‘Soçi mutabakatı’ pirus zaferi mi? Ertelenmiş ‘İdlib savaşı’ mı?

Yorum | Erhan Başyurt

Rusya Devlet Başkanı Putin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, 17 Eylül’de Soçi’de bir araya gelip İdlib’e harekatı askıya alan bir mutabakata vardılar.

İdlib’e, Rusya ve İran destekli Esed birliklerinin saldırısının yeni bir insanlık faciasına ve göç dalgasına neden olmasına kaçınılmaz gözüyle bakılıyordu.

Mutabakat, Rusya’nın operasyonu ve Esed’in saldırı gerçekleştirmesini durdurduğu için bir ‘başarı’ olarak görülüyor.

Ancak ‘kısmi’ de olsa bir başarı mı? Yoksa tüm faturayı Türkiye’nin üzerine yıkacak ‘ertelenmiş bir savaş’ mı? Ya da ‘pirus (astarı yüzünden büyük) zafer’ mi?

Bunu önümüzdeki iki ay içerisinde yaşanacaklar ortaya koyacak…

MUTABAKAT DÖRT TEMEL HUSUS İÇERİYOR

Soçi’de sağlanan mutabakat kamuoyuna açıklandığı kadarıyla 4 temel husus içeriyor;

  • 15 Ekim tarihine kadar İdlib’de silahlı muhalif örgütler ile Suriye ordusu arasındaki temas hattında 15-20 kilometre genişliğinde silahtan arındırılmış bir bölge kurulacak.
  • 10 Ekim tarihine kadar tüm silahlı muhalif örgütlerin ellerindeki füze sistemleri, top ve tank gibi ağır silahları bölgeden çekmeleri planlanıyor.
  • İki ülkenin “radikal örgütleri” birlikte tespit etmesi ve diğer silahlı muhalif grupların da oldukları yerde kalması öngörülüyor.
  • İdlib üzerinden geçen Halep-Lazkiye arasında M4 ve Halep-Hama arasındaki M5 otoyolların yeniden trafiğe açılması.

ESED VE RUSYA’NIN GÜVENCESİ: TÜRKİYE

İdlib’in, Rusya ve Esed kontrolündeki bölge sınırlarında 15-20 kilometre çapında silahtan arındırılmış bölge formülü, Rusya ve Esed’e yönelik bölgeden bir direniş veya çatışma riskini sıfırlıyor.

Türkiye, böylece Esed ve Rusya’nın İdlib bölgesindeki güvencesi ve ‘jandarması’ olacak!

***

İdlib’in güneyinde, Esed kontrolündeki bölgelerde Türkiye’nin 12, Rusya’nın da 10 askeri gözlem noktası bulunuyor.

Türkiye, bir taraftan Mümbiç’te ABD ile, diğer taraftan İdlib’te Rusya ile ortak operasyonlara imza atacak.

Rusya’nın ve üslerinin, ağır silahlardan arındırılmış güvenli bölge ile güvenliğini de üslenmiş olacak.

***

Daha ilginci, Halep ve Hama’nın Lazkiye bağlantısındaki otoyolların İdlib kısmındaki güvenliğini sağlayarak, Esed’in bölgedeki hakimiyetini pekiştirecek ve İdlib’e operasyon için bir gerekçesini daha ortadan kaldıracak.

Türkiye düne kadar devrilmesi için muhalifleri desteklediği Suriye’de, artık İdlib’ten Esed’e saldırmamaları için muhalifleri ve silahlarını denetleyecek.

Halep’le Lazkiye arasındaki, Hama ve Lazkiye arasındaki ulaşımı kolaylaştırıp, hakimiyeti pekiştirecek.

ANKARA, ‘RADİKAL UNSURLAR’ İLE TEMASINI KABUL ETTİ

Soçi mutabakatı ile ilgili dikkat çekici bir diğer husus da, Türkiye İdlib’teki ‘radikal unsurlar’ ile teması olduğunu ve onları ikna edebileceğini resmen kabul etmiş oldu.

Onların 15-20 kilometrelik bir alandan ağır silahlarını çekmelerini, otoyollara saldırmamalarını sağlayacak.

Karşılığında da, İdlib’te varlıklarını sürdürmelerini ve herhangi bir Rusya ve Esed operasyonundan yok edilmelerini önleyecek.

Türkiye’nin Tahran Zirvesi’nde ‘radikal unsurlar’ adına ‘ateşkes sözü’nün bir dayanağının olduğunu, aralarında bir irtibat bulunduğunu gösterecek.

Türkiye, şayet ağır silahlarını teslim ve saldırmamaları konusunda ‘radikal unsurlar’ ile önceden bir mutabakata varmadıysa, Rusya ve Esed adına onlarla çatışacak demektir.

Böyle bir durum da, Türkiye’nin ciddi can kayıpları yaşamasına, İdlib’te askeri varlığını artırmasına neden olacaktır.

Şayet ‘radikal unsurlar’ın çekilmesi ve ağır silahlarını teslim etmeleri temin edilemezse, bu durum da Rusya ve Esed’in İdlib’e meşru bir mazeret ile saldırmalarına fırsat doğacaktır.

BM, ABD VE AB DESTEĞİ RUSYA’YA GERİ ADIM ATTIRDI

Soçi mutabakatı ile Türkiye’nin gözden kaçırmaması gereken husus, bu mutabakat Türkiye’nin haklı itiraz ve ikazlarından ziyade, BM başta ABD ve AB’nin de Türkiye’nin tezlerine destek sağlaması ve Rusya’nın rahat hareket edememesinin eseridir.

Türkiye, ABD ve AB’yi dışlayarak değil, ancak onların da desteğini alabilirse, bölgede ağırlıklı bir ülke olabilir ve güçlü diplomasi yürütebilir.

***

Sonuç olarak, Soçi mutabakatı insanlık dramını engellemesi yönüyle bir başarı, ancak altına girilen sorumluluklar yönüyle ciddi geri adımlar ve maliyetli yükümlülükler içermektedir.

Başarısız olması halinde, Türkiye’nin bütün haklı itirazları zemin kaybedecektir, başarılı olması halinde de ‘pirus’ diplomasi zaferi olacaktır.

Türkiye açısından daha da önemlisi, tüm yükümlülüklerinin bir takvime bağlanması ve manevra alanının sınırlandırılarak sıkıştırılmış olmasıdır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin