Umut Davutoğlu – Babacan mı?

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Siyasete yerleşik paradigmaların dışında bakmamayı “bu halk başkasına oy vermez!” diye meşru görenlere mesajdır, Babacan ve Davutoğlu’nun çıkışları. Siyaset deyince akla iktidar gelir de ondan. Oysa siyaset, insanlarının meşru taleplerinin dile getirilmesi ve ortak iyinin tartışılması üzerine kurulu olmalı. Diğer bir ifadeyle, neyin iyiye gitmediğini dillendirebilmektir siyaset ve bu bakımdan muhalefet ve siyaset arasında çok derin bir bağ vardır.

Birçok sorunla boğuşuyor Türkiye. Bugünkü muhalefet bu sorunların hiç birine çözüm önerisi ve proje getiremiyor. Değişimi dahi talep etmekten aciz bir muhalefet neyi düzeltebilir? Tanı doğru konmadan tedavi yapılabilir mi? Önce var olan problemlerin ortaya konması gerekiyor. Bunu yaparken birilerinden korkmadan ya da birilerine şirin gözükme kaygısı taşımadan, eğriye eğri demek lazım. Oysa var olan duruma teşhis koymadan problemleri ele almak ve onlara çözüm üretmek olanaksız.

Siyaset hala nabza göre şerbet vermek veya halkın gazını almak olarak kavranıyor. Oysa siyaset bir uzlaşı sahası, ortak iyinin bulunması için yapılan bir gayret, etik değerlerin pusula olması gereken, altruistik davranışı şiar edinen insanların fedakârlık alanı olmalı. Kısacası kendine ve çevresine yarar sağlamak hedefiyle daha baştan çürük bir zeminde başlayan her türlü politik faaliyet toplumu hayal kırıklığına uğratacaktır. Bunu söylemek kâhinlik değil, rasyonel aklın gereğidir. Dahası, geçmişte yapılanların göz önüne alınmadığı her türlü siyaset, zemini çürütür. Sözün değil, fiilin esas alındığı bir siyaset anlayışına geçilmedikçe bu kısır döngüyü kırmak veya aşmak olanaklı değil. Somutlaştırmak gerekirse, Davutoğlu’nun veya Babacan’ın bu rejime alternatif olarak sunulmaya çalışıldığı ortamda, şuna bakmak gerek: bu adamlar sivil darbenin neresindedir? Türkiye anayasasına tecavüz edilmeye ve devletin anayasal mimarisiyle oynanmaya başlandığında Davutoğlu ve Babacan AKP’nin en tepesindeki ilk beş-on insandan biriydi! Yalan mı? Süleyman Soylu’nun 2007/2008’lerde Erdoğan’ı ve AKP’yi siyasi yaylım ateşine tutarken, bugün rejimin SS’liğine gelmesindeki yol da retorik-fiiliyat arasındaki uçurumu göstermiyor mu size? Davutoğlu’nun ve Babacan’ın Soylu’dan daha mı etik olduğunu düşünüyorsunuz yani! Hatta belki de siz siyasetin etikle alakası olmayan bir alan olduğunu düşünenlerdensiniz, kim bilir? Oysa yanılıyorsunuz! Siyaset etikle bağını kopartmışsa eğer, oradan özgürleştirme de adalet de çıkamaz. Davutoğlu da Babacan da etikle bağ kurması mümkün olmayan siyasetçiler. Tipik Ortadoğu “ilm-i siyaseti”, bir tür toplum seyisliğidir. Toplum bu konseptte terbiye edilmiş bir hayvan metaforundan başka bir şeyle ifade edilemez. Atın seyis ve jokeyle ilişkisi neyse, bu sakat ve ilken Ortadoğu siyaset anlayışında da halkın siyasetçilerle ilişkisi odur. Nasıl ki at seyis ve jokeye bağlıysa, onlar tarafından güdülüyorsa, pasifse, etkisizse, bağımlıysa, bugünkü Türkiye siyasetinde de toplum siyasetçiler karşısında o kadar pasif, o kadar etkisiz, onlara o kadar bağımlıdır. Etikten kopuk, ahlaksızlaştırılmış bir alan olan siyaset, normatif hiçbir şey üretmez. Dahası, var olan tüm normları da – anayasa dâhil – yer bitirir.

Bundan kurtulmanın yolu yerleşik paradigmayı terk etmektir. Yeni söylemlerin fiile dönüştürmek gerekiyor. Örneğin, şu lanet dilin; yerli-milli saçmalığının bir an önce terk edilmesi lazım. Türkiye’nin tüm vatandaşları yerlidir. Dahası milli ayağa düşmemesi gereken birleştirici bir kavram olarak artık rahat bırakılmalıdır. Bunun yerine somut değişim talepleri dile getirilmeli. İşe anayasal düzenin restorasyonuyla başlamak galiba en birleştirici olacak platformdur. Zira anayasal zemine oturmayan bir rejim seçimsel prosedürlerle değiştirilemez. Kendisini yeniden üretir. Seçimlere katılabilen partiler de diskursal olarak rejimin dışına çıkamaz. Nitekim öyle olmaktadır. Yani anayasa talep etmek işin en sade ve basit yöntemidir. Ve bu, sosyal demokrat olmaktan da, merkez sağcılıktan da, Kürt haklarını savunmaktan da daha temel ve ilkesel bir seviyedir. Çünkü anayasal bir düzen olmayınca, işte sizin seçildiğiniz seçimi de tekrarlattırırlar, sizin seçtiğiniz belediye başkanını da görevden alırlar. Sizler de hiçbir şey olmamış gibi cumhurbaşkanının sarayına gidersiniz ve onun programına konu mankeni olursunuz! Bunun adı çok şey olabilir, ama muhalefet bunlardan biri değildir! Berrak bir zihin, öncelikle bu cumhurbaşkanının 1982 anayasasının değiştirilmesinden önceki cumhurbaşkanlığı makamıyla hiçbir alakası olmadığını, dolayısıyla partili cumhurbaşkanlığının birleştirici bir sembol olmaktan çıktığını anlamak zorundadır. Bunu yapamıyorsa, varlığıyla anayasal sisteme geri dönüşe engel oluşturuyor demektir zaten! Demek ki var olan rejim paradigmasının dışına çıkmak için belli bir asgari analitik zekâ gerekiyor. Bunun dışında, yerleşmiş rejimin diskurunu sorgulayabilecek bir cesarete de ihtiyaç var. Eğer bu ikisi yoksa, inanın ortada muhalefet yoktur zaten.

Bir şekilde Erdoğan gider ve bir şekilde işler düzelir diyenler yanlış düşünüyor. Lütfen Erdoğan’ın gidişinin ardından iktidarı alabilecek olanların diskuruna bakın. Yani ne diyor bu insanlar? Sizin talep ettiğiniz herhangi bir şeyi talep ediyor, gündeme getiriyorlar mı? Farkları nedir, Erdoğan’dan. Ama eşlerinin giyiminden veya konuşma stillerinden bahsetmiyorum! Gerçekten, bugün yaşanan sorunları dile getirip getirmediklerine, rejimin dilini kullanıp kullanmadıklarına, değişiklik talep edip etmediklerine bakın! Ne görüyorsunuz?

Davutoğlu ve Babacan! Parti kurduklarında yüzde şu kadar oy kopartırlarmış da, AKP’yi bölerlermiş de, Türkiye’de hep böyle olmuşmuş da! Sayfalarca boş argüman! Eğer mesele Erdoğan ve AKP ise tamam itirazım yok buna. Ama mesele yukarıda ele aldığım gibi bunun ötesinde bir şey. Doğru olarak kabul edilen yanlışlar var Türkiye’de. Matematik işlemin bir yerinde yapılan hesap hatası gibi, bu yanlışların yansıması ortaya çıkacak sonucu etkiliyor. Fabrikasyon hatasıyla üretilmiş bir ürün gibi, işlevini yerine getirmeyen bir şey çıkıyor ortaya! 15 Temmuz ve sonrasındaki söylem, başta “FETÖ” olmak üzere, alternatif ve gerçeğin manipüle edilmiş halinin topluma yerleştirilmesinde kullanıldı. Rejim böyle üretildi. Bugün de kendisini yeniden üretiyor. Her gün kendini yeniliyor, biraz daha konsolide oluyor. Halkın öznel algısı, bu söylemin gerçek olduğunu papağan gibi tekrar ederek belledi. Sorgulamadan ön kabulle benimsenmiş olan sübjektif ve çarpık bir gerçeklikle karşı karşıya Türkiye. Yeni ortaya çıkan bir siyasal hareket, gerçek muhalefet olup olmadığını bu diskura getirdiği eleştiriyle kanıtlayacak. Bir gün bu olacak. Ancak bunu Davutoğlu veya Babacan yapamaz. Çünkü işlenen sivil darbe suçunun suç ortaklarıdır onlar. Ve dahası, bu çıkışlarıyla geçmişlerini aklayamayacaklardır. Yani kendilerine bile faydaları yoktur, bırakın muhalefet olarak insanlara umut olmayı!

Ancak evet unutmuyorum, Türkiye’den bahsediyoruz.

Bugün, ideolojilerden ve dünya görüşlerinden bağımsız olarak, Türkiye halkının çok büyük bir çoğunluğu bu bahsettiğim şeyleri bırakın desteklemeyi, inanın anlamayacak bile. Çünkü anlattıklarım başlarını ağrıtıyor, onları düşünmeye zorluyor, güvendikleri yerleşik yapıları ve gelenekleri sorguluyor, hatta varsa eğer, küçük çıkarlarıyla hâkim rejim arasındaki çıkar ilişkilerini tehdit ediyor. Dahası, onlara “verili olan” kimliklerinin koruyucu kabuğundan çıkmalarını, daha başka ortak iyiler arayışında birleşmelerini öneriyor. Hem de sorumluluğu onlara yükleyerek, inisiyatif almalarını bekleyerek onlardan! Bu gerçekten en iyi olasılıkla Müslüman mahallesinde salyangoz satmaktır. Bu tür fikirlere bıyık altından gülünür.

Bugün Türkiye’de siyaset dertlere çare bulunan bir alan değildir. Vergilerin küçük bir oligarşik yapı içinde paylaşılma alanıdır sadece. İki al birbirini yıkar. Aldım verdim ben seni yendim türü bir sığlıkta, biraz ticaret ve diyanet soslu, olmadı az Kürtçe mesajlı, beğenmeyenlere yerini bile bilmedikleri Tanrı Dağı kadar Türk tipi siyaset yapılır. Erdoğan yerine İmamoğlu mu yoksa İnce mi geçsin? “Yeter ki o gitsin azizim” der geçersiniz neticede. Fakat yabancı yatırımcı da, AB de, yerli iş insanları da, aklı başında olan diğer rasyonel insanlar da Türkiye’nin öngörülebilir hale gelmesinin sadece Erdoğan’ın gitmesiyle alakalı bir şey olmadığını görmekte ve söylemekteler.

Raftaki anayasa raftan indirilmedikçe ve devlet mimarisine geri dönülmedikçe Türkiye’de düzelme olmayacak. 1980 darbesinden sonra bile düzelmenin ilk alameti 1982 anayasasının yürürlüğe girmesiydi. Her rejim anayasasız bu rejimden daha iyidir. Anayasa talep etmeyen her muhalefet rejimin hizmetindedir (gaz alıyordur). Paradigmanın değişmesi gerekiyor. Bugünkü siyasi partilerden bağımsız olarak, anti-rejim hareketinin anayasa ortak zemininde ortaya çıkması, tünelin ucundaki ışık olacak. Beklentilerinizi buna göre şekillendirin.

6 YORUMLAR

  1. Ben genelde yazilari okuyup yorum yazarim. Ama bu yaziya basligindan cevap vereyim. Evet umut cemaat karsiti bloğa yeni bir parti yeni bir lider olmasi acisindan bu iki isimcik umit.

  2. Sorun yeni bir anayasadan öte, mevcut anayasaya uyacak bir toplum bilincinin olmamasıdır..Türkiye’de eğitim demek, başa geçenin kendi ideoloijisine kurşun asker yetiştirmesi demek..endoktrinasyondur asıl öncekli problem..Ve buna bağlı olarak insan kalitesidir asıl problem..bu da sağlıklı bir eğitimle olur.. anayasa kağıt üzerinde birşey..ona ruh verip canlandıracak ise hukuk konusunda bilinçli toplumun varlığıdır..

  3. “Erdoğan gitse de bişey değişmeyecek” argümanından vazgeçmeliyiz. Erdoğan gidince rejim değişmese bile çok şey değişeceğini düşünüyorum.

    Öncelikle gözden kaçırılmaması gereken bir husus var. Birçoğumuzun ailesinde akrabasında milli görüşe veya farklı cemaatlere mensup insanlar var. Erdoğan gidip de onu kullananan ulusalcı çevreler bizzat iş başına geçse bu insanları hükümet etrafına toplayan bir şey kalmayacağını, rejim değişmese bile muhafazakar insanlar üzerindeki illüzyonun sona ermesi ile onların hizmet insanına uyguladıkları sosyal baskının büyük ölçüde hafifleyeceğini, “ümmeti bölme” vb argümanlarını kaybedeceklerini düşünüyorum. Öyle bir ortamda arkadaşlarımızın hayatı bir nebze kolaylaşacaktır sanıyorum. Bu vesile ile ilk hedef rejimin değişmesi değil iktidardaki “siyasal İslamcı”ların iktidardan gitmeleri, onları yöneten derinlerin bizzat aktörlüğe geçmeleri ve nihayetinde muhafazakar yığınların uyanması olmalıdır.

    İkinci olarak, sürekli Gül, Babacan ve emsallerinin mevcut rejimin inşasında oynadıkları role atıf yapılmasını doğru bulmuyorum. O açıdan bakarsanız “Fetö” algısının köpürtülmesi, 17/25 Aralık’ın bir darbe olarak algılanması, sürekli Ergenekon mağdurlarının öne sürülmesinde bir topluluk olarak en büyük sorumluluk bizdedir. Demek ki topluma o güveni verememişiz. “Bu insanlar bunu yapmaz, hak yemez, liyakati olmayanı hak etmediği yere getirmez, soru çalmaz” dedirtememişiz. İnsanlar çevrelerinde şahit oldukları, “bizden” bilinen insanların hatalarını bir çekirdek olarak kullanıp yaftalanan bütün kusurları bir gerçek gibi o çekirdeklere sardılar. Biz ise içimizdeki o çürük çekirdekleri ayıklamak, hastalıkları tedavi etmek, bu şekilde bize atılan yaftaların içini boşaltmak yerine karşıdakilerin dağlar gibi cürümlerini nazara vermekle yetindik.

    Hiç düşündünüz mü; belki o Gül ve Babacan gibiler 17/25’teki yolsuzlukları kabul etmek ile beraber belki gerçekten hükümete bir darbe yapılmak istendiğini düşünmüş, hizmet ile ilgili bir hayal kırıklığına uğramış olabilirler mi? “Şu badireyi bi atlatalım, sonra o yolsuzlukları yapanların da icabına bakarız” diye düşünmüş olabilirler mi? On yıllardır yan yana yürüdükleri Erdoğan hakkında bizim iddia ettiklerimizin doğruluğuna inanmamış, veya bu hususta Erdoğan’ın telkinlerine kanmış, yolsuzlukların kendisi ile alakası olmadığı, bizzat kendisinin bunları temizleyeceği vb taahhütlere kanmış olabilirler mi?

    Evet, kesinlikle bir daha hiçbir siyasiye arkamızı dönmeyelim, ipleriyle kuyuya inmeyelim. Ama niyet okuma da yapmadan, kimin söylediğine de bakmadan doğru sözü duyunca alkışlayalım. En makul görünen insanların bile “Fetö” sözünü cümlelerin arasına serpmesine de takılmayalım. Çünkü bunların hangisinin samimi, hangisinin konjonktürel olduğunu, o tabir ile bütün bir hizmeti mi yoksa çok kısıtlı olarak “vaktiyle devlet içine sızmış, hükümeti devirmeyi hedeflemiş bir çete”yi mi kastettiğini bilemeyiz.

    Sonuç olarak zaten bölünmüş ve bölük pörçük olmuş bir toplumu daha da bölecek, ayrılığı daha da derinleştirecek, içimizdeki öfkeyi köpürtecek üslupları bırakmalı, o insanlar bizden ne kadar uzaklaşmış olurlarsa olsunlar, geri döndüklerinde bizi bıraktıkları yerde bulabilmeleri gerektiğini unutmamalıyız.

    Allah cümlemizi doğru yola eriştirsin, doğru yoldan ayırmasın.

    • Yorgun muhalifin satırlarina;

      “Bu vesile ile ilk hedef rejimin değişmesi değil iktidardaki “siyasal İslamcı”ların iktidardan gitmeleri, onları yöneten derinlerin bizzat aktörlüğe geçmeleri ve nihayetinde muhafazakar yığınların uyanması olmalıdır” masallah dogu perincekten aşagi kalmamissiniz bu cumlelerinizle. Derinlerin bizzat aktörleğe gecmeleri ile muhafazakarlari uyandirmak ne guzel bir strateji. Kotuleri başa geçirerek iyi sonuçlari elde etmek yaklaşimi hayatı strateji oyunu gibi planlamak olmuş. Bir yonuyle insan ustu bir tavirda var burada. Cümlenin sonu “olmalidir” diyerek bitince malesef oyle dusunuyor insan. Ergenekon belgelerini okusan onlarda hep oyle derler, soyle olmalidir boyle olmalidir.herseyi dizayn etme- derin devlet hastaligi. Bazen insan ne dediginin farkina varmaz. Hangi perdeden konustugunu da bilmez bilmeden perincek tavirlari sergiler. Bu uslup hizmetin uslubu degildir kardesim. Korkmadan ikaz etmek birdiğerimizi hepimizin boynunun borcu. Diger yandan gül davutoğlu babacan vb aktorlerin 17-25 araliga kendilinden inanmama ihtimalini makul gormek veya tayyip tararafindan ikna edilmis olmalarini makul gormek. Onlar için çok iyimser bir yaklasim olmuş. Saydigimiz adamlar in hepsi ortalama zekanin uzerinde insanlar. Herbiri en az hizmet eri ortalamasinda adamlar. Yani 17-25 araligin darbe olmadigini gercek bir yolsuzluk operasyonu oldugunu BAL gibi biliyorlar. Buradanda şunu anlamaliyiz bu isimler tayyip kendilerini kenara attigi icin veya bir ihtimal tayyipin mesruiyetinin zayiflamasinin verdigi misyon ile ulkeyi yonetmeye talip adimlar atiyolar. Yani bu; cemaate yapilan zulme ve ülkeye yapılan ihanete, yolsuzluklara bugune değin sesleri cikmamisken, simdi cikan seslerinin Hak namina degil başka birşey oldugu anlamina geliyor. Bu gercege vurgu yapmak zannimca bugunlerde yerinde olur. Bircok arkadasda bunu yapiyor zaten. Ve bu adamlardan olsa olsa ancak tayyipe halef olur diyoruz. Yoksa işler bizim adımiza tayyip gitmeden de duzelir. O gidip halefleri geldigindede duzelir. O başka iş.
      Konjecturel olarak fe.. ifadesini kullanma meselesine gelince kendini hizmetten bilen inanan gonul veren her kimse tavsiyem terör orgutu anlamina gelen tö kisaltmasini cemaatle ilgili hicbir isim ve cumlenin icine koymasin. Bunun kullanimini mesrulastirmanin ne buyuk bir haksizlik oldugunu burdan anlatmama gerek yok. Ayrica yorumunuzun bir yerinde ” o tabir ile bütün bir hizmeti mi yoksa çok kısıtlı olarak vaktiyle devlet içine sızmış, hükümeti devirmeyi hedeflemiş bir çeteyi mi kastettiğini bilemeyiz” ifadedisini doğru bir düşünceymiş gibi gösterecek kadar cemaat icin cüretkar düşünceleri olan bi adam gitsin akit gazetesine yorum yazsin yada a habere çiksin. Nitekim Cemaatin icinde kafasina gore yanlis is yapan birileri diye bisey yok kardeşim. Hadi var diyelim senin icin bu cemaatin kendi kafasina gore iş yapmayan büyük çogunluğuna yapilanlara sessiz kalan gül, arınç gibi tipleri insani bir yaklaşima bağli da olsa savunmayi gerekli veya haklı ykılmaz. Cemaatin icinde kotu niyetli bir grup var argumani zaten onlarin anamizi babamizi turk milletini devsirirken kullandiklari argumandi. Yani geldiğiniz noktaya dikkat edin lütfen. Sadece bu siteleri okumakla dusunce dunyanizi kurtaramazsiniz. Okunmasi gerekenlerin eksikligi her satirinizda. Ne ise. “17-25 araliga inanan ve inanmayanlar” benim İNSAN ÖLCERIM bu. Herkim 17-25 araliga inanir ve bulundugu konum itibari ile bunu beyan etmesi gerekipte vakti zamaninda etmişse ADAMDIR. Aksi kisiler tartisilir tek tek değerlendirilir. Simdi davutoglu ve gul 17-25 de net olarak tayyipin yanindaydi 17-25 için bu darbedir yalandir dedi. Babacanda yanilmiyorsam 2015 in sonuna kadar kabinede bakan olarak gorev aldi PAŞA PAŞA yani 17-25 aralik 2013 den 2015 sonuna kadar. Ve daha yeni akp den burnunu cikartiyor onunda notu ortada. Simdi benim bu adamlar hakkinda zahire göre bu dusuncelerle yazmam cizmem ve benzeri yazan cizenlerin yaptigi ayriligi derinlestirmekmidir. Yoksa cekilen zülumlerden ders cikartmis bir anlayisi temsil etmekle bazi yeni tehlikeleri öngormekmidir. Son olarak benim yorumunuza getirdigim elestiri sizin sahsiniza değildir sizi tanimam etmem. Ama okudugum ve yanlis oldugunu inandigim cümleleri başi bos birakmakda benim cogu zaman yapamayacagim iş.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin