Suriyeli sorunu ırkçılıkla çözülmez

HABER YORUM | HASAN CÜCÜK 

Türkiye’de son günlerde gündem yine Suriyeliler. İç savaşta ülkesini terk etmek zorunda kalan Suriyeliler, ağırlıklı olarak komşu Türkiye ve Lübnan’a sığınmıştı. Nihai hedefleri bu ülkeler olmadı. Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği’nden (AB) aldığı maddi destek ve daha da önemlisi hukuksuzluklarına ses etmeme karşılığında Suriyelilerin bekçiliğini kabul etti. Ne zaman Suriye’nin kuzeyinden şehit haberi gelse, toplumda Suriyelilere karşı bir öfke seli yükseliyor. Esad’ın zulmünden kaçıp gelen mültecilerin her olumsuz hareketi genele teşmil ediliyor. Aslında bugün Türkiye’de yaşanan tartışmayı yıllarca Avrupa’da gördük. Bir farkla, Suriyelilerin maalesef Türkiye’de neredeyse hiç destekçisi yok.

Türkiye’den çok önce mülteci ve göçmen kavramıyla tanışan Avrupa, uzun yıllar biriken sorunları görmezden geldi. Hep “Bir gün geri dönecekler” diye bekledi. Özellikle mültecileri Batıya getiren sebepler ortadan kalktığında bir şekilde onların ülkelerine döneceğini umdu. Mülteci akınının olduğu Afrika, Filistin, Lübnan, Afganistan gibi ülkelere istikrar bir türlü gelmedi. İç savaştan, siyasi nedenlerden ve açlıktan ötürü Batıya gelenler, yaşadıkları yerleri benimsediler. Geriye dönmesi en muhtemel grup olan Boşnaklar bile dönmediler.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Elbette mültecilik zor. Hassaten savaş gibi bir travma yaşamışların uyumu kolay olmuyor. Bir de büyük kültür farkı bulunuyor. Genç ve çocuklar kısa sürede dil öğreniyor, bir meslek sahibi oluyor. Belirli yaşın üstündekileri bekleyen, fiziki işlerde çalışmak oluyor. İltica talebi kabul edilenlere devlet belirli yıl bakıp sonra yardımı kesiyor. “Sosyal devlet” olarak öne çıkan İskandinavya ülkelerinde yardımlar kısıntıya uğrasa da devam ediyor. Ülkesine sığınanları aç bırakmıyorlar.



Mülteciler ne olursa olsun göze batıyor. Başarılı olsalar da sorun olsalar da hep gözler üzerlerinde oluyor. Başarılı olduklarında, “Dün geldiler bugün köşe başlarındalar”, sorun olduklarında “Toplumun huzurunu bozdular” sözleri yükseliyor. Danimarka yakın zamanda başarılı olmanın cezalandırıldığı bir süreç yaşadı. Esad zulmünden kaçıp Danimarka’ya gelen gençler, “ülkeniz güvenli” denilerek geri gönderilmek istedi. Aralarında 3-4 yılda dili öğrenmiş, liseyi dereceyle bitirmiş, üniversite eğitimine başlamışlar vardı. Deport kararı alınanların hikayesi basına yansıyınca, toplumdan geniş destek gördü. Devlet bir anlamda, başarıyı cezalandırıyordu. Kısa sürede topluma uyum sağlayan, ilerde Danimarka’ya büyük faydası olacak isimler bir kalemde siliniyordu. Siyasi karara dur diyen yargı oldu. İade korkusu yaşayan başarılı gençlerin kabus günleri yargının kararıyla sona erdi.

Yabancı olmanın en büyük dezavantajı, bir kişinin yaptığı olumsuzluğun genele teşmil edilmesi. Maalesef suç istatistiklerine baktığımızda, yabancıların oranı yerlilere (Avrupalı) kıyasla oldukça yüksek. Topluma uyum derdi olmayanların yaptıkları, kurunun yanında yaşında yanmasını sağlıyor. Toplumda “Biz ve onlar” tartışmalarını beraberinde getiriyor. Yabancı karşıtı partiler ve bulvar basını sayesinde, her göçmen-mülteci potansiyel problem olarak görülüyor. Suriyeli akınından sonra Avrupa genelinde, mültecilere bakışın daha negatif olduğunu söylemek mümkün. Aslında Avrupa büyük bir ikilemde. Bir taraftan refahın devam etmesi için iş gücüne ihtiyacı var. Diğer taraftan mevcut mülteci sorununu çözmekte cesur davranmıyor. Yaşlanan bir nüfusa sahipler. Bakıcılık ve sağlık alanında ihtiyaç çok fazla. Mülteciler sayesinde sorun kolaylıkla çözülür ama iki tarafın da iyi niyetli yaklaşması gerekiyor.

Bu satırları yazmamın sebebi Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın Suriyeliler hakkında sarf ettiği ırkçılık ve ayrımcılık dolu sözleri oldu. Şu cümleler Tanju Özcan’a ait: “Arkadaş yardımı kesiyorsun gitmiyorlar. İş yeri ruhsatı vermiyorum diyorsun gitmiyorlar. Biz yeni önlemler almaya karar verdik. Önümüzdeki hafta belediye meclisi var. Yabancı uyruklu kim varsa abonemiz olan, su fiyatlarına, katı atık ücretlerine başta olmak üzere bazı kalemlerde 10 kat zam yapacağız. Türk vatandaşı ile yabancı uyruklu vatandaş aynı fiyattan suyu kullanamayacak. 10 kat suya, 10 kat katı atık vergisi ücretine zam yapacağız. Bunu niye yapıyoruz? Gitsinler istiyoruz. Bu misafirlik uzadı diyoruz artık. Benim elimde yetki yok ki zorla zabıtayla şehrin dışına bırakıp koyayım. Bir ara sınırlar açıldığında biz otobüsler dolusu insan gönderdik. Şimdi de göndermeye hazırız. Hazır Esad da istiyor. Gönderelim gitsin.”

Tek kelimeyle ırkçı ifadeler. Batıda söylense büyük tepki çeker. Partisi harekete geçer. Türkiye’de olunca kimse ses etmiyor.

Bir kere Suriyeliler can sıkıntısından Türkiye’ye gelmedi. Ülkelerindeki iç savaş 10 yıldır devam ediyor. Maalesef iç savaş ateşine benzin taşıyan ülkelerin başında Türkiye geliyor. AKP ve Erdoğan’ın “Şam Emevi Camii’nde namaz” sevdası bugünün sorununun kaynağı oldu. Sınırlar kontrolsüz bir şekilde açıldı. Hiçbir eylem planı hazırlanmadı. Pimi çekilmiş el bombası gibi Türkiye’nin her iline dağılan aç insanların suça bulaşmaması anormal olurdu. İlk düğmeyi yanlış ilikledik. Şimdi devasa bir sorunla karşı karşıyayız. Çözüm Tanju Özcan gibi ırkçılık ve ayrımcılık yapmakla olmaz. Suriyeli sorununa bir çözüm çalışması var mı? Hiç sanmıyorum. Zira, ülkenin başında kaostan beslenen bir iktidar var. 5 Temmuz 2017’de TR724’de, “Nurtopu gibi bir Suriyeli göçmen sorunumuz oldu” başlığıyla bir yazı yazmıştım. Kahin değildim. Avrupa tecrübesi ortadaydı ve AKP’nin plansızlığı da uzaktan bakınca bile görünüyordu.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin