Vampir hacca gitse; çakal namaz kılsa…

YORUM | VEYSEL AYHAN

Başlık oldukça rahatsız edici. Farkındayım. Vampir ile hac, çakal ile namaz yanyana güzel durmuyor. Ama maalesef yaşananların en kısa özeti bu.

Kafamızı ne zamandır kurcalıyor.

Cemaatle namaz kılınırken bir bebek ağladığında annesinin üzüntüsünü kalbinde hissedip namazı hızla bitiren peygamberin, nasıl olur da bebekleri canavarca annelerinden ayıran ‘ümmeti’ olur?

Ordusu Mekke’ye ilerlerken yolda yavrularını emziren bir köpek gördüğünde ezilmesinler diye başına bir sahabiyi nöbetçi diken peygamberin, nasıl hem annesini hem de babasını tutuklayarak lösemi hastası 6 yaşındaki çocuğu ortada bırakan ümmeti olur?

Hakim namazını kılıp kürsüye oturuyor, gözleri kan çanağına dönmüş anneyi bir aylık bebeğinden ayırıyor.

Ağzında besmele aileleri bölüyor, genç çocuklara müebbet veriyor, kanserli hastaları hücreye tıkıyor.

Polis oruçlu olarak işkence yapıyor.

Ağzından zifos saçarak tehditler savuruyor.

MUHBİR VE MÜFTERİ HÂFIZ

Başı örtülü kadın polis, kadın tutukluların başörtüsüne saldırıyor.

Umreden dönen savcı aylarca koğuşa Kur’an verdirmiyor.

Ümmet ne kelime? Peygamber, müslüman, mü’min…

Hepsinin içi boşaltıldı.

Ama kafamızı kurcalıyor işte!

Bu goriller, çakallar, sırtlanlar, vampirler, yılanlar nerden türedi?

Tek gıdası acı ve göz yaşı olan bu yaratıklar nerden çıktı?

Sadece yargıda, poliste mi?

Hâfız hanım, muhbirlik ve müfterilik peşinde.

Baba, kırk yıldır tanıdığı evladını terörist diye ihbar ediyor

Dede, gelin ve torunlarını sokağa atıyor.

Kadın, kocasını; ağabey, kız kardeşini ihbar ediyor.

“DÜNYA CANAVARLIK İNDEKSİ”

Bir Çingene hikâyesinde geçer, “Geceleri dua eden, kalbi temiz bir insan bile kurt boğan otu açtığında veya gökte dolunay yükseldiğinde bir kurda dönüşebilir.”

Yaşadığımız böyle bir şey.

Veya Charles Bronson’un “Telefon” isimli eski bir filminde vardı. Hipnoz edilmiş KGB ajanları  Amerika’nın çeşitli eyaletlerine yerleştirilir ve yıllar sonra kendilerine telefonda söylenen tek bir cümleyle sorgulamadan terör eylemlerine başlar.

Tam da böyle oldu. ‘Dört harfli bir hipnoz kelimesiyle’ on binlerce normal insan, trans halinde birer canavara dönüştü masumlara saldırdı ve hala her sabah saldırıyor.

Belki her şey ilk ‘zâlim’le başladı fakat bu akıl almaz zulüm ve işkencelerin sorumlusu tek kişi değil.

Bir fitne karanlığı çöktü ve bir anda on binlerce kurt adam peydahlandı.

Çetenin başındaki diyor da sadece o yüzden işkence ve zulüm yapmıyorlar.

Uygun zemin ve ortamı buldukları için yapıyorlar.

Ülke sınırları dahilinde sadece bir tane Haccac veya Yezit yok.

Yezid’in seyyiatına denk gelecek zulüm yapmış ve yapan binlerce “yezit” var.

“Dünya canavarlık indeksi” çıkarılsa sanırım ilk ikiden biri bizim milletimiz alacak. Diğeri malum.

7 YIL ÖNCE KIYAMET KOPSAYDI…

7 yıl önce kıyamet kopsaydı ne olurdu?

Pek çoğu hırsızlık, yolsuzluk benzeri “adi” suçlarla ahirete gideceklerdi.

Yaşanan 7 yıl, onların ruhlarında çekirdek olarak bulunan “firavuncuk” veya “zakkum” çekirdeğinin yeşereceği bir ortam ve zaman dilimi oldu.

Şimdi önde gelen zâlimlerin pek çoğu bu gidişle onlarca, yüzlerce insanın hatta bebeğin “kâtil”i olarak ölecek.

Soru şuydu:

Bu insanlar başlarına takke takıyor, eşarp bağlıyor, ön safta namaz kılıyor.

“Müslüman” kılıklı bu canavarlar mü’min olabilir mi?

Yani vampir, hacca gitse ‘hacı’ olur mu?

Çakal, namaz kılsa ona ‘müslim’ denir mi?

Bu mahlukat bir gün günahlarından kurtulup cenneti kazanabilir mi?

İMAN UCUZ DEĞİLDİR, BEDEL İSTER

“Allah’ın senin vasıtanla bir kişiye iman lutfetmesi üzerine güneşin doğup-battığı her şeyden hayırlıdır.” hadisi imanın emsalsiz değerini gösterir. Mektubat’ta “Kâbe hürmetinde olan iman” denirken Allah’ın imana atfettiği kıymet ifade edilir.

İman, cami kubbelerinden bahçedeki kalabalıklara fırlatılıp dağıtılan bedava mesir macunu değildir.

“Cennet ucuz değildir.”

Cennete kefalet ifade eden iman da ucuz değildir. Bedeli çok ağırdır.

“İman”, Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle bir “nur”dur.

Ve Allah bu kadar değer atfettiği “nur”u yani “imân”ı zâlim insanlara vermez.

Verdiyse alır.

Bamteli’de dinlediğim ve not ettiğim çok önemli bir söz var:

“İnsanın imandan nasibi, mahlûkata muhabbeti ve şefkati ölçüsündedir.”

“Yani bir kalpte hem zulüm hem iman yer alabilir mi?” sorununun cevabı bellidir.

Güzel bir söz var: “Rüşvet kapıdan girince iman bacadan çıkar.”

Zulüm, cinayet gibi amellerin işlendiği yerde iman bulunmaz.

İmanın olmadığı yerde zaten müslümanlık kalmaz.

Bu zıtlıklar bir arada bulunamaz.

RİSALELERİ EZBER BİLSENİZ

Müslüman olmak için önce mü’min olmak gerekiyor.

Mü’min olmak için ise “iman” gerekiyor.

İman nedir?

İman bilgi değildir.

Öğrenilmez.

Bir ruh aydınlığıdır, bilinç düzeyidir.

Farkındalık ve ‘yakin’dir.

Kendi varlığından çok O’nun varlığını hissediştir.

Dini bilgileri bilince imanlı olmazsınız.

Risaleleri ezber bilseniz dahi Allah, o meşaleyi içinizde yakmamışsa iman taşımış olmazsınız.

Gözün anatomisi ve fizyolojisi üzerine tuğla büyüklüğünde kitap yazsanız ama Allah içinize iman nuru atmadıysa iman sahibi olamazsınız.

Cübbeli olsanız. Sarık takıp Diyanet reisi olsanız.

“Onbinlerce taylasan”lı ile binlerce kubbede sedanız çınlasa ama Allah bu nuru içinize atmadıysa iman taşıyamazsınız.

Her insanın kalbinde ruhunun genişliği nispetinde bir “nur” avizesi vardır.

Bu avizenin varlığı ışık demek değildir.

Elektrik gerekir.

Yani iman “nur”u olmayınca avize yanmaz.

“Nur” Allah’tandır.

KİMLER KENDİNDEN EMİN OLABİLİR?

Bu nedenle de hiçbir insan imanla öleceğini garanti edemez.

O ‘ışık’ Allah’ın sevmediği tek bir amelle bile sönebilir.

Işığın düğmesi elimizde değil.

Şu an yanıyor olması bizi yanıltmamalı.

Her an, herkes kaybedebilir.

Kimler kendilerinden emin olabilir?

Kendilerinden emin olabilecek olan tek bir grup vardır.

Cevabı Kur’an’da:

“İman edip imanlarına zulüm bulaştırmayanlar var ya, işte korkudan emin olma onların hakkıdır, doğru yolda olanlar da onlardır.”(En’am 82)

“İman” düğmesini kapattıracak amellerin en önemlileri zulüm ve cinayettir.

İkinci Lem’a’daki “Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var.” cümlesi bunu anlatır.

Yani gorilleşerek veya “hınzırlaşarak” mesh olmuş bir zavallının ne mü’minliğinden, ne haccından ne de namazından söz edilebilir.

-Zulmü bizzat yapmadıkları halde zulmü önleyebilecek olanlar,

-İtiraz etmeyenler,

-ve verdikleri her rey ile zulmün katlanmasını onaylayanlar için de aynı tehlike tabii ki söz konusudur.

 

  1. Bölüm: “Acırsanız acınacak hale gelirsiniz.”

1 YORUM

  1. En’am suresi 82.ci ayetin tefsirine dair yapilan bir yorumu paylasmak istiyorum:

    Ağırlıklı görüşe göre bu âyetteki ifade de Hz. İbrâhim’e aittir ve onun “İki taraftan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır?” şeklindeki sorusuna yine kendisi tarafından verilen cevaptır. Sorunun soran tarafından cevaplandırılması, başka bir cevabın bulunmamasından dolayıdır. “(Allah’a) inanıp da imanlarına herhangi bir haksızlık bulaştırmayanlar” ifadesi, söz konusu kavmin Allah’a inanmakla birlikte, Tanrı saydıkları başka şeyleri O’na ortak koştuklarını göstermektedir. Âyetteki zulümden maksat, Allah’a şirk koşmaktır. Çünkü zulmün asıl anlamı, “hak sahibinin hakkını tanımamak, vermemektir.” Ulûhiyyet ve rubûbiyyet yalnızca Allah’a ait olduğu halde, başka varlık ve nesneleri de Tanrı yerine koymak, Allah’ın mahlûkatı üzerindeki hakkını tanımamaktır. Nitekim Hz. Peygamber de “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı O’na kulluk edip hiçbir şeyi kendisine ortak koşmamaktır” (Buhârî, “Tevhîd”, 1; Müslim, “Îmân”, 48-51) buyurmuştur. Sahih kaynaklarda nakledilen bir rivayete göre bu âyet geldiğinde müslümanlar, hayat boyunca zulümden uzak durmanın kendileri için mümkün olmadığını düşünerek telâşa kapılmışlar; bunun üzerine Resûlullah âyete şu şekilde açıklık getirmiştir: “Bu sizin düşündüğünüz zulüm değildir. Burada Lokmân’ın oğluna hitaben söylediği “Sevgili oğlum! Allah’a ortak koşma; çünkü O’na ortak koşmak kesinlikle çok büyük bir haksızlıktır” (Lokmân 31/13) meâlindeki âyette geçen zulüm kastedilmiştir” (Buhârî, “Enbiyâ”, 41).

    Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 433-434

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin