Türkiye’deki siyasi partiler muvazaa partileri mi? (2)

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

Bugünkü yazımızda Türkiye’deki siyasi partilerin “muvazaa partileri” olup olmadığına dair sorgularımıza sol-CHP, Türk-İslam sentezi-MP-CKMP-MHP ve İyi Parti açısından devam edecek ve haftaya da Kürt partileri ve Millî Görüş partileriyle bu konuyu tamamlayacağız.

Osmanlı Devleti’nin yerini almaya hazırlanan Ankara Hükümeti’nin ilk uygulamalarına bakıldığında ilk TBMM’deki çok sesli yapıya rağmen otoriter eğilimlerin ilk baştan itibaren görülmesi ilginç bir durum oluşturmaktadır.

Yeni Türk devleti attığı adımlarla baştan itibaren siyasi yapıları doğrudan kontrol etmeyi amaçlamıştır. Ankara bu konuda o kadar hassastır ki Mustafa Suphi ve arkadaşlarının “gerçek” Türkiye Komünist Fırkası yerine “kontrollü” bir Türkiye Komünist Fırkası bile kurmuştur.

Bu yaklaşımlarla başlayan, siyasetin “rejime sadık” kişi ve partiler tarafından yapılması düşüncesi bundan sonraki süreçte de devam edecektir. Böylece siyasi partilerin bir kısmı “muvazaa partileri” olarak kurulacak, başlangıçta muvazaa partisi olmayanların çoğu da zamanla birer “statüko partisi” haline geleceklerdir. Bu süreç sadece iktidar veya iktidar ortağı olan partiler için değil muhalefet partileri için de benzer şekilde yaşanacaktır.

Bir “Devlet Partisi” Olarak CHP

CHP, Atatürk tarafından bir devlet partisi olarak kurgulanmış ve partide siyaset yapacak kişiler buna göre seçilmişti. Parti aşamalar şeklinde Türkiye’nin tek parti rejimi olmasını sağlamış, bu yolla da rejim hem devrimleri kabul ettirmeyi hem de kendisini garantiye almayı amaçlamıştı.

Atatürk’ten sonra İnönü’nün CHP’si de daha farklı bir seyir göstermedi. Atatürk “Ebedi Şef”, İnönü ise “Milli Şef” olarak tanımlanarak CHP “devlet partisi” olarak varlığını devam ettirdi. CHP’nin en büyük destekçileri elit kesim, ordu ve bürokrasiydi ve bu bileşenler içinde halk yoktu.

Statükocu söylemleriyle halktan kopan CHP 1950, 1954 ve 1957 seçimlerinde birinci parti olamadı. Kendisini “sol” olarak tanımlayarak sol söylemler kullansa da özellikle kırsal kesimde “jandarma ve ağır vergileri” çağrıştıran bir parti olarak görüldü. İnönü’nün CHP’si bu özellikleriyle 1950-1969 arasında girdiği sekiz genel seçimde sadece 1961’de birinci parti olabildi. Bu seçimde birinci parti olmasının nedeni de darbecilerin kapattığı DP’nin oylarının AP ve YTP arasında bölüşülmesiydi.

Ecevit’in Başarısı, Baykal’ın Statükoculuğu

CHP Bülent Ecevit’in başında bulunduğu dönemde yeniden iktidar alternatifi haline geldi. Ecevit “devletçi” söylemler yerine “bu düzen değişmeli” sloganıyla CHP’yi farklı bir mecraya taşıyarak 1973 ve 1977 seçimlerinde birinci parti yaptı. Bu başarı elbette tesadüf değildi. CHP bu seçimlerde işçi kesiminden ve yoksul kitlelerden oy almayı başararak üç defa hükümet kurdu.

CHP’nin değişim süreci, 12 Eylül darbecileri tarafından sona erdirildi. 27 Mayıs cuntası sadece DP’yi kapatırken 12 Eylül yönetimi CHP dahil bütün partileri kapattı. Yıllar sonra Deniz Baykal liderliğinde yeniden kurulan CHP ise “devletçi-vesayetçi-statükocu” bir partiye dönüştü.

Baykal sonrasının lideri Kılıçdaroğlu’nun açılımları ilk dönemlerde başarılı olamasa da en son yerel seçimlerde izlenen akıllı stratejiyle kısmi bir başarı getirdi. Ancak CHP zaman zaman farklı söylemler geliştirmesine rağmen içinde barındırdığı “nasyonalist-ulusalcı kesim” ve devraldığı “Atatürk’ün Partisi” ve “rejimin kurucu partisi” imajları nedeniyle hiçbir zaman Türkiye’yi dönüştürebilecek yeniliklere öncülük yapamadı.

CHP; 15 Temmuz’un “kontrollü bir darbe olduğunu” söyleyip Yenikapı’nın bir parçası olmakla, sandığa sahip çıkmak yerine “adam kazandı” diyerek seçmeni ortada bırakan adaylarıyla ve bugün şahit olduğumuz “KHK’lılar”, “Kürt meselesi” gibi konulardaki refleksleriyle “devletçi” yönü her şeyin önüne geçen bir parti özelliğini korumaya devam ediyor.

Millet Partisi’nden CKMP ve MHP’ye 

Türkiye’de muhafazakâr partilerin temeli Millet Partisi’ne kadar götürülebilse de bu partiler zamanla “siyasal İslamcı” Millî Görüş-Milli Nizam Partisi-MSP-RP-FP ve Türk-İslam sentezine dayalı CKMP-MHP partileri olarak iki farklı çizgide gelişme gösterdiler.

Millet Partisi’nin kuruluşunda DP’nin bir “muvazaa partisi” olması nedeniyle CHP’ye alternatif olamayacağı tezi etkili olmuştu. Ancak partinin kurucuları arasında tek parti rejiminin kurumsallaşması sırasında Genelkurmay Başkanı olan Fevzi Çakmak, yıllarca TSK’da görev yapan General Sadık Aldoğan ve CHP’den ayrılan Prof. Hikmet Bayur da yer alıyordu.

Özellikle Mareşal Çakmak, Millet Partisi’nde ve daha sonra ortaya çıkan CMKP ve Türkeş’in MHP’sinde önemli bir figür olmuştur. Sadece bunlar bile Millet Partisi’nin kuruluş sürecinden itibaren sol-CHP ve sağ-DP-AP geleneği yanında üçüncü bir “sistem partisi” olduğuna yeterli kanıt olarak gösterilebilir.

Osman Bölükbaşı’nın liderliğindeki MP “Allah ve Allah korkusu” kelimelerini çok kullandığı gerekçesiyle irtica ile suçlanmış ve yaşanan süreç 1954’de partinin kapatılmasıyla sonuçlanmıştır. Bölükbaşı bundan sonra da DP ile mücadelesine devam etmiş, hapis cezası aldıktan sonra 1957’de milletvekili seçilince yeminini pijamalı olarak hapishanede yapmıştır.

Bölükbaşı’nın partisi 1958’de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) adını aldı. Daha sonra bu partiden ayrılarak Millet Partisi’nin başında 1972’ye kadar politikaya devam etti. Bölükbaşı’dan sonra partinin genel başkanlığına eski bir Genelkurmay Başkanı olan Cemal Tural’ın seçilmesi de Millet Partisi’nin siyasetteki yerini gösteren ilginç bir örnektir.

27 Mayıs’ın Kudretli Albayı Türkeş’in MHP’si 

CKMP’nin MHP’ye dönüşmesinden sonraki dönemin en önemli figürü kuşkusuz Albay Alpaslan Türkeş’ti. İlk defa 1944’teki Türkçülük Turancılık Davası ile adını duyuran Türkeş’in ülke genelinde tanınması ise 27 Mayıs darbesi sonrasında radyoda darbe bildirisini okumasıyla gerçekleşti. Ancak Türkeş Milli Birlik Kurulu’nun hâkim kanadı tarafından tasfiye edildi.

Türkeş yurtdışı sürgününden Türkiye’ye dönüşünde AP’ye katılma çabası sonuçsuz kalınca CKMP’ye iştirak ederek kısa bir süre sonra partinin genel başkanı oldu. 1969’da partinin adı MHP, amblemi de “üç hilal” olarak değiştirildi.

Türkeş MHP’nin hedefini devleti ve milleti yeniden teşkilatlandırmak olarak belirtmiş ve seküler bir hayattan gelse de mottosunu Türk-İslam sentezinin özeti denebilecek “Tanrı dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslüman” şeklinde ilan etmişti.

MHP, Soğuk Savaş döneminin söylemine uygun olarak Türkiye’nin komünist tehdit altında olduğunu öne çıkarmış ve soğuk savaş dönemi sonrasında da “Türk devletinin bekası” ifadesini şartlara göre güncelleyerek toplumda karşılık bulmaya çalışmıştır.

1975’den itibaren hükümet ortağı olan MHP, 12 Eylül’ün olgunlaşmasında önemli bir rol oynayan Malatya, Sivas ve Maraş olaylarına sebebiyet vermekle itham edildi. Özellikle partinin gençlik örgütü Ülkü Ocaklarının kendisini “komünizme karşı savaşan devletin yanındaki yardımcı güç olarak” tanımlamasına paralel olarak 1980 öncesindeki faaliyetleri tartışma konusu oldu.

Buna karşılık 12 Eylül yönetiminin korkunç işkencelerinden ülkücü gençler de paylarını alacaklar ve özellikle Mamak Cezaevi ülkücüler için kendileri “medrese-i Yusufiye” deseler de bir cehenneme dönüşecektir.

Bahçeli’nin MHP’si

12 Eylül darbecileri tarafından kapatılan MHP, Devlet Bahçeli döneminde rejimin bir “emniyet supabı” haline gelmiş görünmektedir. Lideri 12 Eylül sonrasında beş yıla yakın hapis yatan ve teşkilatı darbeciler tarafından “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda” yargılanan bir partinin böyle bir konuma gelme süreci ayrıntılı olarak incelenmesi gereken bir durum olarak karşımızda durmaktadır.

1999 seçimlerinde büyük bir başarı yakalayan MHP, 2002’de baraja takılsa da 2007’den itibaren Türkiye’nin gidişatında kritik roller üstlendi. 2007’de Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi için TBMM’deki tıkanıklığı çözen, 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında koalisyona girmeyerek AKP’nin 6 Kasım seçim zaferine zemin hazırlayan MHP, bunun karşılığını da Cumhur İttifakı içinde kendine yer bularak aldı ve AKP’nin otoriter rejiminin bütün icraatlarına ortaklık yaptı.

MHP’nin 1990’lardaki yükselişinin önemli bir nedeni de Kürt meselesiydi. Özellikle Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesiyle somut olarak siyasete yansıyan bu tablo, “Kürt sorunundan endişeli kesimin” ve ulusalcıların da desteğiyle MHP’nin her seçimde belli bir oy oranına ulaşmasını sağlamaktadır.

MHP’nin mevcut durumda büyük bir avantajı da merkez sağ partilerin siyasetten silinmiş olmasıdır. Bu durum AKP’den memnun olmayan ve CHP’ye de oy vermek istemeyen sağ seçmenin MHP’yi tercihinde etkili olmakta, bütün bu faktörlerle MHP geçmişten gelen “sistemin üçüncü yol partisi” olarak statükoyu devam ettirme rolünü büyük bir başarıyla sürdürmektedir.

Türk-İslam Sentezi’nin Yeni Durağı: İyi Parti 

MHP’den ayrılarak partileşen ilk grup Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları oldu. Yazıcıoğlu’nun 1993’de BBP’yi kurmasında MHP’nin gittikçe daha Türkçü bir partiye dönüşmesi etkiliydi.

BBP Yazıcıoğlu döneminde dini hassasiyetleriyle öne çıkan bir partiydi ve BBP’nin gençlik kuruluşu olan Alperenler kendilerini “İlay-ı Kelimetullah Davası’nın Alperenleri” olarak tanımlıyorlardı.

MHP’den ayrılarak kurulan ikinci parti ise Akşener ve arkadaşlarının kurduğu İyi Parti oldu. Bin bir zorlukla kurulan İyi Parti’nin geldiği nokta ise ancak “dağ fare doğurdu” sözüyle açıklanabilir.

Sağda bir merkez partisi olmak yerine MHP’nin kitlesini hedefleyen bir yapıyla yola çıkması ve bu yönde politikalar izlemesi, Akşener’in partisinin de bir sistem partisi olduğunu ve kendisini “MHP’nin yedeği” olarak konumlandırdığını gösteren belirtiler olarak yorumlanabilir.

Parti içinden bazı isimlerin MHP’nin çekilmesi halinde “Cumhur İttifakı’na dahil olunabileceğine dair söylemleri” ve Akşener’in Erdoğan’la samimi fotoğrafları da bunu doğrulayan ilginç örnekler olarak karşımızda durmakta ve İyi Parti için de Türk siyasetinin en önemli kavramlarından birisi olan “muvazaa partisi” rolünü düşündürmektedir.

Seçilmiş Kaynakça: C. Erdoğan, “Tek Parti İktidarı Döneminde CHP’nin Örgütlenme ve Yönetim Anlayışının Çözümlenmesi”, USAD, C. 10, S. 52, 2017; S. H. Yılmaz, “İdris Küçükömer’in Siyasal Tezleri Bağlamında AKP ve CHP Parti Programlarının İncelenmesi”, Selçuk İletişim, C. 5, S. 1, 2007; G. Bozkır, “CHP’de Bülent Ecevit ve Ortanın Solu Düşüncesi”, ÇTAD, S. 11, 2015; A. Limoncuoğlu, “Türkiye’de Üçüncü Yolun Başı: Millet Partisi (1948); Akademik Hassasiyetler, C. 5, S. 10, 2018; Ö. Bayraktar, “Lider, Teşkilat, Doktrin’in İflası: Ülkücü Harekette 1980 Sonrası Dönüşüm, Bölünme ve İç Çatışma”, KMÜ SEAD, S. 28, 2015.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin