. Akşam dehşet saçıyorlardı, Sabah olmadan yok olup gittiler. Bizi yağmalayanların, bizi soyanların sonu budur…”

Dehşet verici değil mi?

Meselenin bir de “gizleme” boyutu var ki bizzat Kur’an-ı Kerim bu duruma müdahale eder. O bahsi buraya almayacağım, şayet çalışmamız kitaba dönüşürse orada uzun uzun tetkik şansımız olur. 

Geçmiş kâhin ve kehanet yazarlarını incelediğimiz zaman hemen hepsinde ortak bir takım özellikleri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. İyi bir eğitim, çok sağlam, çoklu dil alt yapısı ve özellikle din ve tarih bilgisi. 

Şunu söylemek mümkün; fazla malumat, üst düzey zeka ve uygun ortam bulursanız kitlelerin zihnini istediğiniz gibi yönlendirmeniz mümkündür. Bir metinde çok ve önemli şeyler anlatıyor gibi görünüp hiçbir şey anlatmamanız da mümkündür!

Bir kâhinin hayatından daha ilginç olan bir şey varsa o da kehanetlerinin ürkütücü bir şekilde gerçekleşmesidir. Popüler mitolojiye bakacak olursak -, Nostradamus’un ölümünden sonra gerçekleşen neredeyse her olayın (önemli) onun gizemli ve ağdalı dizelerinde önceden söylendiği görülecektir. 

Pekiyi bu nasıl mümkün olmaktadır?

Cevabı ise matematikte gizlidir. Bu konuda bir kehanet egzersizini bölümün sonunda bulabilirsiniz. 

Nostradamus’un meşhur Centuries’ini ele alacak olursak. Şaşırtıcı bir şekilde dörtlük sayısının her baskıda değiştiğini görüyoruz. Biz hangileri çıkarıldı/konuldu meselesinin yanından geçerek genelde 950 küsur dörtlük olduğunu varsayalım. Bunların yarısının gerçekleşmiş kehanet olarak yorumcular tarafından kabul gördüğünü görüyoruz. Bardağın boş tarafına baktığımızda isabetli olmayan 500’den fazla kehanetten bahsetmek mümkündür. 

Başta “her iki kehanetinden biri tutmuş işte” denilse bile aslında bu oranın da gerçeği yansıtmadığını görmek mümkündür. Zira gerçekleştiği kabul edilen 420 kehanetten sadece 50 tanesinde bir olay birliği vardır. Kalan 370 kehaneti ise herkes farklı olaylar için yorumlamış ve doğru kabul etmiştir. 

Bir dörtlüğü farklı yorumcular öylesine farklı yorumlamışlardır ki, ne coğrafya, ne zaman tutarlılığı vardır. Doğru kabul edilen dörtlüklerin ilişkilendirildiği olaylar arasında yüzyıldan fazla zaman olan kehanetler vardır. 

Hatta ünlü kâhinin bazı şiirlerin kimileri “geçmişi anlatıyor” diye aktarırken kimileri” ne münasebet efendim gelecekten bahsediyor” diye ısrar bile etmişlerdir. 

Şiirleri, kehanetlere ve olaylara yakından bakıldığında, bu işin uzmanlarının onayladığı, yani esas ehillerinin “confirme” ettiği kehanet sayısı iki düzineyi geçmeyecektir. 

Şimdi düşünün, gelmiş geçmiş en büyük kâhinin 950 kehanetinden en fazla 20 tanesi doğrulanıyor. Bunan başarı diyorsak, elbette ki büyük başarı olacaktır!

Objektif bir gözle bakıldığında “Vay be adam bilmiş” dediğimiz pek çok olayın yorumcuların zorlamalarıyla arzu ettikleri anlama oturtulduğu görülecektir. 

Yukarıda bahsettiğimiz rakamlar bu tür olayları inceleyen kuşkucuların kesin cevap arayışlarına bakıldığında ortaya çıkan sonuç ise şudur: Nostradamus gibi kâhinlerin büyük başarısı kastettikleri şeyi gizleme ve dolaylı anlatma başarısıdır. Buna, kehanete inanmaya hazır yorumcuların kesin inançlılığını da ekleyince ortaya Nostradamus: Büyük Kâhin neticesi çıkmaktadır. 

Aslına bakarsanız bu durum Nostradamus’un suçu da değildir. Zira kendisi sadece okumuş, analiz etmiş, birleştirmiş, kurgulamış ve yazmıştır.

Hadi isterseniz hemen şimdi biz de bir deneme yapıp, en son bu alandaki en son kehaneti burada yazalım…

Bir varsayım ile beraber örnek üzerinden gidecek olursak. Diyelim ki, bazı dini ve semavi metinlerde insanlığın bir noktadan sonra doğanın dengesiyle oynayıp bu dengeyi bozacağını ve söz gelimi mikroplarla insanoğlunun geleceğinin tehlikeye gireceğini öğrendik. Ancak tarih filan yok. 

Hmmm Mikrobun baş kötü olduğu bir felaket senaryosu yazacağı.

Tarih kısmını çözmemiz lazım; bunun için önce astrolojiye bakarak yeryüzünün ve gezegenlerin temel hareketlerine bakıyoruz, olağanüstü pozisyon ve anları ön plana çıkarıp bu iki olayı birleştirmeliyiz…

O da ne 2020 yılında tam 6 tane tam ay ve güneş tutulması olacağını astrolojiden öğrendik. 

Çin’in 2020 yılında fare yılına gireceğini de geleneksel çin tarihinden biliyoruz zaten. Hazırız o halde..

“dört sıfır dört ikiyle bölündüğünde… (02.02.2020)

Ejderha anavatanının gökyüzünde ateşten bir gong çalacak.. (Çin ve güneş tutulması)

Çekik gözlü sıçanın kanından çıkan görünmeyen canavarlar dünyayı saracak… (Çinli fareler salgın)

Kötü ruhlu taştan kalpli krallar diken dökerken çatal dillerinden, (dünyaya nefret dili hakim olacak) 

Aç ve susuz kan ağlarken çöl insanı, köküne kemirecek ağaçların.. (sefalet)

Yaşlıların nefesini kesecek, bir sararmış yaprak gibi kurutacak ciğerleri… (Solunum yetmezliği)

Ve toprağa düşecek ellisini aşanlar, krallar sarayına, kurbanlar mağaralarına kapanacak!” (Karantina)

Bakmayın ilk kez diye acemiliğe geldi yoksa daha kralını bile yazmak mümkün, birkaç denemeden sonra Nostradamus bile hayrete düşebilir!

Yarın kehanet ve kahin modellerine bakacağız… 

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin