Yapılan ibadetlerin sevabı bağışlanabilir mi?

YORUM | Dr. ERGÜN ÇAPAN

Bir önceki yazımızda vefat eden insanın ardından Kur’an okuyarak hediye gönderme üzerinde durmuştuk. Bu yazımızda ebedi aleme intikal eden yakınlarımıza, dostlarımıza, sevdiklerimize  gönderebileceğimiz hediyelere devam ediyoruz.

Bir kimse kıldığı namazın, tuttuğu orucun, verdiği sadakanın, okuduğu Kur’an’ın, evrad u ezkarın ve duanın sevabını bir başkasına bağışlayabilir. Peygamber Efendimiz’in bu şekilde yapılabileceğini gösteren uygulamaları vardır.

«أَنَّهُ ضَحَّى بِكَبْشَيْنِ أَمْلَحَيْنِ أَحَدُهُمَا عَنْ أُمَّتِهِ وَالْآخَرُ عَنْهُ وَعَنْ أَهْلِ بَيْتِهِ»

Peygamber Efendimiz,  birisi kendisi diğeri de ümmetine olmak üzere iki tane çok güzel siyah-beyaz karışımı renginde koçu kurban olarak kesmiştir. (Darekutnî, 4761)

Nitekim Peygamber Efendimiz kestiği kurbanın birisinin sevabını ümmetine bağışlamıştır. Ayrıca Peygamberimiz, bir insanın yaptığı  amelin, bir başkasına fayda vereceğini bu hadis ile bildirmektedir. Dini yaşamada Peygamber Efendimiz rehberimizdir. Tutunulacak en sağlam yol ve yöntem,  Allah Resulü’nün yoludur. Bu hadis bir kimsenin yaptığı amelin sevabını hayatta veya ölmüş bir kimseye bağışlamasının câiz olduğuna apaçık bir delildir.  (Aynî, el-Binaye fi şerhi’l-hidaye, 4/470)

Anne ve babası vefat ettikten sonra onlara ne gibi iyilikler yapılacağını soran sahabiye Allah Resulü: “Onlar için dua edersin, mağfiret dilersin, vasiyetlerini yerine getirirsin, onların akrabalarına sıla-ı rahim yaparsın ve arkadaşlarına ikramda bulunursun.”   (Ebu Davud, 5142; İbn-i Mace, 3664) buyurmuştur.

Ayrıca Hz. Ali’den rivayet edilen daha önce de geçen şu hadis: “Kim kabirlere uğrar ve on bir ihlas okur ve sevabını da ölülere bağışlarsa ölüler sayısınca kendisine ecir verilir.”(Aliyyü’l-Kâri, Miftahu’l-mefatih, 3/1228;  Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummal, 42596) yapılan ibadetlerin sevabının bir başkasına bağışlanabileceğini göstermektedir.

Bu zikredilen hadislerdeki ifadeler umumi olduğundan, bir insan ister farz isterse nafile olsun; ister hayatta isterse vefat etmiş olsun bir başka insana yaptığı herhangi bir ibadetin sevabını bağışlayabilir. (İbn-i Abidin, 1/605)Ve vefat eden insan veya insanlar adına yapılan her türlü ibadet, taat ve kurbetin sevabı kendilerine ulaşır. (Zeylaî, Tebyînü’l-hakaik, 2/83; İbnü’l-Hümam, fethu’l-kadir, 6/132; İbn-i Abidin, 1/605)

Bir kimse, ister ibadeti yaparken bağışlayacağı şahsı niyet etsin isterse de kendisi için niyet edip yaptıktan sonra sevabını bir başkasına bağışlasın fark etmez, ikisi de olur. (İbn-i Abidin, Resail, s.166)

6-Yerine Getiremediği Ibadetlerin Kazası 

Ölen bir insanın yerine getirmekle sorumlu olduğu fakat yapamadığı ibadetler arkasından onun adına yapılabilir mi? İbadetler, bedeni ve mali  olmak üzere ikiye ayrılır.

a- Bedeni ibadetler.  Namaz, oruç, nezir (adak) gibi sırf bedeni ibadetlerde hayatta iken niyabet caiz değildir. Bu hususta ittifak vardır. Şahsın bizzat  kendisi yapmakla sorumludur. Bir başkasının yapması ile yerine gelmiş olmaz. Zira sırf bedeni olan ibadetlerde maksat, insanın bedeniyle meşakkatlere katlanarak, kötülüğü emreden nefsini yorarak Allah rızası için ibadet etmesidir. Bu da bir başkasının yapması ile gerçekleşmez. Bu şekildeki bir niyabetin faydası yoktur. (Serahsi, Mebsut, 4/152; Zeylaî, Tebyinü’-hakaik şerhu kenzi’d-dekaik, 2/85)

Bir insanın yaptığı bir amelin sevabını bir başkasına bağışlaması,

وَأَنْ لَيْسَ لِلإِنْسَانِ إِلا مَا سَعَى “Kişi için ancak yapıp-ettiği vardır.” (Necm, 53/39) ayetine ve

«لَا يَصُومُ أَحَدٌ عَنْ أَحَدٍ وَلَا يُصَلِّي أَحَدٌ عَنْ أَحَدٍ»

“Bir kimse bir başkası yerine oruç tutamaz ve namaz kılamaz” (İmam Malik, muvatta, 1069; Zeylaî, Nasbu’r-raye, 2/463) hadisine zıt değildir. Zira, bahsi geçen ayet ve hadis mükellefiyetten kurtulma açısındandır. Sevap yönünden değildir. (Kâsânî, Bedaiu’s-Sanai, 2/212)

Vefat eden kimsenin yerine getiremediği bedeni ibadetlerde de Hanefî ve Malikîlere göre niyabet caiz değildir. Hanefi mezhebine göre ne hayatta iken ne de vefattan sonra hiçkimse bir başkasının yerine namaz kılamaz, oruç tutamaz. (İbn-i abidin, Resail, s.165) Onun yerine her bir oruç için bir fidye verir. Hanefi mezhebine göre vefat eden kimse tutamadığı oruçları vasiyet etmişse bunun terikenin üçte birinden yerine getirilmesi gerekir. Eğer ölen kimse vasiyet etmemişse varisleri yapmakla yükümlü değillerdir. (Serahsî, Mebsut, 3/89; Kasanî, Bedai,10/385) Bununla birlikte varislerinin, yakınlarının hatta dostlarının imkanları varsa fidye verebilirler.

Diğer taraftan şu hadisi esas alarak vefat eden kimsenin yerine oruç tutalabileceği görüşünde olanlar da vardır. Bir adam peygamber Efendimiz’e, “Annem üzerinde bir aylık kaza borcu olduğu halde vefat etti. Ben, onun yerine kaza etsem olur mu?” diye sorunca Allah Resulü şöyle cevap vermiştir:

فَدَينُ الله أَحَقُّ أَنْ يُقضى

“Evet. Allah’ın borcu öncelikle yerine getirilme hakkına sahiptir.” (Buhari, 1953; Müslim, 1148) Ahmet b. Hanbel, hadiste bildirilen ölünün yerine oruç tutmayı  nezir orucuna hamlederek, vefat edenin tutamadığı nezir orucunun tutulabileceği görüşündedir. İmam Şafii’nin kavl-i kadimi de bu şekildedir. İmam Nevevî de bunun mezhepte tercih edilen görüş olduğunu söylemektedir. Tavus, Katade, Hasan-ı Basrî, Ebu Sevr, Davud b. Ali ise nezir ile tahsis etmeyerek ölenin yerine oruç tutulacağı görüşündedirler. (Ebu’l-İzz Hanefi, et-tenbih ala müşkilati’l-hidaye, 2/937)

Şafiî mezhebinde umdetü’l-müctehidin kabul edilen İmam Nevevî, ölen kimsenin ramazan, nezir gibi yerine getirmesi gereken oruçlarının velisi tarafından tutulabileceği görüşündedir. (Nevevî, mecmu, 6/370)

b- Mali ibadetler. Zekat, nezir, keffaret gibi mali ibadetlerde ve borçların ödenmesinde niyabet caizdir. Mükellefin yerine bir başkası da yapabilir.

Hac, gibi mâlî-bedenî ibadetlerde ise niyabet caizdir. Ölenin yerine bir başkası hac yaparsa o kimse borçtan kurtulmuş olur. Peygamber Efendimiz, vefat eden annesi adına hac etmek isteyen kimseye, ona bedel haccetmesini söylemiştir. (Buhari, 1852; Nesaî, 2634)

Ölen kimsenin mirasçıları, onun eksik kalan ibadetlerini yerine getirmeye zorlanamaz. İmam Şafiî’ye göre ise ölen kimse vasiyet etmiş ise mirasçılarının bu vasiyyeti yerine getirmeleri gerekir.

Hanefilere göre mali ibadetlerde niyabet, bir başkasının yerine getirmesi caizdir. Mali ibadetlerde hedef, ihtiyaç sahibi kimselerin ihtiyacını karşılamaktır.  Ölen kimsenin zekat, sadaka-ı fıtır, keffaretler gibi mali ibadetlerini bir başkası yakınları, dostları ödeyebilir.

Bununla birlikte Ahmet b. Hanbel ve  Evzaî, Nevevî’ye göre ölünün yakınları ölenin oruç ve hac gibi ibadetlerini de kaza edebilirler.

Hac gibi hem mali hem de bedeni olan ibadetlerde niyabet caizdir. (Mergınani, el-Hidaye,  Aynî, el-Binaye fi şerhi’l-hidaye, 4/470)

Mali ve bedeni ibadetlerin ölen kimsenin yerine niyabeten getirip sevabını ona bağışlama konusunda çerçeveyi en geniş tutan İbn-i Teymiye’dir.

Bedeni ibadetlerde niyabetin olmadığı genel kabul edilen bir görüş olmakla birlikte, bunun caiz olduğu görüşünde olanlar da vardır. Bu itibarla bir insanın vefat eden yakınları için en azından bir günlük kaza namazı kılması veya tutamadığı oruçlardan tutarak vefat eden insan adına kabul etmesi için Allah’a dua etmesinde de bir mahzur olmasa gerek.

Bir sonraki yazımızda “Kurban Kesmek” ve “Ölenin İyiliklerinden Bahsetmek” konusuyla devam edeceğiz.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin