Son tahlilde canı tatlıdır

YORUM | TARIK TOROS 

Türkiye’de medya gerçekleri yazmak için değil gerçekleri örtmek için vardır.

Ahmet Altan’a göre: 

“Devlet, iki şey ister. Sırlarımı duyurma, propagandamı yap.”

Devamla şöyle der:

“Bizim medya devletten hemen hemen hiç ayrılmadı. Ama bugünkü kadar medyanın devlet haline geldiğini hiç görmedim.”

Bu tespiti 2014 yılında yaptı.

Sonunda devlet, gazeteci yazar olarak bedelini 4 yıl 7 ay yatırarak ödetti ona.

***

Bugün artık bırakın devlet propagandasını…

Medya unsurları “Ben devletim”, “Devlete çalışıyorum” demekten sıkılmıyor.

Bilakis, “Devlet benden şunu şunu istedi” diye gevrek gevrek konuşuyor.

Kimse de sormuyor tabi:

-Devlet dediğin kim?

-Devletin neyi olursun?

-Senden bir şey istemesi normal mi?

-Başka ne istedi?

-Hangi isteklerine uydun, hangisine uymadın?

-Devlet mi sana yakın, sen mi devlete yakınsın?

-Birbirinizden karşılıklı taleplerde bulunur musunuz?

***

Ayrıca hangi devlet?

Mesela, “Bu devlet bana Mustafa Duyar’ı öldürttü” diyen Karagümrük Çetesi lideri Nuri Ergin’in devleti mi?

(Mustafa Duyar, Sabancı suikastı zanlısıydı, cezaevinde öldürüldü.)

***

Her ne hal ise…

Ankara’da devleti ele geçirme mücadelesi seçime 1 yıl kala tüm şiddetiyle devam ediyor.

İktidar gündem belirleme becerisini ne zamandır kaybetti, gündemi Kemal Kılıçdaroğlu belirliyor.

Dikkat buyurun:

CHP demedim, Kılıçdaroğlu dedim.

***

Kılıçdaroğlu, son aylarda iktidarı tedirgin eden hamleler yaptı.

13 Mayıs Cuma günkü SADAT baskını, sıcağı sıcağına pek hissedilmese de mühim bir milattır.

Seçim güvenliğinden provokatif kalkışmalara, siyasi suikastlara kadar bir dizi konuya dikkat çekti.

Bowling deyimiyle tek atışta birden fazla lobut devirdi.

***

Bugün Erdoğan, mitinglerine insan bulamıyor.

Partililer alanı doldurmaya yetmiyor.

Öğrencileri getiriyorlar, olmuyor.

Eskiden “gönüllü” kamu görevlilerini izinli sayıp otobüslerle taşırlardı, şimdi yazılı emir çıkarmaya başlamışlar.

Katılmak istemeyen memurlar, “görev emri” olduğu için işlerini kaybetmekle karşı karşıya.

***

Bürokratlar rahatsız.

İktidarın “yemlemesine” ve üst üste “dokunulmazlık” yasaları çıkarmasına rağmen, artık suça ortak olmak istemiyorlar.

İki nedenle:

Birincisi, iktidar gidiyor ve yenisine hazırlanıyorlar.

İkincisi, suç tanımına giren konuların affı yok.

Onun içindir ki Ankara’dan bilgi ve belge akıyor.

***

Hepsi bir yana:

En güçlü veriyi sokaklardan alıyorsunuz.

Son sokak röportajlarına bakın.

Vatandaş, korku duvarını delip geçmiş.

Eskiden kameradan kaçanlar şimdi uzatılan mikrofona atlıyor.

***

Haftanın popüler sorusu şuydu:

Erdoğan kaçacak mı?

Kaçar mı?

Kaçarsa nereye kaçar?

Nasıl kaçar, filan…

***

El-Cevap: Bilmiyorum.

Bildiğim: Son tahlilde canı tatlıdır. Tıpkı bürokratları gibi.

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

1 YORUM

  1. Napolyon, tutsak edildiği Elba adasındaki zindandan kaçtığında, gazeteler,

    “Ayı kaçtı” başlığı atmıştı.

    Napolyon, biraz etrafına insan kitlesi topladığında,

    “Cani etrafına çapulcuları topladı” başlıkları atılmışt.

    Napolyon biraz daha fazla insan toplamaya başlamıştı, üstelik eğitimli askerlerde vardı içlerinde.

    Gazeteler; “İsyancı asker Napolyon büyüyor” şeklinde başlıklarını değiştirmeye başladılar.

    Napolyonu yok etmek için bir ordu gönderildi. Napolyon savaşmadan ordu komutanını ikna etti ve lehine çevirdi.

    Gazeteler; .

    “Komutan Napolyon, bir ordu Napolyonun emrine girdi” yazdı.

    Napolyon büyük bir orduyla başkente ilerlediğinde,

    Gazeteler;

    “Büyük komutan, kahraman Napolyon şehrimize teşrif etti”.

    Bakalım bizim gazeteler ne yazacak.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin