Soçi’de tescillenen son

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Türkiye 2011’den beri istikrarlı biçimde Suriye’yi istikrarsızlaştırdı! Esad rejimini yıkmak ve Esad’ı devirmek için İslamcıların her türlüsüyle el ele, IŞİD’ten El Kaide türevi El Nusra’ya, Özgür Suriye Ordusu adı verilen gaddar ve cihatçı fanatiklere, aklınıza gelen hangi grup varsa, Erdoğan yönetimiyle bir şekilde yolları kesişti.

Dün Rusya’nın Soçi kentine giden Recep Tayyip Erdoğan, tam altı saat görüştükten sonra, bir mutabakata vardı. Bu mutabakatı tek bir cümleyle özetlemek gerekirse, Türkiye fiilen Esad rejimini tanıma noktasına gelerek, 2011 öncesi statükoya geri dönmek istediğini, yani ricat ettiğini ortaya koydu. 2011’de ve vardı? Esad yönetimi Suriye’nin tamamını kontrol ediyordu. Suriye’den Türkiye’ye herhangi bir tehdit yoktu. Bugünkü Soçi mutabakatında, Ankara Adana Mutabakatı’na atıfta bulunarak, mutabakatı Soçi Mutabakatı’na eklemleyerek, 2011 öncesi statükoya dönmek için çırpındığını dünyaya diplomasi diliyle ilan etti. Sınırlarını güneyde garanti altına almak istemek dışında Suriye’den bir beklentisi olmadığını ifade etti. Adana Mutabakatı, 1990’larda ve öncesinde PKK ve diğer terörist örgütlere topraklarını kullandıran ve onları himayesine alan Suriye yönetiminin, artık Türkiye’yi istikrarsızlaştırıcı hamlelerden kaçınacağının belgesiydi. Bugün Adana Mutabakatı Soçi belgesine sokularak, Ankara’nın en büyük korkusu dışa vuruyor aslında. O da, Esad’ın artık “sıra bende!” demesi, ve var gücüyle Türkiye’yi karıştırmak için tüm kartlarını ve enstrümanlarını seferber etmesidir. Bunun olmaması için Erdoğan Putin’e sığınıyor. Onun için apar topar Rusya’ya gitti. Ve Putin’den “gerekli ilgiyi” gördü!

Özetle 32 kilometrelik bir derinlikte Suriye Kürtleri olmayacak. Rus askerleriyle Türk askerleri bu bölgenin bazı alanlarını beraber devriye gezerek denetleyecek. Hemen şuna bakalım: burada kim kimden bir şey talep ediyor? Erdoğan Putin’den bir talepte bulunuyor. Yani ABD’nin bölgeyi boşaltmasından sonra ortaya çıkan güç boşluğunu Rusya’nın doldurduğunu tescil ediyor. Oysa Türkiye’deki resmi rejim diskuruna ve kanalizasyon medyasında estirilen havaya bakacak olursak, zannedersiniz ki Kanuni Sultan Süleyman sefere çıkmış ve binlerce kilometrekare toprak fethedilmiş! İçeride “Osmanlı” masalları anlatılıyor, dışarıda “dünya lideri” Putin’den icazet alarak, 32 kilometrelik bir derinliği Kürtlerden arındırma arzusunu – şimdilik – hamisine kabul ettirmiş gibi görünüyor. Karşılığında ne veriyor? Türkiye’nin Batı’dan kopuşu, NATO’dan kademeli olarak uzaklaşması, ABD düşman olarak bir defa daha tescillenirken, Rusya’nın stratejik ortaklık mertebesine yükselmesi! Tabi esasında Rusya’nın stratejik ortağı olmadığı gerçeğini burada okura doğrudan belirtmek lazımdır. Zira Moskova’nın stratejik ortağı yoktur, “yakın bölgesi” vardır. O bölgede güdümüne aldığı devletleri yörüngesinde tutar. Bir lider veya rejimle beraber çalışır, maharetle dondurulmuş krizleri zaman-zaman ısıtmak suretiyle dirilterek, ölümle korkutur, sıtmaya razı eder. Ve her daim istediklerini elde eder. Suriye’ye, Gürcistan’a, Ukrayna’ya bakmak yeterlidir. Yetmediyse, Ermenistan’a, Azerbaycan’a, Kazakistan’a bakalım isterseniz. Bir yazımda belirttiğim üzere, Türkiye Cumhuriyeti artık bir Türkiye Respublikası olmuş durumda.

Esasında Türkiye’deki Avrasyacı ekip, 15 Temmuz 2016’dan beri Türkiye’nin Rusya ile “beraber hareket etmesi gerektiğini” söylüyordu. Perinçek defalarca Esad rejimiyle işbirliği yapılması hedefini dillendirdi. CHP’de de bu minvalde görüşleri ifade eden demeçler var. Hâlihazırda Türkiye kamuoyu rejimin Batı karşıtlığı diskurunu benimsemiş durumda. Suriye krizinde de, 15 Temmuz sonrası ABD’yi ve Batı’yı kontrollü darbe girişiminin planlayıcısı olarak niteleyen dilde de, Erdoğan rejimi gayet başarılı oldu. Ve Türkiye kamuoyuna bu yönde algıyı sağlam olarak yerleştirdi. Trump’ın Suriye’den çekilme kararını bu çerçevede Erdoğan rejimi iç politikada bir “başarı hikâyesi” olarak güzelce pazarladı. ABD karşısında en başından beri Ankara’nın Moskova’yı bir dengeleme unsuru olarak kullanmak istemesi sır değil. Türkiye ve Rusya arasındaki “derin” bağlar, Batı başkentlerini uzunca süredir hem meşgul, hem de rahatsız etmekte zaten. Yani ez cümle, dünya dönen dolapların farkında. Bir jeopolitik kopuş yaşanıyor. Ve Trump’ın yaptığı hamle, Rusya’yı Ortadoğu’da çok etkin bir konuma taşıyor. Bugün Soçi’de bu durum bir kez daha güçlü biçimde tescil edildi.

Rusya 2011’de Suriye iç savaşı başladığından bu yana hep tek çizgide durdu. Hiç çizgisinden sapmadı. Esad rejimini destekledi ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü savundu. Esad’a karşı ayaklanan grupları doğru tespit etti, bu İslamcı cihatçı fanatiklerin diskur olarak da fiilen de karşısında yer aldı. ABD ve Türkiye farklı beklentilerle bu grupları destekledi. ABD, bu gruplardan bir “demokratik Suriye cephesi” çıkacağına cidden inandı mı? Bugün yaşanan amatörlüğe bakılacak olursa, ABD akademisi de bürokrasisi de, sanılandan çok daha naif bir takım algılara sahipti. Ve anlaşıldığı kadarıyla, tepedeki güç zafiyeti ortaya çıkınca, bu naiflikten dolayı boşalan güç alanları Rusya tarafından dolduruldu. Türkiye ise, Davutoğlu patentli İslamcı-neo-Osmanlıcı politikalarıyla girdiği Suriye batağında her gün yeni bir dünyaya gözlerini açan şaşkın ördek misali, sadece büyük oyuncuların değil, orta ve küçük oyuncularla sahadaki İslamcı grupların oyuncağı oldu. Dolayısıyla kazanan şu an itibarıyla Rusya. Onun ardından, saha hâkimiyetini ele geçiren Esad. ABD, oyunu Rusya’nın kazandığını görünce, zarar telafisine girişti. Rasyonel hareket etti. Ama tutumu etik miydi? Ne önemi var? Uluslararası siyaset hayırseverlik ruhunda hareket edilecek bir oyun alanı değil! ABD Kürtleri sattı ve zaten sahayı kontrol eden Rusya’yı engelleme şansı kalmadığı için, taktiksel geri çekilme hamlesi yaptı. Boşalan güç sahasını Rusya doldurdu. Türkiye anlamsızca bölgeye girerek hem taktiksel hem de moral olarak oyunun en büyük kaybedeni oldu.

Rusya ne diyor? Putin’in adamı Yuri Uşakov’a kulak verecek olursak, Türkiye’nin Suriye’nin egemenliğini kabul etmesi gerektiğini söylüyor. Rusya’nın Suriye Özel Temsilcisi Alexandr Lavrentiyev ise Erdoğan Putin’le görüşürken Türkiye’nin askeri harekâtını “kabul edilemez” olarak niteliyor! Dahası, Erdoğan rejiminin bölgede demografiyi değiştirmeye çalıştığını ima ederek, Arapların bölgeye yerleştirilmesine karşı duruyor. TSK’nın Suriye’nin kuzeyinde kalıcı olamayacağının altını çiziyor. Yani oyunun kurallarını Rusya açıkça Erdoğan’a anlayacağı dilden söylüyor. Trump’ın “aptal olma!” dediği Erdoğan’a Rusya daha farklı bir üslupla “aman ha, ayağını denk al, yerini bil!” diyor. Erdoğan, beden diliyle, Putin karşısında son derece farklıydı. ABD heyetinin karşısında asık suratla poz veren Erdoğan ve adamları, Rusların şakası olmadığını 15 Temmuz’da ve sonrasında birçok kez yaşayarak öğrenmek durumunda kaldı. Dolayısıyla Rusya, oyunu belirledi, Türkiye’yi dümen suyuna aldı. Erdoğan’ı hizaya getirdi. Çünkü Erdoğan’ın anladığı tek şey güç! ABD ve AB, bunu fark edene kadar, Putin önsezileriyle ve mesleki kariyerinden gelen donanım ve formasyonla Erdoğan’ı çözdü. Dahası, Ankara’daki ortaklarıyla beraber TSK’daki tasfiye hareketini keyifle izlemiş olmalı. Zira Rus Avrasyacılık stratejisinin mimarı Dugin, Türkiye’nin Atlantik dünyasından kopartılmasını en temel stratejik hamlelerden biri olarak görüyordu! Soçi’de Avrasyacı bir Türkiye’nin Rusya’ya nasıl munis yaklaşacağı, nasıl Rus çıkarlarını önceleyeceği, yeni yörünge işlevini nasıl can-ı gönülden benimsemiş olduğu gözler önüne serildi.

Bu arada Soçi’de gözlerden kaçmaması gereken bir şey daha vardı. Erdoğan da Putin de, IŞİD’çilerin durumundan bahsetmedi. Oysa IŞİD’çi tutsakların akıbeti, küresel güvenliğin üzerinde en çok durduğu konuydu! Bunun anlamı neydi? İki olasılık var. Ya Rusya ve Esad yönetimi IŞİD ve türevi cihatçıları Irak’a sürecek, ya da Türkiye’ye. Veya bir üçüncü olasılık, her ikisine de! Dördüncü bir olasılık yok. Bu sayede ABD güdümündeki Irak’ta dengeleri değiştirebilir mi? Bunu bekleyip göreceğiz. Putin çok ağır ve oturaklı, dahası uzun vadeli stratejilerle hareket eden bir lider. Uluslararası ilişkiler satrancının büyük ustası. ABD’nin içinde bulunduğu liderlik zafiyetini sonuna kadar kullanarak, Rusya’ya daha fazla operasyonel faaliyet alanı açabilir. Hem zaten Irak petrolleri ve İran’la olan yakınlığı, Rusya’nın Irak kuşağı üzerinden çemberi İran ve Kafkasya’yla birleştirip tamamlamasıyla sonuçlanabilir. Türkiye bu çemberin tam ortasındadır. İşine gelirse, Rusya – ABD’yi ve Batı’nın bazı diğer güçlerini de yanına çekerek, Türkiye topraklarını da içine alan bir Kürdistan’a yönelebilir mi? Bu soruyu sormamız bile, bunun en azından ihtimaller bazında Rusya’nın gücüyle gerçekleştirilebilecek bir şey olduğunu göstermekte. İran’ın Suudi Arabistan’la olan sorunu ve Suudi Arabistan’ın ABD ile olan yakınlığı, Ortadoğu’da Rusların yeni bir denge unsuru olmalarıyla beraber, oyunu yeniden kurabilir. Tüm bunları Rusya ve Putin Suriye sayesinde elde etti. Rusya’nın bunları yapıp yapmayacağından ziyade, Rus varlığının Ortadoğu’da artık sağlam durduğunu belirtmekle yetinelim.

Türkiye’yi bu yeni oyunda istikrarsızlıklar, belirsizlikler ve kötü sürprizler bekliyor. Tıpkı Osmanlı’nın son yılları gibi, Türkiye masada bir meze konumunda, büyük güçlerin denklemlerindeki bir X veya Y gibi, edilgen, istikrarsız, kararsız, hata üzerine hata yapan, bir o kadar da hayalci ve açgözlü yöneticiler tarafından yönetilen ülke görünümünde. Bu ortamı kendisi oluşturdu. Kendi düşen ağlamaz.

Haydi, şimdi bu analizleri bırakalım. Türkiye’deki havaya girelim. Oradan biri müziği başlatsın. Biraz Osmanlı nostaljisi, hafif Orta Asya ezgili gaz verici pro-faşist tempolu ezgiler, birkaç okulda öğrencilere asker selamı verdirilsin, üzerine birkaç okkalı edebi nutuk. Ucundan az irredentist ve ırkçı şiir. İslam sosunu da boca ettin mi, oh! Oy oranı yükseliyor mu? Gündemi kontrol edebiliyor muyuz? Muhalefet dümen suyumuzda mı hala? Ona bakalım biz!

4 YORUMLAR

  1. Hocam analiziniz çok güzel. Rusyanın bu edinimleri elde etmesi Türkiyeyi yönetenlerin basiretsizliği kadar, mit tırları olayından ve özellikle 15 temmuzdan sonra, Türkiyede olup bitenlere ABD ve AB nin sessiz kalması sayesinde oldu. Şuan ABD ve AB nin gerçek liderlere ihtiyacı var.

  2. facebook ypg sayfasında şehit asker ekipmanlarının fotoğrafları paylaşıldı tc kimlik vesaire..
    “yakup hazar” diye bir şehit haberi yok.. googledan baktım khk ihraç edilenler listesi çıktı…Cemaat veya başka nedenden fişlenmiş personeli yolluyorlar!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin