‘Suç’ unsurları raflarda duruyor!

AHMET KURUCAN | YORUM

NOT: Bu yazı yüksek derecede ironi içerir. Ciddiye alarak okuyanların yaşayacağı kafa karışıklığından yazar sorumlu tutulamaz.

Altı yıl önce, 18 Haziran 2020’de bir yazı kaleme almış ve başlığını Fotoğrafa iyi bakın koymuştum. Bugün yine aynı cümleyi kuruyorum: Yukarıdaki fotoğrafa da iyi bakın…

Ben 2020’deki yazıyı yazarken önümde başka bir fotoğraf vardı. Cilt cilt Kur’an tefsirleri, hadis kitapları, fıkıh kitapları, dua mecmuaları yan yana dizilmiş, kamuoyuna suç unsurları gibi servis edilmişti. Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili tefsiri.

Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace ve Nesai hadislerini ihtiva eden, merhum İbrahim Canan’ın tercüme ve şerh ettiği Kütüb-i Sitte. Suriyeli büyük fıkıh âlimi Vehbe Zuhaylî’nin Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı. Nakşibendî-Halidî geleneğinin büyük isimlerinden Ahmed Ziyaeddin Gümüşhânevî’nin Mecmûatü’l-Ahzâbından seçilen dualardan oluşan Yakaran Gönüller. Bir de Fethullah Gülen’in Bir İ’caz Hecelemesi. Hepsi bir masanın üzerine dizilmişti. Fotoğrafa bakan vatandaş mesajı anlayacaktı: “Tehlike büyük!” 

Aradan altı yıl geçti. Şimdi başka bir dinî grubun liderinin evindeyiz. Kütüphaneye bakıyorum. Yine Kur’an, tefsir, hadis, fıkıh, siyer, akaid ve İslam düşüncesinin klasik kaynakları…

Büyük ihtimalle bu kitapların bir kısmının müellifleri, 2020’de “suç unsuru” olarak sergilenen kitaplarla aynı muhtevada. Hatta çok daha zengin. Kur’an, hadis, tefsir, kelam, fıkıh, tasavvuf, tarih. Yani İslam’ın on dört asırlık ilmî mirası.

O halde devletimiz tıpkı 2020’de olduğu gibi bu konuda biraz daha titiz davranması gerekmez mi? Kütüphanedeki kitaplardan uygun olanlar seçmeli, masanın üzerine güzelce dizmeli, kameralar çağrılmalı ve milletimize gösterilmeli: “İşte ele geçirilen malzemeler!” denilmeli değil mi?

Hatta mümkünse cilt sayıları da verilmeli. “Operasyonda 17 cilt tefsir, 23 cilt hadis, 12 cilt fıkıh kitabı ve muhtelif dua kitapları ele geçirilmiştir.”

Vatandaş tehlikenin büyüklüğünü böylece daha iyi kavrar! Fakat fotoğrafa baktıkça devletimizin bu defa işi biraz savsakladığını düşünüyorum.

Bir başka eksiklik daha var. Silahlar nerede?

Biz başka operasyonlardan alışığız. Sabahın kör karanlığında kapılar çalınır. Bazen kırılır. Terörle mücadele ekipleri gelir. Uzun namlulu silahlar, çelik yelekler, maskeler… Evde çocuk varmış, yaşlı varmış, kadın varmış; bunlar teferruattır. Çünkü “terör operasyonu” yapılıyordur.

Bu fotoğrafta ise tuhaf bir sükûnet hâkim. Polislerden biri masaya oturmuş evrak dolduruyor. Eldivenlerini de takmış. Diğerleri ayakta bekliyor. Kimse silah doğrultmuyor. Kimse yere yatırılmıyor. Kütüphane taranmıyor. Alparslan Kuytul da karşılarında oturmuş onları seyrediyor.

Neredeyse çay gelecek! Biraz daha beklerseniz kurabiye de ikram edilecek zannedersiniz. Hatta görüntülere bakınca insanın aklına şöyle bir konuşma geliyor:

“Hocam, hakkınızı helal edin. Sizi gözaltına almamız gerekiyor.”

“Sebep?”

“Onu biz de tam bilmiyoruz Hocam. Evrakta yazar herhalde.”

“Peki.”

“Şurayı da imzalarsanız…”

İşin garip tarafı, bugün yayımlanan görüntülerde Kuytul’un kendisine verilen evraktaki “yakalandı” ifadesine itiraz ettiği, “Ben kaçmadım, yakalama dersen imza atmam.” dediği ve bunun üzerine ifadenin “gözaltı” şeklinde düzeltildiği görülüyor.

Alparslan Kuytul ve eşi Semra Kuytul, şafak baskınıyla gözaltına alındı.

Nezakete bakar mısınız! Demek ki devletimiz son altı yılda operasyon adabında hayli mesafe kat etmiş.

Keşke bu nezaket daha önce de keşfedilseydi. Keşke sabahın 5’inde evleri basılan öğretmenlere, doktorlara, esnafa, ev hanımlarına, Kur’an kursu hocalarına da aynı muamele yapılsaydı. Keşke çocuklarının gözü önünde yere yatırılan babalara da bir sandalye ikram edilseydi. Keşke başörtülü kadınların evlerine uzun namlulu silahlarla girilirken de “Aman, insan onuru!” denilseydi.

Ama olsun. Devlet tecrübe ederek öğrenir!

Biz bu filmin eski versiyonunu gördük. Hatta figüranlarını, senaryosunu, dekorunu, kamera açılarını bile ezberledik. İktidarın hoşuna gitmeyen bir dinî yapı ortaya çıkar. Önce hakkında bir dil oluşturulur. Sonra isimlendirilir. Ardından kriminalize edilir.

Sonra mali kaynaklarına gidilir. Şirketler, dernekler, vakıflar. Ve bir sabah kapılar çalınır. Ardından devletin resmî açıklaması gelir: “Operasyonun herhangi bir dinî grup, inanç veya düşünceyle ilgisi bulunmamaktadır.”

Tabii ki bulunmamaktadır! Kitapların da kitaplarla ilgisi yoktur zaten. Tefsirin tefsirle, hadisin hadisle, fıkhın fıkıhla ilgisi bulunmadığı gibi. Her şey tamamen tesadüftür!

6 yıl önce Hizmet Hareketi mensuplarının evlerinden çıkan kitaplar “suç unsuru” olarak sergilenirken de tesadüftü! Bugün Alparslan Kuytul’un kütüphanesinin önünde polislerin evrak doldurması da tesadüf! Dün Süleymanlılara yapılanlar da tesadüf! Bugün Furkan Hareketi’ne yapılanlar da tesadüf!

Hepsi birbirinden bağımsız hadiseler. Türkiye’de hukuk öylesine bağımsız ki bazen hadiseler bile birbirinden bağımsız gerçekleşiyor!

Buraya kadar ironi yaptım. Şimdi ciddi söylüyorum.

Bu fotoğrafa gerçekten iyi bakın. Çünkü mesele Alparslan Kuytul’u sevip sevmemek meselesi değildir. Onun dinî düşüncelerine katılıp katılmamak da değildir. Furkan Hareketi’ni benimseyip benimsememek hiç değildir. Mesele hukuktur. Mesele adalettir. Mesele, devlet gücünün kendisine muhalif gördüğü insanlara ve topluluklara karşı nasıl kullanıldığıdır.

Bugün Alpaslan Kuytul’un gözaltına alınmasından hemen önce yaşananlar ise fotoğrafı daha da anlamlı hale getiriyor. Süleymanlılar’a yönelik operasyonu eleştirdi. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral sosyal medyadan kendisine “Sıra sana da gelecek!” diye seslendi. Ardından sabah operasyonu geldi.

Bundan sonrasını hukuk tarihçileri yazsın. Ben sadece fotoğrafı gösteriyorum. Çünkü aynı filmi yıllardır seyrediyoruz. Oyuncular değişiyor. Hedefler değişiyor. İsimler değişiyor. Dekor aynı. Senaryo aynı.

Necip Fazıl, bugünkü iktidar çevrelerinin düşünce ve duygu dünyasında önemli yeri bulunan isimlerden biridir. Muhasebe başlıklı şiirinde diyor ki:

“Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana…” Ben ilave edeyim, bu alçaklığın dibi bir türlü görünmüyor. 

Evet, fotoğrafa iyi bakın. Hem de çok iyi…

 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin