Türkiye İmparatorluğu!

YORUM | CUMALİ ÖNAL

Türkiye adım adım imparatorluk oluyor desek yalan söylemiş olmayız. Ama bu öyle bir imparatorluk ki, halkı açlıktan ölürken, işsizlikle boğuşurken, başka ülkelerin içişlerine müdahale eden, topraklar işgal eden, petrol kuyuları peşinden koşan ve de askeri üsler inşa eden bir imparatorluk. 

Türkiye’nin hali hazırda Katar ve Somali’de üsleri bulunuyor. Bu üslerde ne kadar asker bulunduğu tam olarak bilinmemekle birlikte toplamda beş bin civarında olduğu tahmin ediliyor. 

Yeni üs ise Libya’nın Misrata kentine inşa ediliyor. Hükümete yakın Yeni Şafak gazetesi bunu flaş bir haber olarak duyurdu. Aslında ülkeye iki üs inşa edilecek. Geçtiğimiz günlerde ele geçirilen Watiye Üssü daha çok dronlar için kullanılacak. Misrata ise kara, deniz ve hava kuvvetlerinin konuşlanacağı Doğu Akdeniz’deki en büyük askeri üslerden biri olacak. 

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Türkiye uzun süredir Libya’nın bazı havaalanlarını askeri üs gibi kullanıyor. Bunlardan en önemlileri Misrata ile Trablus’taki Mitiga havaalanları. 

Misrata, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Libya stratejisinde çok özel bir yer tutuyor. Tıpkı Suriyeli paralı askerler gibi izlenen savaş stratejisinin kilit noktası Misrata ve Misratalı militanlar.

Erdoğan bu militanlarla hem zaman zaman itaatsizlik emareleri gösteren diğer militanları dizayn ediyor ve hem ele geçirilen tüm stratejik noktalara onları yerleştiriyor. Önümüzdeki günlerde ele geçirilmesi planlanan petrol kuyularının da en güvendiği militanlar olan Suriyeli paralı askerler ve Misratalı militanlar tarafından kontrol edilmesi planlanıyor. 

ABD’nin adım adım Ortadoğu’dan çekilmeye çalışması, Avrupa Birliği’nin Brexit ve ardından gelen koronavirüs krizinden sonra ciddi bir kimlik bunalımına girmesi, Rusya’nın eski Sovyetler Birliği günlerinden çok uzak olması, yaşanan petrol krizinin bölgesel aktörler üzerinde ciddi travmalar oluşturması Türkiye’ye muazzam bir alan açtı. 

Bu alanın açılmasında Rusya’nın izlediği strateji de önemli bir rol oynuyor. Çünkü Moskova hem Suriye’de ve hem de Libya’da başka aktörleri karşısında görmektense Türkiye’nin olmasını tercih ediyor. 

Libya sahnesinde Türkiye’nin karşısındaki en önemli güç Birleşik Arap Emirlikleri idi. Ancak Emirlikler’in her ne kadar yüzmilyarlarca dolarlık kaynağı olsa da, son petrol krizi bu ülkeye ciddi bir şekilde geri adım attırdı.

Emirliklerini geri adım atmasında sadece petrol krizinin etkili olduğunu söylemek yanlış olur. 

Birincisi ve en önemlisi Suriye’de de Beşar Esed rejimine büyük bir darbe vuran dronların sahadaki ölümcül etkisi. Türkiye sadece dronlarla değil, Trablus Limanı açıklarında demirleyen savaş gemileriyle de Emirlikler ve desteklediği Halife Hafter güçlerine ciddi bir zayiat verdirdi. 

Son iki ay içinde Libya‘nın batısı neredeyse tamamen Hafter güçlerinden temizlenirken, Hafter ve onu destekleyen Rus Wagner şirketine bağlı paralı askerlerin geride çok sayıda mühimmat ve silah bırakması dikkat çekti. 

Türkiye’nin şimdiki hedefi ise petrol kuyuları. Bunu bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz hafta sonu TRT’de katıldığı programda elinde lazer işaretleyici ile harita üzerinde gösterdi. Petrol kuyuları, rafineriler ve petrol depolama tesislerinin en yoğun bulunduğu bölge Sirte-Ecdebiye hattı.

Erdoğan ve Erdoğan yanlısı medyaya göre petrol kuyuları ele geçirilmedikçe ülke istikrara kavuşamayacak. Bunun için de dünyanın en ucuz ve kaliteli petrol kaynaklarına ulaşmak gerekiyor. 

Ancak petrol kuyularının güvenliğinin sağlanması için Rusya’nın geçtiğimiz günlerde 14 savaş uçağını indirdiği ve ayrıca Türkiye’nin ele geçirdiği bölgelerden kaçan Rus paralı askerlerin sığındığı öne sürülen Cufra Hava Üssü’nün de ele geçirilmesi gerekiyor. Bu üs ele geçirilmedikçe tehlike her an kapılarını çalacak. 

Erdoğan’ın çok yönlü bir Libya politikası izlediği gözlerden kaçmıyor. Önemli petrol kuyuları ele geçirildikten sonra Erdoğan’ın ülkenin tamamını ele geçirmek gibi bir riske girmesi beklenmiyor. 

Önemli üsler ve petrol kuyularından sonra büyük ihtimalle kurulacak olan barış masasına en güçlü oyuncu olarak oturmak istiyor Erdoğan.  

Ayrıca petrol kuyularının ele geçirilmesi Erdoğan’ın elini hem Libya’da ve hem de Türkiye’de rahatlatacak. Çünkü Hafter’in geçtiğimiz Ocak ayında üretimini durdurduğu bu petrol kuyularından elde edilecek milyarca dolarla hem paralı askerlerin maaşları ödenecek ve hem de Türkiye’den çok daha büyük miktarlarda silah alınabilecek. Ayrıca Erdoğan’ın elde edeceği imtiyazlarla Türk şirketleri hem karada ve hem de denizde petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerinde bulunabilecek. 

Erdoğan’ın stratejisinde başarılı olup olamayacağı belli değil, çünkü karşısında çok bilinmeyenli bir denklem var. 

Öncelikle Libya’da büyük petrol imtiyazları bulunan Fransa, İtalya ve Almanya gibi ülkeler Erdoğan’ın ilerlemesine daha ne kadar müsaade edecek?

İkincisi Rusya, Libya’ya gönderdiği savaş uçaklarını, Suriye’den topladığı paralı askerleri Türkiye’ye karşı kullanacak mı?

Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gelişmeleri daha ne kadar izleyecek?

ABD gerçekten Erdoğan’ın arkasında duracak mı?

Bunlar cevapları henüz bilinmeyen belli başlı sorular. Tabi sahada bu sorulardan onlarcası bulunuyor. 

Dengelerin her gün değiştiği Ortadoğu’da dostluklar da düşmanlıklar da günden güne değişebiliyor. 

Erdoğan’ın kurduğu imparatorluğun temellerinin ne kadar sağlam olduğunu petrol kuyularını ele geçirmeye çalıştığı sırada göreceğiz. 

1 YORUM

  1. Derdi petrol kuyuları değil. Suriyede işidin petrolünü taşıdıkları gibi libya petrolünü akrabalarının gemiciklerine taşıtmak. Ordan para kazanmak. Bunun için de türkiyenin askeri gücünü kullanıyo.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin