Süleymanlılar’a operasyon; önce hedef gösterildi, sonra polis gitti | Medyada Bugün

  • Süleymanlılar’a yönelik 17 ilde düzenlenen ve cemaatin lideri Alihan Kuriş’in de gözaltına alındığı operasyon, Medyada Bugün yayınında ayrıntılı biçimde ele alındı. Yayında operasyonun “göstere göstere geldiği” savunularak, son yıllarda özellikle Aydınlık ve OdaTV üzerinden cemaatin hedef alındığı öne sürüldü. AKP ile Süleymanlılar arasındaki uzun yıllara dayanan gerilime dikkat çekilirken, şirketlere kayyım atanması üzerinden operasyonun ekonomik boyutu da tartışıldı. Yayında, Süleymanlılar’dan sonra başka dini cemaat ve grupların da benzer operasyonlarla karşılaşabileceği görüşü dile getirildi.

Kamuoyunda “Süleymancılar” olarak bilinen, kendilerini ise Süleymanlılar ya da Süleyman Hilmi Tunahan’ın talebeleri olarak tanımlayan yapıya yönelik operasyonun siyasi ve ekonomik boyutları Ensar Nur ve Bülent Korucu ile Medyada Bugün yayınında masaya yatırıldı.

17 ilde gerçekleştirilen operasyonda 49 kişi hakkında gözaltı kararı verildi, cemaatin lideri Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu yaklaşık 30 kişi gözaltına alındı. Soruşturmadaki suçlamaların “suç örgütü kurmak”, “kara para aklamak” ve “nitelikli dolandırıcılık” olduğu iddia edildi.

Operasyon kapsamında 33 şirkete bağlı yaklaşık 80 adreste arama yapıldığı ve bağlantılı şirketlere kayyım atandığı ifade edildi. MASAK raporuna dayandırılan iddiaya göre ise 100 milyar TL’yi aşan tutarın yurt dışına çıkarıldığı ileri sürüldü.

Yayında ayrıca İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin operasyonun zamanlamasına ilişkin Köln’de inşa edilen büyük bir komplekse dikkat çektiği aktarıldı. Çiftçi’nin, söz konusu kompleksin tamamlanmasının ardından cemaat yönetiminin yurt dışına taşınabileceği değerlendirmesi nedeniyle harekete geçildiğini söylediği belirtildi.

“OPERASYON GÖSTERE GÖSTERE GELDİ”

Programdaki tartışmanın en dikkat çekici bölümlerinden biri ise operasyonun sürpriz olmadığı yönündeki değerlendirme oldu. Son birkaç yıldır Süleymanlılar hakkında özellikle Aydınlık ve OdaTV’de art arda yayınlar yapıldığına dikkat çekilerek, bunun operasyon öncesinde kamuoyu oluşturma sürecinin parçası olduğu öne sürüldü.

Yayında şu değerlendirme yapıldı: “Bu operasyon göstere göstere geldi. Son birkaç yıldır durmadan OdaTV ve Aydınlık Grubu üzerinden bu cemaatin üzerine gidiliyordu. Önce kamuoyuna hazırladılar, sonra polis ve savcılar gitti.”

Söz konusu yayınlarda cemaatin mali yapısı, yurt dışındaki faaliyetleri ve para hareketlerinin sürekli gündeme getirildiği belirtilirken, bugünkü operasyonla bu sürecin yeni bir aşamaya taşındığı savunuldu.

AKP İLE SÜLEYMANLILAR ARASINDAKİ ESKİ GERİLİM

Yayında operasyonun arka planı anlatılırken Süleymanlıların siyasal İslamcı hareketlerle tarihsel ilişkisine de geniş yer ayrıldı. Süleyman Hilmi Tunahan’ın hareketinin ağırlıklı olarak Kur’an kursları ve öğrenci yurtları üzerinden örgütlendiği, siyasi çizgi olarak ise uzun yıllar Adalet Partisi ve Doğru Yol Partisi gibi merkez sağ partilere yakın durduğu belirtildi.

Refah Partisi’nin yükseliş döneminde cemaatin liderlerinden Ahmet Arif Denizolgun’un milletvekili seçilmesiyle siyasal İslamcı hareketle yakınlaşma yaşandığı, ancak 28 Şubat sürecinin ardından bu ilişkinin bozulduğu anlatıldı.

AKP’nin kuruluşundan sonra ise cemaat yönetiminin partiye mesafeli durduğu, buna karşılık Denizolgun ailesinden bazı isimlerin AKP saflarında siyasete girdiği hatırlatıldı. Cemaat içindeki bu ayrışmanın ilerleyen yıllarda daha da belirginleştiği ifade edildi.

Ahmet Arif Denizolgun’un ölümünün ardından cemaat yönetiminin Alihan Kuriş’e geçtiği, AKP ile ilişkilerdeki gerilimin ise devam ettiği belirtildi. Yayında İstanbul seçimlerinde Süleymanlılar içindeki önemli bir kesimin Ekrem İmamoğlu’na destek verdiği de ileri sürülerek, bu durumun iktidarla ilişkileri daha da sertleştirdiği görüşü dile getirildi.

KAYYIM ATANAN ŞİRKETLER TARTIŞMASI

Operasyonun en çok tartışılan başlıklarından biri şirketlere yönelik işlemler oldu. Yayında Kopuzlar Market, Armine ve Ayakkabı Dünyası gibi kamuoyunun bildiği bazı markaların da operasyon kapsamında adı geçen şirketler arasında bulunduğu öne sürüldü.

Programda, bir iş insanının herhangi bir cemaate yakın olmasının ticari faaliyetlerinin suç sayılması için yeterli olamayacağı vurgulandı. Şirketlerde bulunan nakit para, döviz, kasa ve para sayma makinelerine ilişkin görüntülerin medyaya servis edilmesi de eleştirildi. Yayındaki değerlendirmede, şirketlerin ticari faaliyetleri nedeniyle kasalarında nakit para veya döviz bulunmasının tek başına suç delili olarak gösterilemeyeceği belirtilerek, suç isnatlarının somut delillerle ortaya konulması gerektiği ifade edildi.

“KESİN HÜKÜM OLMADAN SUÇLU İLAN EDİLEMEZ”

Programda operasyonun hukuki yönü tartışılırken masumiyet karinesine özellikle dikkat çekildi. “Beraat-ı zimmet asıldır. Bir kişi kesin hükümle suçlu olduğu ispatlanana kadar suçsuz olduğunu kabul etmek zorundayız.” denildi.

Cemaat içindeki kişilerin suç işlemiş olabileceği ihtimalinin dışlanmadığı, ancak bunun bütün bir dini gruba veya o gruba yakın şirketlere yönelik kolektif bir suçlamaya dönüştürülemeyeceği vurgulandı. Yayında, devletin mali hareketleri ve şirketleri denetleme yetkisinin bulunduğu ancak bunun hukuka uygun, şeffaf ve bireysel suç sorumluluğuna dayalı biçimde yapılması gerektiği belirtildi.

“SIRADA KİM VAR?” SORUSU

Süleymanlılar operasyonunun ardından yayında diğer dini cemaat ve grupların durumuna ilişkin de dikkat çeken değerlendirmeler yapıldı. Furkan Vakfı, İsmailağa, Menzil ve Erenköy cemaati gibi yapıların son yıllarda iktidarla farklı biçimlerde gerilim yaşadığı hatırlatıldı. Özellikle ekonomik gücü yüksek cemaat ve yapıların ilerleyen dönemde benzer soruşturmaların hedefi olabileceği öne sürüldü.

Menzil cemaatinin şirketleri ve ekonomik varlıkları, Erenköy cemaatiyle ilişkilendirilen BİM üzerinden geçmişte yaşanan siyasi tartışmalar ve İsmailağa içindeki ayrışmalar örnek gösterildi. Yayındaki değerlendirmede Süleymanlılar’a yönelik operasyonun bu nedenle yalnızca tek bir cemaat açısından değerlendirilmemesi gerektiği savunularak, “Bugün Süleyman Efendi’nin talebelerine yapıldı, yarın başkalarına yapılacak.” görüşü dile getirildi.

Programda, dini cemaatlerin faaliyetleri veya toplumdaki rolleriyle ilgili eleştirilerin ayrı bir tartışma olduğu; herhangi bir yapıya yönelik adli operasyonun meşruiyetinin ise somut suçlama, delil ve hukuk kuralları üzerinden değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin