Taliban’ın doğuşu, geri çekilişi ve yeniden dirilişi

HABER ANALİZ | YÜKSEL DURGUT

ABD’nin 11 Eylül 2001’deki El Kaide saldırılarına destek vermekle suçladığı Taliban, yüzde 90’ını elinde tuttuğu Afganistan’da Amerikan askerlerince iktidardan uzaklaştırılmıştı. Şimdi yeniden müzakere masasındalar ve Afgan siyasetinde ana aktörlerden biri olmanın eşiğindeler.

1996 baharında Afganistan’ın güneyini tamamen kontrol altına almayı başarmış Taliban, hareketin siyasi ve ruhanî merkez sayılan Kandahar şehrinde savaşçıları, komutanları ve mollalarıyla bir konferans düzenlemişti. Burasının kutsal sayılmasının sebebi, Peygamber Efendimizin (sav) giydiğine inanılan bir cübbenin içinde yer aldığı bir cami ve o caminin hemen yanında Afganistan’ın kurucusu sayılan Kral Ahmed Şah Durrani’nin mezarının bulunması.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Efsaneye göre, ülkeyi 1747 ile 1772 yılları arasında yöneten Kral Durrani, Peygamberimizin cübbesini bir fethin ardından Kandahar’a getiriyor ve böylece burası kutsal bir beldeye dönüşüyor. Bu cübbe çok nadiren sıradan insanlara gösterilmişti. 

İşte 1996 yılında Taliban’ın kurucusu ve manevi lideri Molla Muhammed Ömer, bu cübbe ile birlikte eski ibadethanenin çatısında belirdi ve ona “Emir-ül Müminin” adını veren kalabalığın önünde cübbeyi havada tuttu. Hadise, o gün oradaki Afganları heyecanlandırmıştı.

Bu olay gerçekleştiğinde Taliban henüz Kabil’e ulaşmamıştı. Genelde medrese öğrencilerinden oluşan Taliban’ın Cumhurbaşkanı Burhaneddin Rabbani ve “Kabil kasabı” olarak da bilinen Hizb-i İslamî lideri Gülbettin Hikmetyar hükümetine karşı bir savaş başlatıp başlatmayacakları o dönem gündemde olan bir konu değildi. The New Yorker dergisinde Molla Ömer’i anlatan bir yazıda Kandahar’daki bu cübbe olayının bir çeşit “taç giyme töreni” olduğu ve ülkedeki en güçlü isyan dalgasının liderliğini üstleneceğini haber verdiğin belirtilmişti. 

Gerçekten de Taliban birkaç ay içinde Kabil’i ele geçirecek ve Afganistan İslam Emirliği’ni kuracaktı. 

20 YIL SONRA… 

Molla Ömer sonraki beş yıl boyunca ülkenin çoğunu yönetecek ancak hiçbir yerde resmi yayınlanmayacak, adeta gizemli bir efsaneye dönüşecekti. 11 Eylül 2001’in ardından ABD işgaliyle iktidardan uzaklaşan Taliban, ülkenin dağlık bölgelerine çekildi. Ancak tam anlamıyla mağlup edilemedi. 2002’den bu yana süren çatışmalarda yüzbinlerce kişi hayatını kaybetti, çok daha fazlası yerinden yurdundan edildi.

Kabil’den çekilmenin 20. yılına yaklaşırken Taliban yeniden Afganistan’daki en önemli gündem. Şu anda ülkenin yarısını kontrol eden Taliban, ABD ile “yabancı teröristlerin Afgan topraklarını kullanmasına izin vermeyecekleri” üzerine bir anlaşma imzaladılar. Böylece Amerikan askerleri Afganistan’da çekilecek. Daha geniş çaplı bir barış sürecinin parçası olarak, Taliban temsilcileri ve Afgan hükümeti bu ayın başlarında Katar’ın başkenti Doha’da Amerikan çekilmesi sonrası ülkenin nasıl olacağı konusunda müzakerelere başladılar.

SOVYETLER YIKILDIĞINDA

Taliban’ın kökleri de 1980’lerde Afganistan’daki Sovyet birliklerine karşı direniş başlatan Mücahid hareketine dayanıyor. Molla Ömer de dâhil olmak üzere Taliban’ın ilk liderlerinin çoğu, Amerikan CIA, Pakistan’ın İstihbarat Teşkilatı ISI ve Suudi Arabistan’ın desteklediği Mücahid gruplarıyla birlikte Sovyetlere karşı savaşanlar arasındaydı. 1989’da Sovyet ordusu çekildikten sonra Mücahid grupları önce birbirleriyle çatışmaya başladı ve bölgede bir iç savaş çıktı. 

Sovyetler yanlısı Muhammed Necibullah hükümeti, 1991’de Sovyetler Birliği yıkılınca, iktidarda tutunamadı. 1992’de hükümet düştükten sonra Necibullah, Kabil’deki Birleşmiş Milletler ofisine sığınacaktı. Gazeteci olarak olayları izlemeye gittiğim 1996 yılının sonunda Taliban savaşçıları BM yerleşkesine saldırmış ve Necibullah’ı dışarı sürükleyerek öldürmüştü. Sonrasında da halkın önünde bir trafik direğine astı. 

Komünizmin etkisinden sonra Afganistan, etnik gruplara bölündü. Tacik, Peştun, Hazara ve Özbek komutanlar kendi gruplarını kurdu. Kandahar kendi aralarında bir grup Mücahid komutanı tarafından paylaştırıldı. Merkezî bir otorite yoktu. Silahlı gruplar çokça taşkınlık yapıyordu. Şair Muhammed İkbal’in “Asya’nın kalbi” dediği Afganistan parçalanıyordu. Bu karışıklığa karşı, kökleri Hindistan’ın Diyobend kentindeki Darul Ulum Diyobend mektebindeki Hanefi İslam hareketi Deobandi’lere dayanan ve Pakistan’daki farklı Deobandi grupların desteğini almayı başaran bir grup medrese öğrencisi bir “reform hareketi” başlatmak için bir araya geldi. 

TALİBAN’IN KANLI, UZUN YOLCULUĞU

Bu grubun ağırlıklı olarak üzerinde durduğu hedefler şunlardı: Düzeni sağlamak, barışı sağlamak, milisleri silahsızlandırmak, şeriatı uygulamak ve insanları kendi İslamî görüşü altında birleştirmek. Kendilerini yozlaşmış savaş lortlarına karşı mücadele eden Allah’ın askerleri olarak görüyorlardı. Kızıl Ordu’ya karşı savaşta bir gözünü kaybeden ve etkili bir vaiz olan Molla Ömer’i liderleri olarak seçtiler. 

Ömer’in emri altındaki Taliblere dair pek çok hikâye var. Bu hikâyelerin anası ise Ahmed Raşid’in “Taliban” adlı kitabından aktarılıyor. Halk, 1994 baharında bir komutanın iki genç kızı kaçırdığı ve bir kampa götürerek tecavüz ettiği iddiasıyla galeyana geliyor. Molla Ömer ve 30 kadar Taliban askeri bu yaşanan olay sonrası üsse saldırıyor, kızları serbest bırakıyor ve komutanı bir tankın namlusuna asıyor. Bu üsteki askerî mühimmatları da envanterine katan Taliban, bu olayın ardından kanlı bir yolculuğa başlıyor. 

Bu yolculukta yalnız değildi. Pakistan istihbaratının yardımını da aldı. Pakistan hükümetleri, Taliban’ı parçalanmış Afganistan’da en güven veren grup olarak görürken, Pakistan’daki Jamiat Ulema-e-İslam (JUI) dâhil olmak üzere birçok İslamî grup da arkasındaydı. Kabil’i ele geçirdikten sonra Taliban kendi katı İslamcı yasalarını uygulamaya koydu. Sinema salonlarını yerle bir etti, kadınalrın devlet dairelerinde çalışmasını yasakladı, kızları okullardan uzak tuttu, halka açık müziği, CD’lerin satışını ve hatta uçurtma uçurmayı bile yasakladı. Kabil’deki büyük stadyum halka açık bir infaz alanına dönüştürüldü. Mart 2001’de Taliban, Bamiyan’da Buda’nın iki dev taş heykelini havaya uçurdu. 

11 Eylül 2001’e kadar her şey Taliban için yolunda gidiyordu ancak o günden sonra Molla Ömer zorda kaldı. Saldırıyı El Kaide lideri Usame bin Ladin üstlendi. ABD, Taliban’dan Bin Ladin’i teslim etmesi talebinde bulundu. Ömer reddedince, Amerikan askerleri Taliban iktidarını sonlandırmak üzere Afganistan’a ayak basacaktı. O günden beri Taliban, kaybettiklerini yeniden kazanmak için savaşıyor.

2015 yılında Taliban bir açıklama yaparak Molla Ömer’in iki yıl önce Pakistan’da öldüğünü duyurdu. Onun yerini alan Molla Mansur’sa 2015’te ABD’nin hava saldırısında öldürüldü. Bir yıl sonra daha az bilinen Mevlevî Hibatullah Akhundzada grubun lideri oldu. Akhundzada yönetimindeki Taliban, “savaş ve konuş” ilkesini benimsedi. 2018’de ABD’li yetkililer ve Taliban temsilcileri isyancıların siyasi bir büro açtıkları Doha’da ilk toplantılarını yaptı. Taliban, ABD ile yaptığı görüşmeler boyunca kalıcı bir ateşkes yapmayı reddetti. 

Pakistan, Taliban’ın yeniden dirilişinde kilit bir rol oynadı denebilir. Hindistan’ın Taliban sonrası Afganistan’daki etkisi tartışılmazdı. Araştırmacı Steve Coll’un “Müdürlük S” adlı kitabında yazdığı gibi Pakistan istihbaratı Taliban operasyonlarını yönetmek için “Müdürlük S” adını verdiği gizli bir birim kurdu ve Ravalpindi yakınlarındaki Ojhri bölgesinde bir ordu kampında çalışmaya başladı.

ÇIKMAZA GİREN SAVAŞ 

Barış masasına oturulmasının en büyük sebebi, savaşın çıkmaza girmesi. Afgan hükümeti Taliban’ı yok edemiyor, Taliban da Kabil dâhil olmak üzere büyük nüfus merkezlerini ele geçiremiyor. ABD bu denklemden çıkmak isteyince taraflar görüşmelere başladı. Ancak hâlâ birçok soru var. ABD geri çekilmeyi kabul ederken, Taliban mevcut Afgan anayasasını tanımak istemedi. Henüz bir ateşkes yok. Nihaî hedeflerinin ne olacağı ise belirsiz. 

1990’ların Taliban’ıyla bugünün Taliban’ı arasında farklılıklar var. Artık ikinci nesil bir Taliban yaşıyor. Pakistan’daki dini gruplarla bağlantıları daha az. El Kaide gibi terörist örgütlerle ilişkileri sınırlı. Ancak temel “püritan” ideolojileri değişmedi. Azınlıklara, kadınlara ve diğer gruplara yaklaşımları hala aynı gaddarlıkta. Buna rağmen barış görüşmelerinden Afganistan cezaevlerinde tutuklu Taliban askerlerinin tahliyesini koparmayı başardı. Müzakerelerin sonucunda ne kadar elinin güçlenmiş olacağını zaman gösterecek.

1 YORUM

  1. “2002’den bu yana süren çatışmalarda yüzbinlerce kişi hayatını kaybetti”.
    Bu ne kadar şaşırtıcı birşey!
    ABD, 3300 kadar insanın öldüğü 11 Eylül saldırılarını, günü ve tarihiyle insanlığın beynine kazıyor. “Usama öldürdü; Molla Ömer yaptı” diyor. Afganistan’ı demokrasiye kavuşturmak için binbir fedakarlığa katlanarak Afganistan’a giriyor ve “2002’den buyana olan çatışmalarda YÜZBİNLERCE” insan öldürülüyor öyle mi?
    Bu hikayenin farklı bir versiyonunu başka bir yerde de görmüş müydük?
    “Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asler…”
    Ey bu makaleyi okuyan kardeşim, sen bu makaleyi okumadan “2002’den buyana Afganistan’da yüzbinlerce insanin öldürüldüğünü biliyor muydun?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin