La Masia; Bir çiftlik evinden dünya futbolunun en büyük yetenek fabrikasına

HASAN CÜCÜK | HABER ANALİZ

Dünya futbolunda altyapı denildiğinde akla gelen ilk adreslerden biri hiç kuşkusuz Barcelona’nın efsanevi akademisi La Masia. 1979’da resmi olarak kurulan bu futbol okulu, yalnızca Barcelona’ya değil, modern futbola da yön veren bir oyuncu üretim merkezi hâline geldi. Lionel Messi’den Xavi Hernandez’e, Andres Iniesta’dan Sergio Busquets’e kadar sayısız yıldızın yolu bu tarihi binadan geçti.

Bugün “futbolun Harvard’ı” olarak anılan La Masia’nın hikâyesi ise bir akademiden çok daha eskiye uzanıyor.

1702’den Camp Nou’ya uzanan yol

Camp Nou Stadı’nın hemen yanında bulunan La Masia, aslında 1702 yılında inşa edilmiş bir çiftlik eviydi. Barcelona Kulübü binayı 1954’te satın aldı ve bir süre kulübün idari merkezi olarak kullandı. Ancak tesislerin yetersiz kalmasıyla birlikte kulüp başka bir binaya taşındı.

Tam bu noktada sahneye, Barcelona’nın hem futbolcu hem de teknik adam olarak unutulmaz isimlerinden Johan Cruyff çıktı. Hollandalı futbol dehası, Ajax’ın altyapı modelini örnek alarak bu tarihi yapının bir futbol akademisine dönüştürülmesini önerdi. Cruyff’un hedefi yalnızca yetenekli oyuncular yetiştirmek değildi; kendi futbol felsefesini anlayan ve sahada uygulayabilen oyuncular üretmekti.

Topa sahip olma, hızlı paslaşma ve alan paylaşımına dayanan Cruyff anlayışı, İspanyol futbolunun meşhur “tek pas” kültürüyle birleşince, ortaya estetik değeri son derece yüksek bir oyun çıktı. Barcelona’nın yıllarca dünyayı büyüleyen futbolunun temelleri işte bu binada atıldı.

Altı yaşında başlayan yolculuk

La Masia’ya kabul edilmek sıradan bir süreç değil. Altı yaşından itibaren keşfedilen çocuklar, en az beş farklı yetenek avcısı tarafından izleniyor. Hazırlanan detaylı raporlar doğrultusunda akademiye kabul edilen oyuncular, yalnızca futbol eğitimi almıyor; akademik eğitimlerine de devam ediyor.

Yıllık maliyeti yaklaşık 5 milyon euro olan sistemde, Barcelona dışından gelen oyuncular yatılı olarak kalıyor. Kulübün Katalonya’da 15, İspanya genelinde 15 ve yurt dışında 10 yetenek avcısı bulunuyor.

Her oyuncunun Barcelona A takımına yükselmesi elbette mümkün değil. Ancak kulüp, şehirdeki 15 farklı kulüple yaptığı iş birliği sayesinde bu gençlerin futbol kariyerlerini sürdürebilecekleri alternatif yollar oluşturuyor. Barcelona’nın sağladığı maddi ve sportif destek, La Masia’ya gelen çocukların hayallerinin tamamen yarıda kalmasını engelliyor.

Guardiola ile gelen altın çağ

La Masia’nın gerçek anlamda parladığı dönem, Josep Guardiola’nın 2008’de teknik direktörlüğe getirilmesiyle başladı. Teknik adamlık kariyerinde henüz yalnızca bir yılı geride bırakmış olsa da Guardiola, La Masia kültürüyle yetişmişti ve kulübün DNA’sını çok iyi biliyordu.

İlk sezonunda Barcelona, futbol tarihinde eşine az rastlanır bir başarıya imza atarak altı kupayı birden kazandı. 2009 ve 2011’de Manchester United’a karşı kazanılan Şampiyonlar Ligi finallerinde Barcelona’nın ilk 11’inde La Masia’dan yetişen yedi oyuncu yer alıyordu.

Bu başarı, altyapının yalnızca ekonomik bir model değil, aynı zamanda kulübün oyun kimliğinin temel taşı olduğunu gösterdi.

İspanya’nın dünya şampiyonluğundaki gizli imza

La Masia’nın etkisi yalnızca Barcelona ile sınırlı kalmadı. 2010 Dünya Kupası’nı kazanan İspanya Milli Takımı’nın omurgasında da La Masia vardı.

Güney Afrika’daki turnuvada İspanya kadrosunda bulunan sekiz Barcelonalı oyuncunun yedisi — Victor Valdes, Gerard Pique, Carles Puyol, Xavi Hernandez, Andres Iniesta, Sergio Busquets ve Pedro Rodriguez — La Masia çıkışlıydı.

İspanya’nın “tiki-taka” olarak anılan oyun anlayışı, aslında yıllardır Barcelona altyapısında uygulanan prensiplerin uluslararası sahnedeki yansımasından başka bir şey değildi.

Yeni nesil: Barcelona’nın sıradaki yıldız adayları

La Masia bugün hâlâ Avrupa’nın en dikkat çekici genç oyuncularını yetiştirmeye devam ediyor. Teknik direktör Hansi Flick’in sezon öncesi hazırlık kampında özellikle öne çıkardığı isimler, Barcelona’nın geleceğine ışık tutuyor.

Ebrima Tunkara: Yeni cevher

Gambiya doğumlu Ebrima Tunkara, şu an akademinin en parlak yeteneği olarak görülüyor. Hem merkezde hem de kanatlarda oynayabilen 16 yaşındaki hücum oyuncusu; yaratıcılığı, hızı ve bire birdeki üstün becerileriyle dikkat çekiyor. Son dönemde yaşadığı sakatlıklara rağmen kulüp içinde geleceğin A takım oyuncularından biri olarak değerlendiriliyor.

Xavi Espart: Modern sağ bek profili

Ciddi bir diz sakatlığı nedeniyle profesyonel çıkışı geciken Xavi Espart, geçen sezon Şampiyonlar Ligi’nde forma giyerek önemli bir eşiği geçti. Asıl mevkisi sağ bek olsa da merkez orta sahada da oynayabilmesi, onu Barcelona’nın ters ayaklı ve oyun kurucu bek modeline uygun bir seçenek hâline getiriyor.

Orian Goren: Pedri benzetmeleri

İsrail genç milli takımında da forma giyen Orian Goren, İngiltere kampındaki performansıyla teknik heyetin dikkatini çekti. Oyun zekâsı, dar alandaki pas kalitesi ve tempo kontrolü nedeniyle kulüp içinde sık sık Pedri’ye benzetiliyor.

Guille Fernández: Sessiz yükseliş

Espanyol altyapısından küçük yaşta transfer edilen Guille Fernández, La Masia’nın en heyecan verici orta saha adaylarından biri. Henüz Barcelona B takımında beklenen patlamayı yapamasa da topa sahip olma becerisi ve teknik kapasitesi, onu uzun vadeli önemli bir yatırım hâline getiriyor.

Toni Fernández: Sol ayağındaki sihir

Guille’nin kuzeni olan Toni Fernández, geçen sezon profesyonel debutunu yaptı. 10 numara ve sağ kanatta görev alabilen genç oyuncu, etkili sol ayağı ve savunma katkısıyla teknik ekibin en çok umut bağladığı isimler arasında gösteriliyor.

 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin