Sıradan Faşizm

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Siyasal sistemler değil, toplumdur önemli olan. Siyasal sistem denilen şey de toplumdur zaten. İçinde insan olmadan politika da olmaz, devlet de, ekonomi de. İçinde insan olan her şey de iyi demek değildir her daim. İnsan içinde iyiyi ve kötüyü aynı anda barındırır. Melek de şeytan da olabilir. Yapıcı da, yıkıcı da olan insandır. Şeyh Bedrettin’in bu dünya için yeniden anlamlandırdığı cennet de cehennem de insana dairdir.

Bazıları kızıyor bana. Neden hep olumsuz yazılar yazıyormuşum. Oysa ben gördüklerimi yazarım. Gördüklerimin düşündürdüklerini yazarım. Gördüklerimin hissettirdiklerini yazarım salt. Gördüklerimin düşündürdükleri ve hissettirdikleri, geleceğe ilişkin olumlu hayaller kurmama neden olacak şeyler olsaydı keşke. O zaman olumlu yazılar yazmak kolay olurdu belki de.

Mesela küçücük oğlunun cenazesine elleri kelepçeli katılırken bir baba, onunla empati kurup, acaba nasıl koyabildi o kelepçeli haliyle mezarına, kıyamadığı bir tanesini diye düşünürüm – ve bu beni insan yapar. İnsan olmaya sevinemediğin anlardır o anlar. Mesela kış Egesinin buz gibi soğuk sularında çırpınan evlatları arasında seçim yapmak zorunda kalan, son nefesini veremeden ciğerlerine dolan tuzlu suyla boğulup ruhunu teslim etmeden, “hangi evladımın feryadına doğru yüzsem” azabını yaşayan babayı düşünür, başımı öne eğerim ben. Bu beni insan yapar. Yapar yapmasına da, insan olmaya sevinemediğin anlardır dedim ya, işte öyle olur!

Mesela tüm belediyelerine kayyum atanmış tanınmış bir Kürt’ü, “Demirtaş’ın yerine sakın bir Türk göz dikmesin (…) herkes yerini bilecek” der. Türk olmak ve Kürt olmak – ama insan olamamak işte! İnsanları Kürt-Türk, Sünni-Alevi, Müslüman-Yahudi, erkek-kadın ayırmadığını düşünürüm. Ve bunun bizi insan yaptığını. İnsan. Ama bu da insan olmaya sevinemediğin bir andır. Tıpkı sadece Kürt olacağım diye insan olmaktan vazgeçmek durumunda kalanlar gibi – tek farkla, onlar yaptıklarının farkında değildirler. Sana ders vermek, burnunu sürtmek isterler. Öyle ya, herkes yerini bilmelidir! İnsan olmaya sevinmek zordur. İnsan olmaya sevinebilmek, insan olabilenlerin çoğunlukta olduğu, insan olamayanların insan olamadıklarından utandıkları ve insan olamadıklarını belli etmemeye çalıştıkları toplumlarda belki mümkündür. Ya çocuklarının böyle bir toplumda büyümesine öykünmek nedir? İnsanca değil midir?

TÜRKİYE BU HÂLE NASIL GELDİ?

Faşizm mi insanları insanlıktan çıkarıyor, yoksa insanlıktan çıkan toplumlarda mı faşizm peyda oluyor? Cahillik mi bağnazlığın sebebi, yoksa bağnazlık mı cahilleştiriyor? Sevgisizlik mi nefreti türetiyor, yoksa nefretten mi sevgisizlik bir kanser gibi yayılıyor? Erdoğan mı Türkiye’yi bu hale getirdi, yoksa Türkiye mi Erdoğan’ı? Bilmiyorum. Birbirlerini tanımadan birbirine aidiyet hissetmekse millet olmak eğer, daha önce de vurguladığım gibi, millet olma, hatta toplum olma özelliklerimizi sorgulamamızın, hem de ciddiyetle bunu yapmamızın vakti geldi galiba.

Bakın bana kayyum atayamadı bu sistem. Yani bir başka deyişle, beni istediği kalıba dökemedi. Kabımın formatını alacak kadar sıvı olmadı karakterim hiçbir zaman. Babamın “kişilikli ol” demesi, en az dürüst ol, saygılı ol, ahlaklı ol, sözünde duran ol, adam ol dediği kadardır. Evet demekten çok hayır demesini bilmek gerekir kendin olabilmek için. Hayır demenin önemini on sekiz yaşında bir çocuktan, Koray’dan öğrenmiş olmamdan gocunmam – bilakis. Ben de on sekiz yaşındaydım zaten. Ne yazık ki hayat bana Türkiye’de insanların şahsiyetinin ne kadar “sıvı” olduğunu öğretecekti acımasızca. Olsun. Ben yine de bunları kâğıda dökeyim. İnsanlarla paylaşayım. İnsanlarla. Her şeye karşın insan olmaya çalışan, insan olmanın gereklerinden ödün vermemeyi amaç edinenlerle. İnsan olduklarına sevinemeyenlerle.

Döktükleri kabın şekli neyse onu alan bir sıvı; kabının görüntüsüne bürünen karakterler; kabı gibi kişiliksizleşen insanlar. Ve o insanlardan olmadığın için insan olabildiğine sevinemeyen sen. Büyüklerin “her şeyin başı insan” dedikleri kadar var mıymış? Dünyada altı buçuk milyar, Türkiye’de seksen milyon var ya hani, onlardan biri olmanın teknik manada, önemli olmadığını söylüyorum sana. Onlardan farklı olmanınsa her şey olduğunu. Senin diğerlerinden farkın olduğu sürece, kimseler kayyum atayamaz. Ahmet Altan’ı hapishaneden çıkartan ve onu özgürlüklere taşıyan kanatlar buradan geliyor. Hapishanedeki bir Ahmet Altan kadar özgür olmaya çalışmak. Özgür olmaya.

ÖNEMLİ OLAN TOPLUM DEĞİL MİYDİ?

Siyasal sistem değil toplumdur önemli olan yani. İçinde insan olmadan politika da olmaz, devlet de, ekonomi de dostum. İçinde insan olan her şey de iyi demek değildir her daim dedim ya. İnsan içinde iyiyi ve kötüyü aynı anda barındırır, emin ol. Melek de şeytan da olabilir, sen hangisisin? Yapıcı da, yıkıcı da olan insandır, yapalım mı yeniden yıkılanı? Bedrettin’in bu dünya için yeniden anlamlandırdığı cennet de cehennem de insana dairdir. Biraz da buradaki cennet için çalışmayı kabul eder misin – cehenneme çevirdikleri yurdunun yüzü suyu hürmetine? İyiyi, meleği, cenneti, kötüden, şeytandan, cehennemden nasıl kurtaracağız yoksa sen olmadan?

O babanın hapse girmesine nasıl engel olacak, hapse girdiyse bile, ellerinden kelepçeleri çıkartacak ve oğluna ellerini açıp dua edebilerek veda etmesini sağlayacak medeni cesarete ve insanlığa sahip bir jandarma erine ne zaman kavuşacağız, sen kişilikli olmazsan? Memleketlerinde bucak-bucak kovalanan, itilen kakılan ve kanunsuz-kuralsız hapse tıkılmak istenen, işinden-gücünden edilen babaların ve annelerin, son bir çare doğup büyüdükleri topraklardan kaçmak için açıldıkları enginlerde bebeleriyle beraber boğulup ölmelerine mani olabilecek bir sisteme ne zaman kavuşacağız dostum, deyiver hele? Ne zaman onun-bunun ne olup olmadığıyla değil, kendimizin ne olup olmadığıyla ilgilenecek, ne zaman insanlara ne oldukları veya nasıl doğduklarıyla ilgili önyargılarla ve peşin hükümlerle davranmaktan vazgeçeceğiz? Ne zaman zulme uğrayan ve Kürt olduğu için hayatında bilmem ne kadar ayrımcılığa uğramış yaşlı-başlı bir Kürt’ün, aynen kendisine yıllar yılı yapılan ırkçılık ve ayrımcılık gibi eline geçen ilk fırsatta kendisiyle aynı etnik kökenden olmayanlara ırkçılık yapmadığı bir ülke olacak bu diyar?

İNSAN OLMAK NE ZAMANDIR YETMİYOR?

Haddimi aşmamak zor değil mi! Aştım işte haddimi. O haddi senin koyman haddine değil çükü! Belki de bu yazılanları Kürtçe yazmış olmak gerekirdi, bazılarının beni adam yerine koyup da yazımı okuması için. Belki de önce insan olmak gerekirdi ama, Kürt olmadan önce.

Ne zamandır insan olmak bu kadar zor? Ne zamandır insan olmak yetmiyor arkadaş! Ne zamandır insanların yargılanmadan bilmem neci diye damgalanması normal kabul ediliyor? Ne zamandır kanunda yer almayan gerekçelerle insanların suçlu ilan edilmesi olağanlaştı? Ne zamandır polise kır bacağını demesi kabul edilebilir oldu bir içişleri bakanının bu ülkede! Ne zamandır kanuna karşı geldiği iddia edilen birinin eşi ve çocukları da takibata alınır oldu? Ne zamandır insanlar, gördükleri en yaman çelişkilere karşın akıllarından feragat etmek suretiyle yaşama tutunmaya, “aman ne olur ne olmaz, sus!” demeye başladılar? Kaç kilometre oto yoldur arkadaş bunun bedeli? Kaç paket makarnadır! Ne zamandır anayasada olmamasına karşın salt biri dedi diye bakanlar kurulu onun altında toplanır oldu! Ne zamandır gizli-kapaklı tırım-tırım ülke dışına silah nakletmeler, başka ülkelerin iç işlerine doğrudan müdahil olmalar olağanlaştı? Ve ne zamandır insanlar bunları artık konu bile etmeyecek kadar umursamaz oldu kendi çocuklarını!

Bazıları kızıyor bana. Neden hep olumsuz yazılar yazıyormuşum! Oysa ben gördüklerimi yazıyorum. Gördüklerimin düşündürdüklerini yazıyorum! Gördüklerimin hissettirdiklerini yazıyorum! Gördüklerimin düşündürdükleri ve hissettirdikleri, geleceğe ilişkin olumlu hayaller kurmama neden olacak şeyler olsaydı keşke! O zaman olumlu yazılar yazmak kolay olurdu. Oysa yaşadığımız sıradan faşizmde ancak bunları yazabiliyorum ben. Ve insan olduğumun ayırtına varıyorum, zor olmasına karşın. Ve yine, insan olabilenlerden olduğuma sevinemeden, ağlanılası durumunun doğduğum toprakların ve içinden çıktığım toplumun. Sıradan faşizm!

1 YORUM

  1. Sayın hocam. Gerek tweterdan gerekse bu bloktan paylaştıklarınızı emin olun herkes okuyor,düşünüyor. Ülke bir çıkmazda olduğu,herşeyi takip eden ceberrut bir faşist olduğu için çoğu kişi yorum yazamıyor,düşündüklerini dile getiremiyorlar. Kaybedecek şeyi olmayanlar benim gibi bazen bu bloklara bazen sosyal medyada çok sert eleştiri de yapıyorlar ama herkes sizin gibi cesur olmayabiliyor. İlk günden itibaren şahsım adına söyleyeyim sizler gibi değerli yazarları tr724 bir araya getirdiği için çok mutluyum ve takip ediyorum. Bütün yazdıklarınız o kadar doğru ki; daha ne diyeyim?

    İnsan olabilmek,yere düştüğümüzde,umutsuzluğa kapıldığımızda bizleri yalnız bırakmayan; karşılıklı konuşma-tanışma imkânlarımız olmasa da her gün yeni günle bulunduğumuz mekanları şereflendiren sizler varsınız. Ve iyi ki de varsınız. Yazılarınızda karamsarlığı görenler; ya hiç bunca zulmü göremiyorlar,ya da sadece sizlerin moralini bozmaya çalışan insan olmamış canlılardır. Lütfen yazılarınıza devam ediniz. Hiç kimse olmasa da ben söz veriyorum. Sürekli bu bloku takipteyim. Ölüm olmadığı müddetçe de ayrılmayı düşünmüyorum. Saygılarımla…….

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin