Tehlikenin farkında mısınız?

YORUM | ADEM YAVUZ ARSLAN

Malum olduğu üzere Türk medyasının yüzde 90’ı Erdoğan rejiminin doğrudan kontrolü altında. Kalan yüzde onluk kesim de Erdoğan’ın söylemlerinin peşine takılıp gittiği için sonuçta tüm gündem iktidarın ajandasına göre şekilleniyor.

Hal böyle olunca da ‘bugünün ve yarının gerçek gündemleri’ değil, iktidarın belirlediği başlıklar-tanzim satış mağazaları, domates, biber fiyatları gibi-konuşuluyor.

Oysa ki IŞİD militanlarının durumu gibi üzerinde uzun uzun konuşulması gereken ama hiç gündeme gelemeyen çok önemli konular var.

IŞİD MİLİTANLARI NEREYE GİDECEK?

Suriye ve Irak’ta IŞİD’ için yolun sonuna gelindi denebilir.

Dünyanın muhtelif yerlerinden gelmiş farklı milletlerden savaşçılar yol ayrımında. Ya ülkelerine geri dönecekler yada Suriye’de kalıp belirsiz bir sürecin içine girecekler. Ancak başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere bir çok ülke Suriye’ye gidip IŞİD’e katılan vatandaşlarını geri almak istemiyor.

IŞİD militanlarının Suriye’de kalmaları da çok mümkün değil.

Bu durumda önemli bir soru ile karşı karşıyayız; IŞİD militanları ne olacak, nereye gidecek ve ne yapacaklar? En az bu soru kadar ve hatta daha önemlisi şu; Türkiye’den IŞİD’e katılan ve sayıları net olarak bilinmeyen Türk vatandaşları ne olacak?

Bu ve benzeri sorular Türkiye kamuoyunda konuşulmuyor. Ancak ABD ve Avrupa başkentlerinde IŞİD sonrası duruma dair hararetli tartışmalar var.

TÜRKİYE’NİN ACI TECRÜBESİ VE CEVAPSIZ SORU

Türkiye’nin önündeki riskin daha iyi anlaşılabilmesi için bu aşamada biraz geriye, 15-20 Kasım 2003 İstanbul saldırılarına gidelim.

Çünkü bu saldırılarda hem El Kaide tarzı örgütlerin çalışma mantığına ve ne kadar profesyonel olduklarına dair detaylar, hem de güvenlik güçlerinin yapacağı en küçük hatanın ne kadar büyük kayıplara neden olduğuna dair çok önemli tecrübeler var.

15 Kasım 2003 günü sabah 09:30’da Şişli’deki Beth İsrael Sinagogu önünde bir kamyonet infilak etti. Bu patlamadan 4 dakika sonra ise bir başka kamyonet Beyoğlu’ndaki Neve Şalom Sinagogu önünde havaya uçtu. Saldırılarda 28 kişi ölürken 300’den fazla kişi yaralandı. Türkiye bu saldırıların şokunu atlatamadan, 20 Kasım günü ikiz bir saldırı daha yaşadı. Yine bomba yüklü bir kamyonet 10.55’te Beyoğlu’ndaki İngiliz Konsolosluğu’na, 11:00’da ise bir başka kamyonet Levent’teki HSBC Bankası Genel Merkezi’ne intihar dalışı yaptı. İkinci saldırılarda 31 kişi hayatını kaybederken yaklaşık 500 kişi yaralandı.

Türkiye tarihinin gördüğü en kanlı, en vahşi saldırılarla ilgili soruşturmanın detayları ise şok eden türdendi.  Öncelikle saldırıyı gerçekleştirenler El Kaide’nin Türkiye koluydu ve saldırganlar Türk vatandaşıydı. Dahası bu isimlere dair somut ipuçları daha önceki operasyonlarda elde edilmişti.

POLİS VE MİT’İN EL-KAİDE’Yİ TAKİP TARTIŞMASI FACİAYA YOL AÇTI

Bu noktada biraz daha detaya inmekte fayda var.

Daha önce Afganistan ve Pakistan’da bulunan El Kaide kamplarına gidip gelmiş kişilerin Türkiye’de organize olduğuna dair istihbarat alan Bursa polisi 18 Ekim 2002’de İstanbul polisinin de desteği ile ‘İmamlar Birliği’ adlı örgüte operasyon yaptı.

Sanıklar ifadelerinde Afganistan ve Pakistan’da gördükleri eğitime dair detayları anlattılar. Ayrıca kampta gördükleri Türkler’e dair de detaylar verdiler. Bursa’da gözaltına alınan sanıklar ‘Yasir’ kod adlı bir Türk’ü tarif ettiler. Polis operasyonu genişletmeye hazırlanıyorken MİT ‘konunun kendi sorumluluk alanında olduğunu’ iddia ederek operasyona müdahil oldu.

MİT ve polis arasındaki ‘takip anlaşmazlığı’ sebebiyle operasyon durdu. Bursa’daki operasyonda ismi geçen ‘Yasir’ ise bir yıl sonra İstanbul’daki İngiliz Konsolosluğu’na yapılan saldırıda karşımıza çıktı.

Örgüt içinde ‘Yasir’ olarak bilinen Feridun Uğurlu yaklaşık bir ton bomba yüklü 34 VCV 25 Plakalı kamyonetle İngiliz Konsolosluğu’na intihar saldırısı gerçekleştirecekti.

Saldırı o kadar şiddetliydi ki saldırganlarla birlikte bir çok kurbanın kimliği ancak DNA testleri sonucu kesinleşebildi.

Saldırıyı gerçekleştiren Feridun Uğurlu 1976 Eskişehir doğumluydu. Liseyi Kartal’da bitirdikten sonra Pakistan’a gitmişti. Ailesi ile uzun süre haberleşmedi. Sağlık sorunları gerekçesiyle geri döndükten sonra evlendi, ‘Yasir’ adını verdiği bir oğlu oldu.

Pakistan dönüşü radikalleştiği görülüyordu. Bir tekstil şirketinde çalışmaya başladı. Mesai arkadaşları arasında İstanbul saldırısını organize ettiği söylenen Habib Aktaş’ta vardı.

ABD’NİN ‘BU KİŞİYE BAKIN’ UYARISI DİKKATE ALINMAMIŞ

İstanbul saldırıları sonrasında başlatılan soruşturmada ise tam anlamıyla skandal bir detay ile karşılaşıldı.

Zanlılar arasında yer alan Hıdır Elibol’un sahibi olduğu Berfin Tekstil şirketinin El Kaide ile ilişkili olabileceğine dair ABD’nin 2001 yılında Türkiye’ye bilgi verdiği ortaya çıktı. Elibol’un şirketinde örgütün lider kadrosundan Habib Aktaş ile canlı bombacılar Feridun Uğurlu ve İlyas Kuncak’da çalışıyordu.

Feridun Uğurlu’nun ağabeyi Süleyman Uğurlu’ya ait kimlik, 11 Eylül sonrası ABD’nin Afganistan’daki El Kaide kamplarına yönelik operasyonları sırasında ele geçmişti. ABD istihbaratı bu kimliğe dair bilgileri Türkiye’ye ulaştırdı.

Uğurlu’nun kimliğinin üzerinde başka birinin fotoğrafı vardı. ABD’den gelen istihbarata göre Uğurlu’nun eğitim aldığı El Kaide kampında çoğunluğu İstanbul’dan gelmiş 450 kişi vardı. ABD’nin verdiği bu istihbarat ya gereken ilgiyi görmedi ya da başka bir gerekçeyle sümen altı edildi.

Fakat sonuçta hem ABD’den gelen istihbaratta hem de bir yıl önce Bursa polisinin yaptığı ‘İmamlar Birliği’ operasyonunda tespit edilen isimler yakalanamadı ve Türkiye tarihinin gördüğü en büyük terör saldırıları gerçekleşti.

Ortaya çıkan bilgiler netti. Sinagog saldırılarını yapan ekipteki şoförler ve organizatörler 1995’ten itibaren Afganistan’a gidip gelmişlerdi. Bazıları Çeçenistan’da da savaşmış olan bu kişilerle ilgili soruşturma derinleştikçe, El Kaide’den gelen paralara, eylem planı sürecinde son bir yıl içinde Türkiye’ye giriş çıkış yapan kuryelere, sinagog saldırılarını organize eden ekibin internet üzerinden yaptığı haberleşmelere, bu mesajların kayıtlarına ve mesajlara ulaşıldı. Bu bilgilerin büyük çoğunluğunu, eylemcilerin Bingöl’de işlettiği internet kafede yapılan araştırma sağladı. Öyle ki, bu internet kafede en çok girilen web siteleri El Kaide bağlantılı sitelerdi. Şaşırtıcı olan; sinagog saldırılarını yapan ekipteki birinin, iki yıl önce Bursa’da El Kaide ile bağlantısı olan bir gruba yapılmış olan operasyonun dosyasında adı geçmesiydi.

MİT, El Kaide operasyonlarının bazılarını, Amerikan Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ile yapmaktaydı. Nitekim, FBI’ın uzun süredir izlediği bir kurye, 8 Ağustos 2003 günü Ankara Esenboğa Havaalanı’nda yakalandı. Üstelik bu kurye, 17 ay önce Bursa’da yapılan operasyonla ortaya çıkarılmış olan gruba dahildi.

Türkiye’nin Münih Başkonsolosluğu’ndan 20 Ekim 2003 günü Ankara’ya çekilen şifreli mesajda bir grubun ABD’ye destek veren ülkelerin temsilciliklerine saldırı düzenleyeceği, muhtemel saldırıların bomba yüklü araçlarla ve üç—dört hafta aralıklarla gerçekleşeceği yönünde istihbari bilgiler bulunduğu belirtildi.

Yani saldırı öncesinde adeta istihbarat yağmış.

ABD’den ‘nokta istihbarat’ gelmiş ve Türk polisi de Bursa operasyonu ile aslında El Kaide hücresinin kapısını aralamış. Ancak 1980’li yılların başından itibaren Afganistan; Çeçenistan, Bosna Hersek ve Kosova’ya gönüllü olarak giden ve sayılarının 1500-3000 arasında olduğu tahmin edilen Türk mücahitler Türk istihbarat ve güvenlik birimlerince gereken ilgiyi görmemiş.

DÜNYA IŞİD MİLİTANLARININ NE OLACAĞINI TARTIŞIYOR

Türkiye’de pek gündem olmadı ama dünya hararetli bir şekilde IŞİD militanlarının geleceğini tartışıyor. ABD ve AB ülkeleri Suriye’ye gidip IŞİD’e katılmış vatandaşlarının geriye dönmesine sıcak bakmıyor. Başkan Trump ise Suriye’de yakalanan 800 civarında IŞİD militanının olduğunu ve bunların vatandaşı oldukları ülkelerce yargılanması gerektiğini söyledi.  Bu militanlarla ilgili bir tweet atan Trump, “ABD bu IŞİD savaşçılarının Avrupa’ya sızmasına seyirci kalmak istemiyor” dedi.

Hem ABD hem AB kamuoyunda tartışmalar hayli sert geçiyor. Kamuoyu bölünmüş vaziyette. Aralarında Trump destekçilerinin de olduğu geniş bir kesim IŞİD’e katılanların doğrudan Guantanamo’ya yollanmasını istiyor. AB ülkeleri ise IŞİD militanlarının dönüşüne isteksiz. İngiltere’de sert tartışmalar yaşanıyor. Aynı şekilde bazı Orta Asya ülkeleri de söz konusu sanıkların geriye dönmesini istemiyor.

Özellikle Kürtler’in kontrolünde olan bölgelerde kalmaları da mümkün değil. Çünkü Kürtler “böyle bir kapasitemiz yok.Ayrıca bırakın yargılamayı ABD çekilirse bunları hapiste tutma imkanımız da yok” diyorlar. Bu durum batı başkentlerindeki kaygıyı büyütüyor.

Suriye’ye sınırı olması, binlerce IŞİD militanının Türkiye üzerinden Suriye’ye geçmesi ve en önemlisi çok sayıda Türk vatandaşının IŞİD saflarına katıldığının bilinmesine rağmen Erdoğan rejiminin gündeminde bu konu pek yer etmiyor. El Kaide ve IŞİD uzantılı yapılar Türkiye’de çok kanlı saldırılar yapmasına rağmen konu gereken şekilde ele alınmıyor.

Konunun endişeleri büyütmesi gereken iki boyutu daha var. Birincisi Erdoğan  rejiminin körüklediği siyasal islamcı söylemler. Zaten var olan ideolojik zemin giderek büyüyor. Türkiye’ye yurt dışından IŞİD militanı gelmese bile bu topraklardan IŞİD militanı çıkması artık sürpriz değil.

Ikincisi ise IŞİD gibi radikal İslami grupları takip edecek, istihbarat toplayacak, mücadele için strateji geliştirecek bir güvenlik bürokrasisi de kalmadı. Polis 17-25 yolsuzluk operasyonları, TSK ise 15 Temmuz darbe girişimi sonrası çökertildiği için bu konuda ciddi bir boşluk var. MİT ise istihbarat toplamak, tedbir almaktan ziyade Suriye’ye giden savaşçıları kontrol etme, yönlendirme ve onları kullanma gibi bir ajandaya sahip. Türk istihbaratı adeta Suriye’de ki yabancı savaşçıların sırtını sıvazladı. Şimdi o grupların gidecek yer bulamayınca Türkiye’ye yönelmesi de kimseyi şaşırtmamalı.

Kaldı ki uzunca bir süre Türkiye’den maaş alan, yaralandığında Türkiye’ye gelip hastanelerde tedavi olan, İstanbul’un göbeğinde yardım kampanyası düzenleyen IŞİD militanlarının varlığı herkesin malumu.

Sonuç olarak önümüzde çok ciddi bir problem var. Türkiye henüz tehlikenin farkında değil. Öte yandan Türkiye’nin daha doğrusu Erdoğan ve Fidan’ın farkında olmadığı bir tehlike daha var; Omurgasını YPG’nin oluşturduğu SDG’nin elinde yüzlerce IŞİD militanı var. Bu militanlar tek tek sorgulandı ve ifadeleri dosyalandı. Söz konusu IŞİD militanlarının anlatımları Washington’a aktarıldı.

Söz konusu IŞİD militanlarının ifadeleri henüz kamuoyuna açıklanmadı.

Ancak Washington’da ki think-thank çevrelerinde konuşulanlara göre söz konusu ifadeler Erdoğan ve Hakan Fidan’ın başını ağrıtabilir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin