‘Too big to fail’

Tr724 HABER-ANALİZ | YAVUZ ALTUN

Başlıktaki ifade, ekonomiyle ilgili bir terim. Eğer bir şirket, o ülke ekonomisi için hayatî önemde ise, devlet o şirketin batmaması, borçlarını ödeyebilmesi, istihdamını sürdürmesi için finansal olarak yardımcı olmak zorunda hisseder kendini. Çünkü bunu yapmazsa, zincirleme reaksiyonlar hâlinde, ülke ekonomisinin kendisini yok edişini seyredecektir.

Normal şartlarda serbest piyasa ekonomisine aykırı gibi görünen bu hamle, bilakis piyasanın sağlıklı işlemeyi sürdürebilmesi için devletin aldığı bir önlemdir.

Dış politikada da benzer bir yaklaşımdan bahsetmek mümkün. Her ne kadar büyük oyuncular çeşitli ilkeler ve prensipler ortaya koysa da, sahada mümkün mertebe esnek davranılıyor. 2011’de Kahire’de halk Mübarek’e karşı ayaklandığında, ABD’nin zayıf tepki vermesi eleştirildiğinde, dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, “müttefiklerimizi bir anda gözden çıkaramayız” demişti.

Türkiye de, ABD’nin bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan ve Soğuk Savaş boyunca devam eden bu ittifak, Türkiye’nin NATO’ya kurucu üye olmasıyla taçlandırılmış. Soğuk Savaş şartları düşünüldüğünde, ABD’yle ittifakın alternatifinin “bağımsız kalmak” değil, bir Sovyet uydusuna dönüşmek olduğunu görmek zor değil.

Sadece Türkiye için değil, aslında Osmanlı’nın son döneminden bu yana, bölgede Ruslara karşı hep Batılı devletlerle ittifak yapılmış. 19. yüzyılda İngiltere ile Çarlık Rusya’sı arasındaki bir nevi Soğuk Savaş’ta da Osmanlı, İngilitere’yle birliktelik içinde. Hatta bu sebeple İngiltere’deki muhafazakâr kanat, Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü savunan bir pozisyon bile geliştirmiş.

Bugün yaşanan “üçüncü” Soğuk Savaş havasında, Türkiye’nin ABD ile Rusya arasında bir denge kurmaya çalıştığı izlenimi veren dış politikası, Rus yapımı S-400 füzelerin ilk parçalarının ülkeye giriş yapmasıyla, yeni bir test aşamasında.

AB AÇISINDAN TÜRKİYE

Türkiye dünya siyaseti açısından son derece önemli bir ülke. Suriye’de Esad hükümeti ve Rusya-İran blokuna karşı Batılı müttefiklerin uzun süre desteklediği silahlı muhalif gruplarla arada kalan neredeyse tek bağlantı. Suriye’deki radikal gruplarla ilgili istihbaratı, Avrupalı ülkeler için hayati önemde.

Bunun yanı sıra, Suriye göçmen krizinin Avrupa açısından “soğutulması” Türkiye sayesinde oldu. Yaklaşık 4 milyon Suriyeli mülteciyi ülkede tutan Türkiye, başta Victor Orban gibi Doğu Avrupa liderleri olmak üzere, Avrupa Birliği ülkelerinden ciddi destek gördü. Hatta göç hareketlerini azaltmak için kurgulanan yeni bir modele ilham kaynağı hâline geldi.

80 milyonluk Türkiye, Avrupalı tüccarlar için de hayli önemli bir pazar. Tüketim alışkanlıkları Avrupalılara benzeyen bir ülke neticede Türkiye. Ama aynı zamanda Avrupa bankalarına ciddi miktarlarda borcu da olan bir ülke. Erdoğan’ın ekonomiyle ilgili her sıradışı hamlesi, Avrupa finans çevreleri tarafından endişeyle izleniyor. IMF’nin ve Dünya Bankası’nın dünya genelinde durgunluk öngördüğü, ABD-Çin ticaret savaşının nereye evrileceğinin bilinmediği bugünlerde, zincirleme bir reaksiyonun tetikleyici olmasından korkuluyor.

Alman Şansölyesi Angela Merkel, bu sebeplerle, birkaç defa Türkiye’nin istikrarsızlığa girmesinden endişelendiğini açıkladı.

ABD AÇISINDAN TÜRKİYE

ABD yönünden ise Türkiye, bölgede “az çok konuşabildiği” neredeyse tek önemli ülke konumunda. Trump yönetimi Suudi Arabistan ve Mısır’la ilişkileri güçlendirse de, Türkiye’nin bütün Amerikan Ortadoğu politikasını tehdit edebilecek potansiyele sahip olması, muhtemelen özellikle askerî kanadı düşündürüyordur. S-400’lerle ilgili Amerikan Kongresi iştahlı bir şekilde Türkiye’ye yaptırım uygulamak istese de, Trump’ın daha yavaş hareket etmesini isteyen aktörler de mevcut.

Bazı uzmanlara göre, ABD’nin İran’la ipleri tamamen koparmayı hedeflediği bir ortamda, Türkiye’yi de aynı şekilde denklemden çıkarması düşünülemez. Bu da Erdoğan’ın eline bir takım kozlar veriyor.

Geçen yaz Pastör Andrew Brunson sebebiyle gerilen ABD-Türkiye ilişkileri, bu yaz S-400’ler sebebiyle benzer bir gerginliği yaşayabilir fakat geçen yaz yaşananlardan sonra özellikle Avrupa ülkelerinin gösterdiği endişelere bakılırsa, Trump yönetimi bu kez daha ihtiyatlı ve zamana yayılacak bir tepki geliştirebilir. Bu arada, Türkiye de S-400’leri parça parça ve uzun vadede ülkeye sokarak, tepki süresini uzatmayı deneyecektir.

RUSYA AÇISINDAN TÜRKİYE

Türkiye’nin Rusya’yla yakınlaşması hususunda da sinyaller karışık. Erdoğan, Putin’in en çok telefonla konuştuğu lider. Suriye’de çıkarları çatışsa da, birlikte hareket edebiliyorlar. İdlib’e topyekûn bir Suriye hükümeti operasyonunun önündeki tek engel Türkiye. Buna mukabil, Libya’da Türkiye BM’nin tanıdığı Sarraj hükümetini desteklerken, Rusya, ülkenin güneyini elinde tutan Haftar güçlerinin yanında. Körfez krizinde de, Katar ve Türkiye’ye karşı Rusya, Suudi Arabistan ve BAE’ye daha yakın bir görüntü çizdi. Son olarak Kıbrıs’taki doğal gaz arama tartışmalarında da Rusya, Güney Kıbrıs’tan yana tavır koydu.

Ancak Putin için Türkiye’yle bu türlü bir yakınlaşma, tıpkı Avrupa içinde popülist sağcı liderlerle yaptığı gibi, düşmanlarını kızdırmanın bir yolu. Uzun vadede onların otoritesini sarsmayı ve Batılı ülkeleri istikrarsızlaştırmayı hedefleyen bir dizi eylem planından sadece biri.

Bu yönüyle, Türkiye’nin tam anlamıyla Rusya’ya ya da daha radikal bir tavırla Çin’e eklemlenmesi, en azından kısa vadede mümkün görünmüyor. Hele NATO’dan çıkması, çok daha düşük ihtimal.

ERDOĞAN’IN OYUN PLANI

Bana kalırsa, iç politikada hâkimiyetini kaybetme riskiyle karşı karşıya olan Erdoğan’ın dış politikada radikal bir takım hamleler yaparak hem popülaritesini takviye etmeyi, hem de pazarlık masasında oturduğu aktörlere karşı “Ben daha ölmedim,” demeyi hedefliyor.

En çok güvendiği şeyse, Türkiye’nin uluslararası siyaset açısından “too big to fail” olarak görülmesi. Evet, çok kızacaklar, çeşitli tepkiler verecekler, fakat nihayetinde Türkiye’de istikrarsızlığı körükleyecek hamleler yapmaktan da çekinecekler. Bu da, Erdoğan’a içeriyle ilgili zaman kazandıracak. En azından böyle düşünülüyor.

2008’deki küresel finansal kriz sırasında ABD finans şirketi Lehman Brothers için de “too big to fail” yakıştırması yapılıyordu. Fakat kriz, Lehman Brothers’ın tarihten silinmesiyle sonuçlandı ve ekonomistler bu kavramı güncellemek durumunda kaldı. Sınırların nereye kadar zorlanabileceğini önümüzdeki aylarda göreceğiz. ABD’deki gazeteciler ve uzmanlar, bu kez meselenin çok ciddi olduğunu söylese de, bu kez kararlar acele verilmeyecektir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin