Salyalar ülkesi!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Bir topluma yapılabilecek en büyük kötülüklerden biri, tahammül hissini tüketmek olsa gerek.

Tarihin en acı sayfaları tahammülsüz kitlelerin icraatları neticesinde oluşan trajedilerle tıka basa dolu. Bir toplumun tahammül eşiğini aşağı çektikçe linç kültürünü kökleştirmiş oluyorsunuz. Kısa vadede algı ipini elinde tutanların hoşuna gidecek tablo oluşturabiliyor bu durum, ancak geniş perspektifle bakıldığında bedeli toplumun tamamının ödediğini görmek mümkün.

Terör, vicdanlı olan kimsenin onaylayamayacağı bir yöntem. Hele hele bizim başımızdaki gibi dış/iç hasımların şeytanî bir zekâyla kurguladıkları uzun süreli terör hareketlerine karşı, klasik yöntemler ile mücadele etme şekli çözüme yönelik bir netice vermeyeceği gibi, yarayı daha da derinleştirip, büyüttüğünü de bizzat yaşayarak tecrübe ediyoruz maalesef.

Ve fakat gelin görün ki, muhalefette iken bunun idrakine varanların, devlet erkeni ele geçirdikten sonra kendilerinden öncekine benzedikleri, hatta daha da –tabiri af buyurun- aptallaşarak zalimleştikleri de bir diğer gerçek.

Ahmet Davutoğlu bu anlamda çok ilginç bir örnek. İktidar öncesi başka, iktidarda iken başka, şimdi tekrar muhalefete düşünce yine başka. Mağduriyetten zalimliğe, sonra günah keçisi seçilip kovulmayla tekrar mağdurluğa dönme öyküsü Davutoğlu’nunki. Bu sebeple şimdi söylediklerinin toplumda hiçbir karşılığı olmayacaktır emin olun.

Konumuza dönecek olursak.

Türkiye’nin her geçen gün daha da aşağı çekilen tahammül eşiği, toplumu adeta zehirli bir ağacın dalları gibi gölgeliyor ve korkarım ki bu gidişle gökyüzünü göremeyecek kadar kaplayacak üzerimizi. Geleceğe dair umutsuzluk ve belirsizliğin tetiklediği stres sadece bireysel değil, kitlesel ve kurumsal fevrilikleri de gündelik hale getiriyor. Hükmetme güdüsüyle birleşen saldırganlık dürtüsünü denetlemek gün geçtikçe daha da zorlaşıyor. Vurma, kırma, tehdit etme, bağırıp çağırma, saldırma gibi eylemler oturmuş birer davranışa dönüşüyor.

İnanın bu karanlık gelecek artık çok uzakta değil.

Çevreden toplumsal ilişkilere, hukuktan ekonomiye kadar her alanda bir tefessüh ve bozulma var.

Hele hele kendisini devlet aygıtıyla aynileştirip, hoşlanmadığı kişi ya da kesimi devletin de düşmanı olarak görme marazına düçar olmuşsanız, sair zamanda gayet normal olan talepler bile dehşet içerisinde karşılanıyor ve tehditle karşılık buluyor.

Bir savcının sağduyu talebi hainlik olarak görülüyor, çocukların ölmemesine dair bir öğretmenin serzenişi düşmanlık olarak kabul edilip üzerine kitlesel olarak çullanmak vatanseverlik addediliyor.

Bir tür karşılıklı olarak gaza getirme olarak mı görmek lazım, yoksa iktidarı yüceltmenin işgüzar refleksi mi bilinmez, şüphesiz hükmedenlerin tahammül eşiğinin dip yapmasında modern şakşakçılar ve yardakçıların da etkisi büyük.

Tahammülsüzlüğün aşağılara indiği toplumlarda iki şeyin prim yaptığını görmek mümkün: Fanatizm ve yağcılık…

Bırakınız en ufak bir tenkidi hainlikle suçlamayı, teslimiyetin yüksek sesle ifade edilmemesi bile yeterli sayılmıyor bu durumlarda. Bir tür ‘ya benimsin, ya toprağın’ durumu…

Yaşanan her gelişme sonrasında, kendi tarafına göre alınan konumlar neticesinde hemen, gecikmeden başlanan linç hareketi, insafın, iz’anın zerresinin görülmediği hakaretler, aşağılamalar, suçlamalar havada uçuşuyor, düşman bellenen hemen o anda, orada yok edilmek isteniyor.

Muktedire muhalif olanın anında linç edilmesi artık olağan bir gelişme. Artık öyle bir eşiğe gelindi ki, bırakınız muhalif bir görüşü yüksek sesle dillendirmeyi, güç sahiplerinin dilini kullanmamak bile ihanet sayılıyor. İktidar medyası önce gün, erken seçim taleplerinin bile ihanet olarak yazdı.

Pek çok açıdan yakın tarihin en tahammülsüz ve fena dönemlerini sollayan bugünümüz, tahammülsüzlükte de geçmişi epey geride bırakmış durumda.

En dip nerede bilmiyorum ama toplumun tepesini saran bu zehirli ağaç bu şekilde sulanmaya devam ederse, milletçe gökyüzüne hasret kalacağımız günler uzak değil maalesef.

Deniz ve göllerimizi salyalar kuşatmış.

Toplumun her kesimini kuşatan salyaların deniz ve başka yerlerde olmayacağını zannetmek en büyük yanılgı zaten!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin