Virüsün çözümü kuvvetler ayrılığında

YORUM | Doç. Dr. MAHMUT AKPINAR

İnsanlık, tarih boyunca iki şeyden çok çekmiş: salgın hastalıklar ve zalimler. Zira her ikisi de yayılma eğiliminde ve her ikisi de insanları kitleler halinde öldürüyor. Ademoğlu zihnini, iradesini esir alan, özgürlüklerini kısıtlayan diktatörlerle ve sağlığını tehdit eden salgın hastalıklarla başetmeyi öğrenirse dünya çok daha huzurlu, yaşanır hale gelecektir.

Tarih neredeyse Zalimlerin ve Salgınların insanoğluna yaptıklarıyla şekillenmiş. Milattan sonra 165-180 yılları arasında çıkan Antoninus Vebası Roma İmparatorluğu’nun nüfusunun %30’unu öldürmüş. 541 yılında Konstantinapol’da (İstanbul) ortaya çıkan Jüstiyen Vebası yaklaşık 25 milyon insanın hayatına, Konstantinopol nüfusunun yüzde 40’ının yaşamına mal olmuş. Bu salgınlar nedeniyle tarihin iki önemli imparatorluğu siyasi, askeri, ekonomik açıdan zayıf düşmüş ve saldırılara açık hale gelmiştir.

1346-1353 yılları arasında ortaya Avrupa’da ortaya çıkan Kara Veba’da mevcut nüfus %60 oranında azaldı. Bu salgın nedeniyle insanlar Tanrıyı, kiliseyi ve dini sorgulamaya başladı. Sorgulamalar modern Avrupa tarihinin oluşumunda çok önemli etkisi olan reformasyon hareketlerini doğurdu. Salgınlar insan kaybı yanında siyasi istikrarsızlığı, savunma zaafiyetlerini getirdi, iç savaşlardan ve salgınlardan oluşan zaafiyeti iyi değerlendiren Osmanlı Devleti Avrupa içlerine doğru hızla ve kolayca ilerledi.

Amerika kıtasının keşfiyle birlikte Yeni Dünya’ya Avrupa’dan su çiçeği taşınmış, bağışıklığı olmayan, hastalıkla ilk kez karşılaşan Amerikan yerlileri kitleler halinde ölmüşlerdir. Amerika kıtasındaki yerlilerin yok olmasında (yok edilmesinde), çatışmalardan, ateşli silahlarla ölümlerden öte salgın hastalıkların etkisi görülmektedir.

Birinci Dünya Savaşı’nı müteakip görülen ve 500 milyon insana bulaşan İspanyol Gribi, dünya genelinde 50 ile 100 milyon arasında insanın ölümüne yol açmıştır. Son yüzyılın en önemli salgın hastalığı olan HIV virüsünün çıktığından bu tarafa 36 milyon insanın hayatına mal olduğu ifade edilmektedir.

Mikrobik, salgın hastalıklara karşı alınabilecek en önemli tedbir karantinadır, tecrittir. Virüsün ve virüsü taşıyanların kontrol altına alınması, sağlıklı olanlarla karıştırılmamasıdır. Hijyene, temizliğe dikkat etmektir.

İnsanlık tarihinde kitlesel ölümlere neden olan diğer bir etken otoriter yönetimlerdir. Egoist, narsist, megolomanyak kimseler ülkelere lider olup bütün gücü kontrol eder hale gelince, denetim-denge mekanzimaları ortadan kalkınca iktidar ölüm makinasına dönüşmektedir. Mao Zedung iktidara geldiği ilk beşyılda 5 milyondan fazla insanı idam ettirmiş, toplamda 50 milyon insanı öldürerek insanlık tarihine en kanlı diktatör olarak geçmiştir. Hitler bütün gücü tekeline alıp herşeyi kontrol ettikten sonra “Alman ırkını saflaştırma” ve “Büyük Almanya”yı kurma hayaliyle 6 milyonu Yahudi olmak üzere 17 milyondan fazla insanın ölümüne sebep olmuştur. II. Dünya Savaşı’nın kayıplarını da eklersek öldürdüğü insanlar 50 milyonu bulur. Otuz yıldan fazla SSCB lideri olan Stalin “Büyük Temizlik” adını verdiği paranoyak bir kampanya ile bütün muhalifleri ortadan kaldırmıştır. Onun döneminde sadece Ukraynada 10 milyondan fazla insan açlıktan ölmüştür. 1.7 milyon muhalif aydını Gulag Takımadaları’na sürerek öldürmüştür. II. Dünya savaşında öldürdüğü insanlarla birlikte Stalin’in elinde 23-25 milyon insanın kanı vardır.

Saddam Hüseyin otoriterliğin coğrafyası haline gelen Ortadoğu’daki diktatörlerden biriydi, 2 milyon civarı insanı öldürttüğü ifade ediliyor. 1988 yılında bütün dünyanın gözü önünde Halepçe’de 5000 sivil Kürt’ü kimyevi silahlarla soykırıma maruz bıraktı. 16 Mart tarihi bu katliamın yıldönümü olarak anılmaktadır. Irak Yüksek Ceza Mahkemesi 1 Mart 2010 tarihinde Halepçe Katliamı’nı soykırım olarak tanıdı. Kaddafi, Hüsnü Mübarek, Ömer Beşir, Humeyni gibi diktatörlerin elinde milyonların kanı var.

Salgın hastalıklardan korunmanın yolu virüslü insanları tecrit etmek ve virüsü kontrol altına almaktır.

Peki otoriterleşmeden kaynaklanan can ve mal kayıplarının çözümü nedir? Onlarla nasıl baş edeceğiz?

Onun çözümünü de bize Fransız düşünür Montesquieu söylemiş: Kuvvetler Ayrılığı.

Yani, devleti oluşturan güçleri biraraya toplamama, erklere ayırma. Ama asla ve asla bir kişiye teslim etmeme. Bu da bir nevi tecrit, karantina aslında. Amerikalı siyaset bilimci Lord Acton’un meşhur yaklaşımına göre “güç bozar, mutlak güç mutlaka bozar”. işte bu bozulmanın, yozlaşmanın olmaması için Montesquieu devleti oluşturan erklerin (yasama yürütme ve yargı) ayrılması ve özerk olması gerektiğini söylüyor.

Megalomanyakların, narsistlerin devletlerin tüm gücünü ele geçirip insanlığı felakete, milletleri sefalete sürükleyememesi için bunun yapılması bir zaruret. Yasayı bir erk yapacak, icrayı başka bir erk, yargı da denetleyecek. Bu nedenle yargının bağımsız ve tarafsız olması çok hayati. Eğer yargıçlar satın alınırsa adaleti temin etmesi gereken mahkemeler diktatörün sopası, zulüm aracı haline gelir. İnsanların mal ve can güvenliği kalmaz. Basın ve ifade özgürlüğü kalmaz. İfade özgürlüğü kalmayınca kamunun doğru ve zamanında haber alma hakkı kalmaz.

Sadece diktatörlüğü engellemek için değil biyolojik virüslerin yayılmasını engellemek için de yargı bağımsızlığı çok önemli. Yargı bağımsız değilse medya, akademya, profösyoneller bağımsız ve bilimsel kararlar alamaz. “Corona virüsü var mı? Enfekte kaç kişi var?* diye sorulduğunda hekimler, hastane yönetimleri diktatörün ağzına bakar, onun tepkisine göre cevap hazırlar. Uzmanlar, görevliler halkın sağlığını, ülkenin çıkarlarını değil diktatörün korkusunu dikkate alır. En net bilimsel veriler bile maniple edilir, enflasyon rakamlarıyla, hasta sayılarıyla oynanır. Bu baskı nedeniyle zamanında ve gereken tedbir alınamadığı için, veya bazı kaygılarla gerçekler örtbas edildiği için diktatörlerin yönetiminde biyolojik virüsler çok daha hızlı yayılır. Muhtemelen Çin’de ilk vak’a tespt edildiğinde “problem benden çıkmasın!” diye uzun süre kimse söyleyemedi, İran’da yaşanan buydu; şu sıralar Türkiye’de olan bu.

Kuvvetler ayrılığının olması, yargının bağımsız olması sadece otoriterleşmeyi, diktatörleşme eğilimlerini engellemez. Koronayla mücadeleyi de başarılı, etkili kılar.

Bizim ülkede pek çok insan yargının bağımsızlığını, yargıç dokunulmazlığını yargıçlara lazım bir şey sanıyor. Keza yasama dokunulmazlığını “milletvekillerine kıyak!” diye düşünüyor. Oysa Kuvvetler ayrılığı, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı virüsten ekonomiye, siyasete, eğitime, iletişime bilişime herşeyi doğrudan etkiler.

1 YORUM

  1. Virüsü nasıl getirip yargıya bağladın arkadaş! Şerefsiz şerefsiz ortalıkta gezeceğinize dönün bir bakın kendinize! Biz nerede hata yaptık, deyin. Dönün Allah’tan tövbe istiğfar dileyin.. İslam ve müslüman olmak nedir? Tekrar vicdanınıza danışın. İslam adına deyip kimlerin hakkına girdiniz, kimin hakkını yediniz? Bunun bir muhasebesini yapalım, derim.. Darulharp adına, cemaat adına, hizmet adına, İslam adına bir sürü haksızlıklara bulaşıldı, hala farketmedin mi?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin