Şarklılıktan kurtulmadan asla…

YORUM | MURAT AYDIN

Şark, her şeyi övünmek için yapar; ona bu fırsatı sunmayan şeyin hiçbir anlamı yoktur. Bir yapar, yüz övünür. yapacağını fahirlenmesine malzeme olsun diye yapar. Sürekliliğin önemi yoktur. Ona övüneceği bir şey verirseniz, dünyada yapacağı her şey tamamlanmış demektir. Hamaset, menkıbe, coşku, şatafat için bahane üretsin yeter. Övünmenin olmadığı bir başarının ne anlamı vardır ki?

Burada şu ayrımı çok iyi yapmak gerekir, şarklı olmanın İslami olmakla hiç ama hiç alakası yoktur. Aslında İslam’ın birçok öğretisi bu Şarklılığı tedavi etmeye yöneliktir. Şarklılık ne kadar debdebeyi ve gösterişi severse İslam da o kadar tevazuyu, mahviyeti ve dünyanın geçiciliğini gösterir. Şarklılık kibri, din insanın acziyetini anlatır. Şarklılık; bugünü umursamadan, sürekli geçmişle övünmeyi gerektirirken, din az olsa dahi, iyi şeylerde devamlılık ister.

Ne zaman Şenol Hoca’ya baksam Türkiye’de Şarklılıktan kurtulmaya başarmış birini görürüm. Ve her geçen gün bundan daha da çok sıyrıldığını…

Son dünya şampiyonunu çok iyi bir oyunla yendikleri maçtan hemen sonra hamasetin ve şatafatın dibine vurmak isteyenlere bu maçı pas geçip bir an önce İzlanda maçına odaklanmaları gerektiğini söylemesi bile dünyaya bakışını şarklılıktan kurtardığını gösteriyor. Galibiyetin parsasını sadece kendine de mal etmiyor, seyircilere, oyunculara, yedek kulübesine ve kendilerine dua eden herkese dağıtıyor. Kendinden bahsettiğini ise kimse duymuyor. Şarklı olmaktan kurtulamasaydı kendisiyle başlar kendisiyle bitirirdi. Rakibini aşağılar, onların nasıl küçüldüğünden bahseder sonra düzeltir onlar küçülmedi biz çok büyüdük diye de anlatmaya devam ederdi. ‘Şu fakir işin başına geldikten sonra takım futbol oynamayı öğrendi, siz de görmüşsünüzdür takıma doğru zamanda yaptığım müdahalelerle oyunun kontrolünü hiç kaybetmedik’ gibi sözlerle kendisinin maçtaki anlam ve önemine hassaten vurgu yapardı. Cümleye ‘şu fakir’ diye başladığından dolayı da onun aslında ne kadar tevazu sahibi olduğunu da görmüş olurduk.

Şarklı gibi davrandığımızda her şey ne kadar da çirkin ve fıtrattan uzak oluyor fark ediyor musunuz? Şarklı gibi davrandığımız her şey de burnumuz pislikten kurtulmuyor. Aksine fıtrata uygun davrandığımızda da başarılar ardı ardına geliyor.

Birkaç sene önce Şenol Güneş’i Simyacıya benzeten bir yazı okumuştum. Gerçekten de sıradan elementlerden altın elde eder gibi sıradan oyunculardan yıldızlar çıkartan Simyacı bir tarafı var. Başka takımlarda, başka hocaların elinde sıradan olan futbolcular Şenol Hoca’nın elinde bir yıldıza dönüşüyor. En son örneği bilindiği gibi Burak Yılmaz. Futbola ilk başladığı yıllarda Beşiktaş ve Fenerbahçe’de dikiş tutturamayan Burak’ı Manisaspor’dan alıp ülkenin en iyi golcüsü haline getiren Şenol Güneş, yıllar sonra yine imdadına yetişti. Futbolu bırakmak üzere olan Burak Yılmaz’ın tekrar bir yıldız olmasına sebep oldu. Şenol Hoca’nın hayatı hep bu hikayelerle doludur.

Ancak O’nu bu coğrafyada öne çıkaran şey Simyacılığından çok elde edilen başarıyı taşıyabilme kabiliyetidir.

Bugün çok daha iyi anlıyoruz ki önemli olan bir şeyi başarmakta değil, o başarıyı taşıyabilmekte. Şenol Hoca kamil insan gibi bir başarının gururunda boğulmadan, yalancı debdebeden sıyrılıp hemen yeni göreve odaklanmak gerektiğini gösteriyor.

1 YORUM

  1. Spor haberi ya da köşe yazısı okumazdım, ama bu yazı bir başka olmuş. Ahmet Selim beyi hatırlattı bana. Elinize sağlık.
    Lütfen kim ise bunlar, artık bıraksın su şarklı hareketleri 🙂

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin