Simetri

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Şair, “Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir” diyerek tarihsel dualiteye dikkat çeker biraz da. Her şey mefhum-u muhalifiyle kaim ve güçlü zira. Güzellik, çirkinliğin şiddeti nispetinde fark ediliyor, iyilik ise kötülüğün hüküm sürdüğü dönemde künhüne varılan bir kavrama dönüşüyor.

İslam’ın neşet ettiği dönemde iki önemli kadın var. İkisi de güçlü, varlıklı ve kadına değer verilmeyen bir çağda bile önemli değer olan iki kadın.

İki zıtlık ve aynanın iki yüzü.

Biri, analar anası Hz. Hatice validemiz. Efendimiz’e (asm) sahip çıkması, O’na ilk inanan ve destekleyen olmasının yanı sıra varını yoğunu -tabiri caizse- bu uğurda harcamasıyla, Fahr-i Kainat’a yoldaşlık eden kadın.

Diğeri, madalyonun çirkin ve karanlık yüzü: Ümmü Cemil…

Ebu Leheb’in eşi, Ebu Süfyan’ın kardeşi. O da çok zengin ve güçlü. Ebu Leheb malum; Efendimiz’in amcası olmasına rağmen, başta peygamber ve yakınlarına olmak üzere, tüm inananlara en fazla eziyet eden, zulümde bayraktarlığı kimseye bırakmayan ismi bizzat Kur’an-ı Kerim’de geçen kişi.

İslam, kurulu düzeni rahatsız ettiği ilk dönemlerde muktedirlerin Müslümanlara karşı merhametli olması şüphesiz beklenemezdi. Ancak, zaman ilerledikçe bu tavır yumuşamış ve değişmişti. Ancak Ebu Leheb ve eşi düşmanlıklarını asla terk etmediler.

Sadece amca-yeğen ilişkisi de değildi Efendimiz ile Ebu Leheb ve Ümmü Cemil arasındaki alaka. Hz. Peygamber ki kızını onlara gelin olarak vermişti. Ümmü Cemil, İslam’ın alenen tebliğ edilmeye başlamasından sonra oğullarına “Safınızı seçin!” baskısı yapmış ve bunun neticesinde oğulları eşlerini boşamıştı.

Üstelik evleri de çok yakındı Hz. Hatice ile Hz. Peygamber’in evine. Onlar bu komşuluk durumunu bile, bir vefa meselesi olarak değil, düşmanlık vesilesi olarak görmüş, her fırsatta eziyet etmeyi hayatlarının bir parçası olarak tanzim etmişlerdi. Ebu Leheb, elindeki deve pisliğini Hz. Peygamber’in üzerine dökmek için saatlerce kapısında pusuya yatıyor, Ümmü Cemil ise, Peygamber zarar görsün diye geçeceği yollara diken ve taşlar döşüyordu. Efendimiz’in üzülmesi, acı çekmesi onlara tuhaf bir haz veriyor ve mutluluk yaşatıyordu.

Yaptıkları tüm fenalık ve zulme rağmen, Hz. Peygamber’in kendilerine aynı şekilde cevap vermemesi öfkelerini katlıyordu bu ikilinin. Ve nihayet, Tebbet Suresi nazil olup, bu aile hakkında ilahi hüküm kesinleşince, nefretleri akıl almaz boyutlara ulaştı Ebu Leheb ve Ümmü Cemil ikilisinin. Evinden bir kucak mücevher ile fırlayan Ümmü Cemil, “Ne yapacaksın?” sorusuna, “Satıp parasıyla düşmanıma kötülük yapacağım,” demişti. Cenab-ı Hakk ilahi perde ile setredince arzu ettiğini yapamadı Cemil’in anası. Bediüzzaman bu kişileri “Cehennem oduncusu” olarak tanımlıyor Risale-i Nur’da.

Hz. Hatice ve Ümmü Cemil…

İki varlıklı ve güçlü kadın. Madalyonun iki yüzü, iki oluktan akan iki akışkan. Biri nur, biri kir… Her ikisi de tüm varlıklarını bir amaç uğruna harcamaktan çekinmediler. Her ikisi de vefat ederken varlıklarını tüketmişlerdi.

Biri anaların anası olarak cennete yol alırken, diğeri cehennem oduncusu olarak gittiler öte aleme.

İyiliği değerli kılan kötülüğün varlığıdır şüphesiz, iyileri anlamanın bir yolu da kötülere bakıp hikmet devşirmek olsa gerek.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin