‘Türki Türki, mmmm siz çok iyi insanlarsınız’

RÖPORTAJ | ALİ MİRZA YAZAR, KAMERA | ZAFER ÖZSOY

İbrahim ve Zehra Görmüş 20 yıl ülkesine hizmet etmiş, alanlarında başarılı iki öğretmen. Üç evlatları var. Çevrelerinde sevilen ve takdir edilen Görmüş ailesi için de 15 Temmuz milat olmuş. İbrahim Görmüş, ‘Bir kaç hafta öncesinde hocam diyen saygı gösteren öğrencilerimiz, velilerimiz bizi tanıyan insanlar bir anda bize farklı gözle bakmaya başladı. Oysa biz öğretmeniz. Bir gecede terörist olduk. Hiç sorgulamadılar.’ ifadesiyle sitemini dile getiriyor.

Ülkeyi terk etme kararından sonra yaşadığı duyguları dile getiren Zehra Görmüş, ’’Efendimiz Aleyhisselam’ın dönüp de ‘Ey Mekke eğer beni çıkarmasalardı seni asla terk etmezdim’ dediği gibi biz de ülkemize bu kadar aşık insanlardık. Biz yurtdışına kaçmadık. Bizi oradan çıkarmasalardı biz oradan çıkmayacaktık.’’ diyor.

Mülteci kampında Ramazan ayı ve bayramı geçiren İbrahim ve Zehra öğretmen, organize edilen iftar ve bayramlaşma programlarını anlatırken heyecanlanıyor: ’’Her akşam yemekler getirdi abiler ablalar. Onları sadece Müslümanlara değil kamptaki herkese dağıttık. O kardeşlik ruhunu Ramazan’da hissettik gerçekten. Arap bir kız bana şöyle seslendi: ‘Türki Türki, mmmm siz çok iyi insanlarsınız.’ Çok mutlu oldular. Dedim ya yaşam amacımız elimizden alınmıştı. Biz insanlara faydalı olduğumuzu hissettiğimiz anda sanki kalbimiz yeniden atmaya başlıyor. Yeniden damarlarımıza kan geliyor. Bizi o kadar mesut etti ki… Bu hizmeti asıl yapan insanlarla bu duyguları paylaşmalıydık.’’

Bundan sonra öğretmenlik yapamasalar bile kendilerine kucak açan Belçika toplumuna faydalı olacak işlere imza atacaklarını belirten İbrahim ve Zehra Görmüş, yaşadıkları süreci, kamp hayatını ve hedeflerini Tr724’e anlattı.

İBRAHİM GÖRMÜŞ: ‘BİZ SADECE ÖĞRETMENDİK’

Ben ibrahim görmüş, evliyim 3 çocuğum var. Türkiye’de üniversite eğitimimi tamamladıktan sonra öğretmenlik yapmaya başladım. Coğrafya öğretmeniyim. 21 yıl öğretmenlik yaptım. Belli bir süre Türkiye’de gizlenmek zorunda kaldık. Ve daha sonra ailemle beraber Türkiye’yi terketmek durumunda kaldım. Bir taraftan kurumlarımızı kaybettik. Dersanelerimizi kaybettik. İşsiz kaldık. Dolayısıyla bu şartlar altında Türkiye’de daha fazla duramazdık. Biz önceden 15 Temmuz’dan bir kaç hafta öncesinden bize hocam diyen saygı gösteren öğrencilerimiz velilerimiz bizi tanıyan insanlar bir anda bize farklı gözlerle bakmaya başladılar. Oysa biz öğretmeniz. Yani yaptığımız iş eğitim. Öğrencilerimiz velilerimiz bizi en iyi tanıyan esnasında. Yüzümüze karşı çok iyi insanlarsınız dediler. Bu kadar iyi insanlar bir gecede terörist oldu. Hiç sorgulamadılar. Tamamen medyanın televizyonların genel görüşün etkisinde kalarak bizim en yakınımızdaki insanlar bize maalesef bizi terörist olarak görmeye bizi terörist olarak yaftalamaya başladılar. Biz bu insanlarla beraber yaşamakta zorlandık. Çocuklarımız arkadaşları ile iletişim kurmakta zorlandı. Çünkü arkadaşlarına karşı ne diyecekler nasıl bakacaklar. Birisi okulda bir laf bir söz söylediği zaman ne deriz korkusuyla okula gitmek dahi istemediler. Böyle olunca biz orada aldığımız nefes dahi bize zor gelmeye başladı. Maalesef o ülke dedim ama ülkemiz yani. Dolayısıyla biz orada daha fazla duramayacağımız düşünerek soluğu yurtdışında alma gereği hissettik. Hac’da annesi babası evladını arayıp evimi terk et ben evimde terörist istemiyorum diyen anne ve babalar oldu.

Ülkeden ayrılma kararını verdiğinizde bir bilinmeze doğru yol alıyorsunuz. Nereye gideceğinizi nasıl bir dünya ile karşılaşacağınızı bilmiyorsunuz. İkincisi geride bıraktıklarınız var. Kendi ülkenizi, geçmişinizi geride bırakıyorsunuz. Ailelerinizi geride bırakıyorsunuz. Dört sene geçti, dört bayram dört ramazan geçti biz ailelerimiz ile bayramlaşamıyoruz. Sadece uzaktan görüşüyoruz.

‘KAMP HAYATI KOLAY DEĞİL’

Kamp hayatı, çok kolay bir hayat değil öncelikle. Çünkü çok kalabalık bir insan grubuyla ortak bir hayat yaşamak zorundasınız. Size ait bir odada var. O odanın içerisine bütün dünyanızı sığdırmak zorundasınız. Diğer ihtiyaçlarınız için de kamptaki diğer insanlarla birlikte ortak kullanım alanlarını kullanıyorsunuz. Banyolar ortak, tuvaletler ortak. Korona’dan önce yemek haneler ortak. Bu tip yerleri insanlarla paylaşmak zorunda kalıyorsunuz. Her kültürün her insanın temizlik anlayışı beraber anlayışı aynı değil. Geliyorsunuz siz çantanızı alarak böyle bir ülkeye ama bu ülke de size sahip çıkıyor. Hakkını da teslim etmek lazım. İnsanlar yani devlet olarak size sahip çıkıyor. İhtiyaçlarınızı karşılıyor. Ben bu ülkenin vatandaşı değilim. Ben bu ülkeye bir kuruş vergi vermedim ama bu ülke bana, çocuklarıma sahip çıkıyor. Bu nokta da biz bu ülkeye teşekkür etmemiz lazım.

‘RAMAZAN GÜZELDİ’

Kampta ramazan bize ilk başta zor gelecek gibi geldi. Hani istiyorsunuz Ramazan’da biraz güzel bir şey olsun. Ramazan gelmeden içimizden böyle güzel şeyler geçirdik. Belki bunlar Rabbimin duyacağı ufak bir dua gibi oldu bilemiyorum. Ama bizim burada tanıştığımız abilerimiz ablalarımız var. Sanki, bu duaları Allah onlara iletti. Onlarda da dediler biz size iftarlık getirmek istiyoruz, sahurluk getirmek istiyoruz olur mu falan. Olabilir bizim için uygundur ama size zahmete sokmayalım dedik ama onlar hakikaten bu işi Can-ı gönülden yapmak istediler. Sonra biz bunun sizinle sınırlı kalmasını istemiyoruz. Orada bir sürü insan var. Ulaşabildiğimiz bu insanlara da iftar vermek istiyoruz uygun mudur dediler. Biz de çevremizdeki muhabbetimiz olan insanları düşündük. Dedik ki şu kadar iftar olursa biz bunu çevremizdeki insanlara dağıtabiliriz. Sağ olsun abilerimiz bir ramazan boyunca her akşam 20 km uzaklıktaki Zele’den buraya yemek getirdiler. Bu yaşadığımız st. Nikilas’taki abilerimiz buraya yemek getirdiler. Biz o yemeklerle kamptaki arkadaşlarımızla iftar yaptığımız gibi biz o belirlediğimiz ailelere ede o iftarları ikram etti. Böyle bir güzelliği de vesile olduk. Daha önceki ramazanlarda yemediğimiz türden yemekler yedik. Sanki her akşam bir eve misafirliğe davet edilmiş gibi farklı bir yemekle iftarımızı yaptık. Hele ki bu korona sürecinde insanlar evlerinde yalnız iftar yaparken biz burada arkadaşlarımızla beraber tabii ki  Korana’nın getirmiş olduğu kurallara bağlı kalmak koşuluyla arkadaşlarımızla beraber iftarı yaptık. O güzel yemeklerle iftarımız yaptık. Çevremizdeki diğer ailelere de bu yemekleri dağıttık. İnsanların böyle bir güzel ramazan yaşamasına vesile olundu. Biz bu yemekleri dağıtırken de müslüman hristiyan ayrımı yapmadık. Zaten bizim kültürümüzde bir ayrım da olamaz zaten. Dağıtınca insanlar müslümanlığın güzelliğini de müslüman olmayanlar görmüş oldular. Paylaşmanın ne kadar güzel olduğunu görmüş olduk. Bunu yaşatan abilerimize, ablalarımıza can-ı gönülden teşekkür ediyoruz. Hakikaten bize çok güzel ramazan yaşatmış oldular yani.

ZEHRA GÖRMÜŞ: BİZ KAÇMADIK, VATANIMIZDAN ÇIKARILDIK

İbrahim ve Zehra Görmüş uzun yıllar ülkelerine hizmet etmiş bir öğretmen çift

Gerçekten çok zor günlerdi. Hayatımız en önemli dönüm noktalarından biri olarak görüyorum ben o günleri. Vatanımızdan ayrılmak çok zor bir karardı. Başka bir seçenek yoktu önümüzde. Orada kalmanın hiç bir şekilde yolu kalmamıştı. Ya orada kalacak ve zalimin zulmüne maruz kalacaktık. Ya da diğer seçenek olan Cenab-ı Allah’ın yeryüzü geniştir buyruğuna uyup, O geniş yeryüzündeki yeni mekanımızı arayacaktık. Bu süreçte benim çocuklarla aklımda kalan şeyler var. Bir süre gaybubette kaldık. O süreç çok zordu. Yazın sıcağı vardı. Kaldığımız evin ortamı çok uygun değildi. Herşey hayatınızı yaşamak tameman zorlaşmıştıı. Bir ekmek almak dahi basit bir kahvaltı yapmak için dahi ekmek almak zor bir hale gelmişti. Sürekli endişe halinde idi. Perdeden bakıyorduk biri var mı? Biri gördü mü? 3 tane çocuk bir tanesi bebek denecek yaşta. Hiçbir şeyi anlatamıyorsunuz. Çocuk uygun olmayan ortamda kalamıyor. Diğerleri ergenliğe yeni adım atmışlar. Anlam veremiyorlar. Anne baba siz ne yaptınız biz ne yaptıkta bu duruma düştük. Neden bunları yaşıyoruz. Çocuklara bu durumu açıklayamıyorsunuz. Açıklıyorsunuz belki ama bu cevaplar ne kadar onları tatmin ediyor.

Biz hiç bir zaman dünyayı hedefleyen insanlar olmadı. Ben bunu kendi adıma ve diğer arkadaşlarım adına gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Evet herkes bir afiyet ister ama bizim herşeyden önce bir gayemiz vardı. Bir hedefimiz vardı. Benim en çok yaralandığım ve beni en çok zorlayan nokta 2016 temmuz’un da öncesine dayanan bu dershanelerin kapatılmasıyla başlayan süreç oldu.

Ben yaşam amacım elimden alınmış gibi hissettim. Gerçekten ondan sonra size hiçbir şey anlamlı gelmiyor. Bir gün önce çok şerefli bir insan iken bir gün sonra sizin şerefiniz ve onurunuz ayaklar altına alınıyor. Bir gün önce size hocam çocuğumu hiç bir akrabıma hiç bir kimseye güvenmen ama sizinle dünyanın her yerine gönderirim diyen velilerimiz size terörist gözüyle bakıyor. Bakamayanlar ise şüpheyle bakıyor. Afedersiniz ama öküz altında buzağı arayacak şekilde her hareketinizden bir mana çıkarmaya çalışıyorlar.

Tabii ki korktuğu için sesini çıkarmayan ve aslında bize destek veren insanlarda vardı. Ama maalesef onlarda korkularını kurbanı oldular. Bu noktada ben Türkiye’nin büyük oranda sınavı kaybettiğini düşünüyorum. Hakkın yanında olamadılar diye düşünüyorum. İnşallah bu durum zaman içinde değişecektir. Ak kara ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum. Bizim için evden bir valizi alıp çıkmak çok zor değildi. Zaten öyle çok bir şeyleri olan insanlar değildik. Ama bizim için oradaki emeklerimizin ayaklar altında çiğnenerek orayı terk etmek zordu. O garibanlığı orada hissettik. Efendimiz Aleyhisselam’ın nasıl orada arkaya dönüp de Ey Mekke eğer beni çıkarmasalardı seni asla terk etmezdim dediği gibi biz de ülkemize bu kadar aşık insanlardık. Biz hizmet dışında hiç bir şekilde ülkemizi terk edemezdik. Bu şimdi Cebri bir şekilde olmuş oldu. Biraz bizim planladığımız bir şekilde oldu. Biraz acı bir şekilde oldu.  Ama can korkusu değildi ama insanlar bunu böyle söylüyorlar. Ben çok üzülüyorum gerçekten yurtdışına kaçtılar. Biz yurtdışına kaçmadık. Bizi oradan çıkarmasalardı biz oradan çıkmayacaktık. Hizmet dışında başka bir gaye bizi ülkemizden oradan ayıramazdı. Ben hala haberlerde olumsuz bir şey okuduğumda içim yanıyor. Hala orada en ufak bir deprem olsa bir felaket olsa üzülüyorum. İstemiyorum oraya umumi bir musibet gelsin. Orada çocuklarımız var, nesillerimiz var. Hala çok geç değil diye düşünüyorum. Bilmiyorum çok mu iyimserim. Ben kendim için söylüyorum ama bu söylediğim bütün arkadaşlarım için geçerli. Her alanda çalışan herkes için geçerli. Bu böyle biline kim ne derse desin.

‘BAZI AKRABALARIM KALBİMİZİ ÇOK KIRDI’

İkinci derece akrabalarımdan benim yani bir tanesi facebook’ta ihbar hattını paylaşanlar oldu. Tabii bunlar bizim kalbimizi çok kırdı. O zamanlar çok kırdı. Şimdi onları da aştık diye düşünüyorum. Maalesef hepimiz bu süreçten ortama gaz sıkılmışta etkilenmemek imkansızmış gibi etkilendi diye düşünüyorum. En masum olanları da şöyle biz sizin iyi insanlar olduğunuzu biliyoruz ama diğerleri büyükler gibi böyle. Maalesef çok yanlış yaklaşımlarda bulundular. Şöyle bir araştırma yapılsa bence herkes birebir tanıdığı insanlarla konuşsa aynı cevabı alacak: ‘Siz aslında çok iyi insanlarsınız.’ Hizmette bulunan insanlar için kimse kötü bir şey söylenemiyor. Bir şeytanlaştırma var ve insanlar buna kanmış durumda…

‘KIZIM KAMPTAKİ ODAYA GİRDİĞİNDE ÇOK AĞLADI’

Kampta yaşamak gerçekten nefse zor gelen bir şey yani. Biz bahsetmedik ama buraya gelmeden önce 2 yıllık bir yolculuk sürecimiz var. Çocuklarla birlikte. Buraya ulaşmakta çok kolay olmadı bizler için. Ulaştıktan sonra tabii  en azından güvenlik endişelerinden azat olmuş şekilde bir rahatlama oldu. Kampa ilk geldiğimiz gün ben hatırlıyorum. Benim kızım biz evden ayrıldığımızda -şu an 16 yaşına girmek üzere- ne evden ayrıldığımızda de yoldaki zor süreçlerde  hiçbir zaman ağlamadı. Hiçbir zaman. Hep güçlüydü hep pozitif bakıyordu. Ama bu kampa geldiğimiz gün bize odaları gösterdiklerinde, kampın koşullarını gösterdiklerinde çok ağladı. Ve ben akşam yemeği saati idi o şaşkınlıkla biz ailecek yemekhaneye gittiğimizde orada da ağlamaya devam etti. Öyle bir ortakm ki 450 kişilik bir yemekhane burası. En az 200 kişi aynı anda yemek yiyorsunuz. Yeni bir yüzsünüz, insanlar size bakıyor, oradaki görevlerinden bir tanesi geldi. Belçikalı bir bayan. Çok merhametli bir bayan, geldi ve bir sorun mu var. Yapabileceğim bir şey var mı dedi. Yutkundum ve hiç cevap veremedim. Orada ben cevap versem ben de ağlamaya başlayacağım. Kızım da yok bir şey diye işaret etti. O günden sonra o kadıncağız bizi her gördüğünde bize nasılsınız var mı bir sıkıntınız diye sordu. Biz şok olduk gerçekten. Kamp hayatı bizim standartlarımız çok dışında bir hayat. Evet biz zengin insanlar değiliz. Normal maaşlı geçinen insanlar ama her zaman bir standartımız varmış. Bunu idrakine vardık. Nimetlerin idrakine varıyorsunuz aslında. Bir takım şeyler elinizden alınınca. İlk başlarda her şeyden şikayet ediyorduk. Yemekler şöyle, şu şöyle bu şöyle sürekli bir şikayet hali vardı. Evet güvenlik anlamında çok rahatladık ama şikayetlerimiz bitmiyordu. Zaman içerisinde alıştıktan sonra insan herşeye hemen alışıyor. Ve o önyargılı bakışınızı bir kenara bıraktıktan sonra bulunduğunuz yerdeki güzelliklerin farkına varmaya başlıyorsunuz. İlk başta her şey size yabani gelirken, insanlar ortam, bakış, temizlik her şey size yabani gelirken sonra sonra daha farklı bir gözle bakmaya başlıyorsunuz idrak ediyorsunuz. Ramazan’ın bizim bu idrakimizi arttırmada da önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum.

‘HRİSTİYAN BİR ARKADAŞIMIN DİLİ ‘ALLAH RAZI OLSUN’A ALIŞTI’

Eşim hristiyan insanlara da verdik diye söyledi ama esasında buradaki hristiyan insanlarda muhatap oldukları müslüman kesim açısından bakınca maalesef çok olumsuz bir bakış açısı var. Müslüman deyince insanların aklına hoş bir manzara gelmiyor maalesef. Biz birazcık bu manzarayı değiştirelim istedik esasında. Ablalarımız abilerimiz Allah razı olsun onlardan. Bizim böyle bir talebimiz ve beklentimiz olmamasına rağmen çok samimi hislerle bize bu desteği gösterdiler. Bizim kültürümüzde din dil ayrımı yok. Komşu komşudur. Komşu akrabadan çok önce gelir birçok durumda. Bizim de komşularımız ile hem hristiyan hem müslüman her kesimden komşularımız var kendi bloğumuzda. Çok samimi olduğumuz hristiyan arkadaşlarımız var. Bir ay boyunca biz beraber iftar yaptık. Bazı günler birlikte yedik bazı günlerde yemeği paylaştık. İnanın o kadar değişik güzelliklere vesile oldu ki. Benim hristiyan arkadaşımın ağzına Allah razı olsun kelimesi yerleşti. Allah razı olsun demeye başladı. Yemenli bir aile vardı. Onlara çok kalabalırlar. Kadıncağız tek çeşit yemek yapabiliyor. Kamp yemekleri arap kültürünün yemeği ama onlarda yemiyorlar esasında. Çok yemiyorlar. O kadar mutlu oldu ki. İlk başlarda bize karşı önyargılı bir bakışı varken. Kardeş olduğumuzun farkına vardık. Bunda korona sürecinin etkisi oldu gerçekten. Çok güzel bir atmosfer oldu. Sürekli bizim eve akşam tabaklar gelmeye başladı. İnsanları ihsan duygusu gelişti birbirine karşı. Bizim evimize tabaklar gelmeye başladı. Bizden onlara tabaklar onlardan bize tabaklar. Çok güzel bir atmosfer oldu. Birbirimizi görünce samimi bir kalple bir güven duygusu. Gözlerden bunu hissedebiliyorsunuz. Sonra dediler ki abiler bu çok güzel oldu bunu bayram ile taçlandıralım. Bizden bir liste istediler.  Çocukların bayramlıklarını ayakkabısından oyuncağını, kıyafetlerine kadar bir liste yaptık onlara. O kadar ince düşünmüşler ki gerçekten çok güzel şeker kutuları hazırlamışlar. O hediyeleri o kadar özenerek herkese ayrı ayrı şahsi olarak paketlemişler.

‘SİZ ÇOK İYİ İNSANLARSINIZ’

Bizim çocuklarımız da dahil olmak üzere. Afgan bir çocuk vardı. Afrikalı bir çocuk vardı. O çocuk hep büyük tişörtler giyiyordu. Kendisinden büyük tişörtler giyiyordu. Çocuğun gözlerindeki o ışıltıyı görmeliydiniz. Verirken o kadar mutlu oldu ki insanlar. İletişimimiz olmayan insanlarda olsa farklı bloklarda çok güzel bir atmosfer oluştu. O kardeşlik ruhunu o ramazan’daki hissettik gerçekten. O şekerleri dağıtırken bana arap bir kız bana seslendi: ‘Türki türki, mmmm siz çok iyi insanlarsınız.’ Çok mutlu oldular. Kampta bir de herkes birbirine hemen her şeyi söylüyor. O esnada olamayan çocuklarda kapıyı çalıp siz şeker veriyormuşsunuz diye almaya geldiler.

Şunu farkettim bizler dedim ya size yaşam amacımız elimizden alınmış gibi hissettik. Biz insanlara faydalı olduğumuzu hissettiğimiz anda sanki kalbimiz yeniden atmaya başlıyor. Yeniden damarlarımıza kan geliyor. Bizi o kadar mesut etti ki bu. Bu duyguları tabii ki paylaşmalıydık. Bu hizmeti asıl yapan insanlarla. Biz sadece köprüydük aslında. Allah hepsinden ebeden razı olsun. Hala türkiye’nin dört bir köşesinde dünyanın dört bir yayına dağılan insanlar ve Türkiye’de hala. Kalpleri aynı atıyor. Hiçbir şey değişmedi. Sadece zalim zulmü ile kaldı. Her zaman kalbimiz insanlık atacak. Ve bunu hiç bir şey hiçbir zaman değiştiremeyecek diye düşünüyorum.

‘HAYALLERİMİZ VAR’

Hayallerimiz, bundan sonrası için de var ve olmalı, hayatımız devam ediyor ve ben bulunduğumuz yere faydalı olmaya ben çok inanıyorum. Burdaysam ve bu insanlar bana sahip çıktılarsa, beni dinledilerse beni anladılarsa ve benim çocuklarımı okutuyorlarsa benim de bu topluma katkıda bulunmam lazım. Öğretmenliğime devam etmek istiyorum. Tabii ki bunun için belli aşamalar var. Dilimizin çok iyi olması gerekiyor. Çok iyi öğrenmemiz lazım. Şu an dil öğrenmeye  devam ediyoruz. Öğretmen olamasam bile bu yine hiç bir şeyi değiştirmeyecek. Topluma faydalı olmak için illa öğretmen olmak gerekmiyor ne olursa olsun, bu  toplumun benimsemeyi ve buranın gerçek bir vatandaşı gibi yaşamayı planlıyorum ilerde de. Ama şu günleri de hiç bir zaman unutmak istemiyorum. Buradaki insanları anladığım gün aydınlandığım gündü benim için. Çünkü ilk başta kendimizi buraya hiç yakıştıramıyorduk. Sonra şunun idrakine vardık. Hepimiz insanız, hepimiz insanız. Hiç birimizin birbirimizden farkı yok. Hangi koşullardan gelmiş olursak olalım. Herkes aynı standartlarda olmasa da eşit haklara sahip olmalı diye düşünüyorum.

Bizim üzerimize düşen insan olmak insan olmaya gayret etmek. İnsanlığın gereği bu. Birilerine faydalı olmak, illa  o sana yapıyor sen de ona karşılığı olarak yapmak değil, insanlığı gereği bu. Ben insan olduğumu her zaman hatırlamak istiyorum. Herkese de hatırlatmak istiyorum.

2 YORUMLAR

  1. Ben hizmet içinde olamadım, ama acınızı taaaaaa yüreğimde hisediyorum. Sizlere yapılan zülümleri sadece seyreden bir Kürt olarak, bir insan olarak

    Ahmet Arif gibi diyorum” çiçek gibi insanları incittiniz, bahçeleriniz bahar görmesin…”

    Siz zülüm görenler dahi benim kadar öfkeli değilsiniz, İmanınız, tevekkülünüz, sabrınız ve insanlığınız ile gerçekten harika ve mühteşemsiniz. Her zaman diyorum, imani yürüyüşünüzü hayranlıkla izliyorum.

    • Allah senden ebeden razı olsun Muhammed SALİH kardeşim doğrunun yanındasın Rabbim seni ve senin gibileri hizmete dahil etsin inş hizmeti tanıma ve hizmet etmeyi size nasip eylesin inş.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin