Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?

YORUM | SÜLEYMAN C. KARAMAN

Acaba bir ülke hukuk devleti olduğu için mi demokratik bir ülke olur, yoksa demokratik bir ülke olduğu için mi hukuk devleti olur? Acaba bir ülke bağımsız seçimler olduğu için mi demokratik bir ülkedir, yoksa demokratik bir ülke olduğu için mi bağımsız seçimler vardır? Bir ülkede herkes için eğitim alma, iş kurma fırsatı olduğu için mi o ülke demokratik bir ülkedir, yoksa o ülke demokratik olduğu için mi eğitim alma ve iş kurma fırsatları vardır. Bir ülkede fikir ve ifade hürriyeti olduğu için mi o ülke demokratik bir ülke olur, yoksa demokratik bir ülke olduğu için mi o ülkede fikir ve ifade hürriyeti vardır?

Yazının geri kalanını okumaya başlamadan önce kendi cevabınıza karar verin, sizce bu soruların cevabı ne? Hangisi önce geliyor, değerler mi, demokrasi mi?

Evet, bir ülke hukuk devleti olabilir. Türkiye de öyle-böyle bir hukuk devletiydi. Taa ki, bir gecede “problem” olacağı düşünülen bütün hakim ve savcıların tutuklanıp hapislere atılacağı ana kadar. Bir ülkede sonucuna güvenebileceğiniz seçimler de olabilir. Türkiye’de de güvenilir seçimler vardı. Yüksek Seçim Kurulunun üyelerinin tamamen yandaşlardan oluşacağı zamana kadar. Bir ülkede basın özgürlüğü de olabilir. Türkiye’de de bir zamanlar basın özgürlüğü vardı. Farklı görüşleri temsil eden farklı farklı gazete ve televizyon istasyonları vardı Türkiye’nin. Taa ki bir sabah uyandığınızda takip ettiğiniz gazetenin ve televizyon kanalının artık olmadığını öğrendiğiniz ana kadar.

Bağımsız mahkemelerin, basın özgürlüğünün, güvenilebilir seçimlerin, iş kurma fırsatlarının olması bir ülkeyi demokratik yapan değerlerdir ama bu değerlerin bugün olması yarın da olacağı anlamına gelmez. Bugün var, yarın yok. Türkiye gibi. Siz dünyanın en iyi hukuk sistemini alsanız ve, mesela, isminde hem demokratik, hem cumhuriyet geçen Demokratik Kongo Cumhuriyetine bir gecede taşısanız, o ülke bir gecede demokratik bir ülke olmayacaktır. Farklı görüşlerin yansıtılacağı gazeteleri olsa, ifade hürriyeti kanunlarla korunsa, bütün bunlar ne kadar devam edebilecek? Bir gazeteyi bir günde kapatabilirsiniz. Bir kanunu bir günde değiştirebilirsiniz. Bugün var, yarın yok. Kanunlar, bağımsız basın ve benzeri değerler tek başlarına çok ümit vaad etmezler.

Yani aslında bu değerler bir ülkeyi demokratik yapmaz çünkü asıl problem bu değerlerin devamlılığıdır. Bu değerler, demokratik ülkelerde vardır. Peki bir ülkeyi demokratik bir ülke yapan nedir? O ülkenin insanlarıdır. Yani işin sırrı insanlara gelip dayanıyor. Nasıl bir insan portresi demokratik ülkelerin insanları? Zorluklar karşısında yılmayan, büyük güçler karşısında korkmayan, kahraman bir insan portresi mi lazım bize. Aslında o kadar da değil. Çok daha basit bir insan tipi yeterli.

Herhangi bir yerde karar alma pozisyonunda olan insanlar karar alırken, o kararlardan etkilenecek insanların durumunu dikkate almak zorundadırlar. Aldığınız karar sonucu, o karardan etkilenenler çok fazla itiraz edeceklerse, bunu kabul etmeyip sizi zora sokacaklarsa, siz o kararı alamazsınız. Etkileşim iki yönlü cereyan eder. Karar alınanlar, alınan kararlardan etkilendiği gibi, karar alanlar da, karar alınanların, alınan kararları nasıl karşılayacaklarını değerlendirmek zorundadırlar. Çok fazla “gürültü” çıkacaksa, o karar alınmaz. Ama insanlar alınan kararları kuzu gibi karşılayacak ise, siz her kararı alabilirsiniz. Bu etkileşim bir devletin işleyişinde geçerli olduğu gibi ticari bir firmanın işletilmesinde, mahallede, aile içerisinde, arkadaşlar arasında da geçerlidir. Etkileşim iki yönlüdür.

İngiltere demokrasinin modern zamanlarda geliştiği yer olarak bilinir. Nasıl geliştiği konusu ise daha az bilinen bir konudur. 15. yüzyılda yeni ticaret yollarının keşfi ile beraber Atlantik okyanusu ticaretinin oluşması sonucu Britanya’da yeni bir sosyal sınıf ortaya çıkmıştır. Bu sınıf hem nispeten zengin, hem de dünya görmüş ve kültürlü insanlardan oluşmaktaydı. Bu insanlar İngiltere monarşisine kuzu gibi boyun eğeceklerini hiç bir zaman düşünmediler. Olayı tiyatrolaştıracak olursak: kral kendilerinden bir şey istediği zaman belki de kralın yüzüne manalı bir şekilde bakarak “bir şey mi vardı?” demişlerdir.

Aynı zamanda ve benzer şartlar altında ticaret yolları açılan İspanya’da ise yeni açılan ticaret imkanları İspanya krallığının tekeli altında “yandaşlara” dağıtılmıştır. Kralın karşısında yeni bir sınıf oluşacağına, kralın altında devletin imkanlarını sömüren bir kesim oluşmuştur. İngiltere’de demokrasi gelişirken, İspanya’da zulüm gelişmiştir.

Diyeceğimiz şu ki, otorite karşısında sesini yükseltecek, sesini yükseltmese bile en azından onu onaylamayacak bir sosyal sınıfa ihtiyacımız var. Gelişmiş sistemi değerlere inanmış insanlar kurar. Demokratik insanlar demokratik değerleri yaşarlar ve yaşatırlar. İnsanlarda derinliği olmayan hiçbir değer de, kalıcı değildir. Haftaya bu sosyal sınıfın iki özelliğinden bahsedip gelişmiş ülkelerde demokrasiyi tehdit eden en büyük risk faktörünü inceleyeceğiz.

Sonuç olarak, asıl marifet ne tavuk da, ne de yumurta da. İkisine de neden olan başka birisi var.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin