Tarikatlar neden sessiz?

YORUM | Doç. Dr. MAHMUT AKPINAR

Anadolu Müslümanlığı İslamın genel kaynakları yanında Ahmet Yesevi’nin, Hacıbektaş-ı Veli’nin, Mevlana’nın, Yunus Emre’nin insan sevgisine, merhamete, ötekine saygıya dayalı öğretileriyle şekillenmiştir. Tarikatler, tasavvuf ekolleri insanlara önce edebi, eline diline beline mukayyet olmayı salıklamıştır.

Son yıllarda iktidarın desteğiyle siyasal İslamcı yaklaşımlar her yerde görünür oldu. Güç ve para iktidarda olduğu ve “düşman” bellediklerini iflah etmedikleri için (pek azı hariç) diğer dindarlar da zamanla AKP’nin dilini söylemlerini kullanmaya, onlar gibi düşünmeye, onlar gibi davranmaya başladı.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Burada akla bir kaç ihtimal geliyor:

  • Tasavvuf ağırlıklı, hoşgörüye, saygıya, ibadete, ahlaka dayalı Anadolu İslam anlayışı iktidara karşı klasik devletçi yaklaşıma sahip. AKP iktidarının yaptıklarına, söylediklerine katılmıyor. Ama devletle çatışmamak, “fitne çıkaran” olmamak, “ulül emre itaat” gibi sebeplerle İslam’a, Kur’ana, ahlaka, hukuka aykırı eylemleri ve söylemleri geri plana itiyor, ülkede yükselen radikalleşmeyi, şiddet eğilimini görmezden geliyor.
  • Yapılanları onaylamadığı, radikalleşmeyi, selefi eğilimleri doğru bulmadığı halde güç yetiremeyeceği, mücadele edemeyeceği için açıktan bir şey söylemiyor. Kendisi de zarar göreceği için pragmatik davranıyor ve susuyor. Bu sürecin kendileri açısından en az hasarla sonuçlanmasını eylemsiz kalarak, susarak temin etmeye çalışıyorlar.
  • AKP siyasetiyle bütünleşmekten, iktidar nimetleriyle iç içe olmaktan dolayı gerçekten yapılanları onaylıyor, radikalleşme ve şiddet eğiliminin parçası oluyorlar. Toplumda yükselen nefreti, şiddeti, selefi eğilimleri farketmiyorlar, tehlike görmüyorlar. AKP ile birlikte bin yıllık tasavvuf ekolleri, tarikatlar cemaatlerde genetik bir değişime, dönüşüme uğruyorlar.
  • Belki de laiklerin yıllarca söylediği gibi tarikatların cemaatlerin pek çoğu asli misyonlarından koptular. Dini çıkara, nüfuza, ticarete malzeme yapan yapılara dönüştüler?!

Selefiler pek çok tarikatı, tasavvuf büyüğünü şirke girmiş, İslamdan (dinden) çıkmış kabul ederler. Suudi Arabistan menşeli Vahhabilik “şirk” olduğu gerekçesiyle sahabe mezarlarını, tarihi yapıları yıkmış, hatta Hz. Peygamber’in kabrini bile tahrip etmeye kalkışmıştır. Hacca, umreye gidenler bilir, bir hacı, Hz. Peygamberin kabrinde ellerini açıp dua ettiğinde polisler hemen gelip “Mezara değil Allah’a dua et!” diye uyarırlar. Tasavvuf ekollerinde şeyhe gösterilen mübalağalı ve ölçüsüz sevginin, tevhid akidesi ile bağdaşmayan yüceltmenin  Selefi yorumları beslediğini söylemek yanlış olmaz. Bazen tarikatlar insanları Allah’a götüren yol olmaktan çıkıp, bazı ritüellere, fani kişilere kastı aşan anlamlar yükleyen şirk yolları haline gelebiliyor.

Selefi Vahhabi görüşlerin uç yorumları cihadist, silahlı, IŞİD türü cinayet örgütlerini doğurmuştur. Bunlar namaz kılan, Kelime-i Şehadet getiren insanları bile kolayca “kafir” ilan edebilir, katline cevaz verebilir. Irak’ta, Suriye’de gördüğümüz üzere Müslümanın kanını döküp öldürmekle yetinmez, namusuna göz diker, kadınlarını “esir” ve “cariye” görür, mallarına çöker. Hatta iki mehmetçiğe yaptığı gibi “kafir bir rejimin askerleri!” diye Müslüman evlatlarını diri diri yakar. Sonra onu kameraya çekerek dünyaya servis eder. Onunla fikri akrabalığı olan AKP hükümeti de bunu problem etmez, arkasını kovalamaz, gündem yapılmasından rahatsız olur.

AKP son 10 yılda demokrat gömleğini çıkarıp İslamcı gömleğini tekrar giydi. Erdoğan güzellemeleriyle dolu, çok defa şirke giren söylemlerle beslenen, Ortadoğu’nun bütün radikal silahlı gruplarıyla iç içe bir rejim inşa etti. Kişiye dayalı, siyasal İslamcı, selefi tarafları olan bu rejime en fazla tepki vermesi, “Müslümanlık bu değil!”, “İslam önce ahlaktır, muameledir, davranıştır” demesi gereken cemaatler, tarikatler sadece bir sessizlik içinde değiller. Emarelerden anlaşıldığı kadarıyla ciddi bir değişim ve dönüşüm de geçiriyorlar. Cemaatlerin tarikatların otoriter Erdoğan rejimini kayıtsız şartsız desteklemeleri başlarda pragmatist sebeplerle ve “def’i bela” kabilinden olsa bile, zaman geçtikçe kitlelerini dönüştüren bir hale geldi. “Körle yatan şaşı kalkar” atasözünde olduğu gibi edep, ahlak, Allah rızası, demesi gereken tarikatlar-cemaatler genetik bir değişime uğruyor.

Haydi AKP ile, siyasal İslamcılarla aynı kalıba girmeyi, din paydası altında izah ettiniz. Mao’cu, “tarikatların cemaatlerin kökünü kazıyacağız” diyen, her dönem dine-dindara kin besleyen karanlıklar prensi Doğu Perinçek’le işveleşmeyi nasıl izah ediyorsunuz?

İsmailağa cemaatinden buna verilecek bir tepki yok mu?

Cemaatler, tarikatlar (bazısı değil çoğunluğu) olarak dini kavramları, kimlikleri kullanarak topluma kin ve nefret yayanlara iki laf etmeyecek misiniz?

İktidar eliyle yükseltilen selefileşmeye, radikalleşmeye, şiddet eğilimine diyecek sözleriniz, uyarılarınız yok mu?

Yoksa ülkede yaşananlar size normal mi geliyor artık!

4 YORUMLAR

  1. Aynı şeyleri hizmet okullarda çalıştırdığı öğretmenlere yapmadı mi? siz sadece köle gibi çalışın ama hak hukuk sorgulamaya başlayınca kendi içinde otekileştirilmedimi?Tazminatlar alacaklar gasp edilmedi mi? Kendi hocamız bile eğer hizmet etmiyorsaniz okullarınızda sizlerde yerin dibine batın diye yüzlerce kez mulahanede bulun madimi? Bakın ışte sonuç. Onlar yerin dibine battığı gibi bizlerde onlarca ay hapis yattık. Necip milletin bizlere kelegi. Sadece sunun farkina vardik kazigi yedikten sonra dun cemaatin yaptigini bugun bunlar yapiyor. Ama biz ogretmenlerin kafasi kumda oldugj icin bunlari kutsal sayip sorgulayamamisiz. Sorgulasaydiniz onlar gibi işsiz kaliverirdiniz. Keşke sorgulasaydik. Hey hat..

    • Cemaat söylemde aykırı fikirlere saygı duyduğunu ve çeşitliliği artırdığını söylüyor. Eylemde dışlıyor. Fitne çıkarıyo bu diyor. İslamiyet teslimiyet bu teslim olmuyo diyo. İtiraz etme kabul et. Bu yüzden tektip insanlar oldu cemaatte. Aykırı olan da kovulduğu için düşman oldu. Bu durum her oluşumda böyledir malesef. İstisnasız. Önce gel ne olursan gel. Sonra böyle olacaksan git 🙂
      Ama hocanın duası tutmuş onu yabana atmamak lazım. Kurumlar hizmet etmediğinden akplilere sermaye oldu demekki.

  2. Bu toplumun mayasi, hammadesi bu. Çok farkli kültürlerden, dünya görüşünden insanı bir potada alaşım haline getiren bir hareketin içine başta veya sonradan farklı niyetlerle dahil olmus olanlar çıkabilir. Yaptığı işlerde kendi nefsini ve çıkarını öne alanlar ve hayır yapıyorum diye batıl yola girenler olabilir. Ortada kanunen bir suç varsa da bu diğerlerine zulmü haklı göstermez. Bugün yapılanları izah etmek için bu vakaları öne sürmek kullanmak katmerli zulüm olur. Pişman olacağınız hiçbirşeyi yapmayın ve sonradan konuşmayın. Yapılan hayrı hiçbir nedenle başa kakmayın. Evet, yıkılası abilik, turnikeye önden girmenin hesabı, makam, “ben yaptım, ben ettim” hepsi gitti. Evet ihanet edenler, ihmal edenler ve zülmedenler sırası ile… Her seyin bir vakti var, görürüz veya görmeyiz ama her şey zamanı gelince olacaktır ve birçokları da buna şahit olacaktır. O gün geldiğinde ben neler yapmış olacağım ve nerede duracağım, benim için bu önemli. Asıl soru, bunca yaşadıklarım Kimin uğruna???

  3. Evet, cemaatte son yıllarda bir kıvam eksikliği olduğu ve bunun yer yer kronikleştiği müsellem.. Zaten bunu inkar etmek, vakıaya terstir. Zira bu hakikat, hadiselerle sabit olmuştur..

    Ancak;
    bizler ya da içimizden birilerinin, yanlış tavır ve davranışlar içinde bulunmaları neticesinde, böyle bir İlahi te’dîbe maruz kalmış olmamız, zalimin zalim olduğu hakikatini değiştirmez..

    İşe itikâdî açıdan ya da bir matematik denklemi gibi de diyebilirsiniz; ahiretin sonsuzluğu yanında dünyanın kıymetsizliği vechesinden bakacak olursak, mübâhele neticesinde ortaya çıkan şu durumda, acaba te’dîbe maruz kalmış fakat süreçte itikadını sağlam tutabilmiş insanlar mı, yoksa, dünyası mamur olmaya devam edegelen, başkaca insanlar mı kayıp içindedirler?!
    Ben bu noktadan bakınca, nereye savrulduğunu bile fark edemeyecek kadar derin bir gaflet içerisinde, koştururcasına ahiretini yitirmeye doğru sel gibi akıp giden insanların, ocaklarına ateş düşen asıl güruh olduğunu düşünüyorum! Kurumların yitip gitmesi, zikredilmeye bile değmez; zira binlerce kurumun hepsi birden, bir kişinin imanı etmez! Hoş, kurumlar da zaten, kıymetini imana hizmet etmesinden alırlar.. Yani bin kurumun “binası”, tek kişinin imanı etmez demek istiyorum.. Üstadın, bir genç imansız oldu… sözüne atfen..

    Bilmem bu hususu anlatabildim mi..

    Şimdi son bir somut örnekle;
    Ben bir iki kişiye, “peki madem böyle böyle diyorsun, sen şu anda bu zulümleri yapan tarafta olup, işinin gücünün de yerinde olmasını ister miydin? Yani ihrac olmamış olacaktın, ya da hapse girmemiş olacaktın, ama bu malum güruhtan bir fert olacaktın; ister miydin?” dediğimde, hemen hayır demişlerdi..

    Kısacası;
    Eleştirilere eyvallah..
    Sorgulamalara eyvallah..

    Ama ölçüler belli..
    Ölçüsüzce atf-ı cürümde bulunmak; işte buna hayır..

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin