Rüşveti yemediler @#$%&!

YORUM | UĞUR TEZCAN

Çizgi roman ve karikatür meraklıları başlıkta kullandığım sembollerin ne anlama geldiğini gayet iyi bilirler. Bilmeyenler için kısaca ifade edersek; özellikle 60’lı yıllardan beridir revaçta olan Amerikan karikatür endüstrisinde sıkça kullanılmaya başlanan bu dizgesel semboller serisi küfür anlamı ifade eder. Başlıktaki küfürlü cümleyi kendisinden duyduğum kişinin “rüşveti yemediler” dedikten sonra ardından sarf ettiği küfrü, bu yazının muhataplarının nezih duygu dünyalarından sakındığım için açıktan zikretmedim.

Burada dikkat çekici olan; “rüşvet yemediler” gibi madden olumlu, ahlaken erdemli, manen de ulvi olan bir hasletin takip eden bir küfürle birlikte bir hayıflanma aracı ve bir şikâyet sebebi olarak kullanılmış olmasıydı.

Bu ifadeyi, yanlış hatırlamıyorsam, 2014 Ağustos’unda yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri arifesinde Türkiye’ye yaptığım kısa bir ziyarette misafir olduğum bir evde duymuştum. İşin ilginç tarafı, seçim öncesi dönemlerde AKP hakkında sıklıkla kullanılmaya başlanmış olan “Çalıyorlar, ama çalışıyorlar!” ifadesini de yine aynı ortamda, aynı kişinin ağzından duymuş ve ikinci büyük hayal kırıklığımı yaşamıştım.

Tahmin edeceğiniz gibi muhatabım olan kişi koyu bir AKP ve Erdoğan taraftarı olan beş vakit namazında niyazında Karadenizli bir hemşerim idi. Mevzu, AKP’nin yolsuzluklarından açıldığında sarf etmişti bu ikinci cümleyi.

Başlıktaki küfürlü ifadeyi ise Cemaat hakkındaki “uzman” görüşlerini diğer misafirlerle paylaşırken ortalığa saçmıştı. Uluslararası ticaret yapan büyük bir taşımacılık firmasında tır şoförlüğü ile meşguldü. Bir devlet denetleme kurumdan 7-8 kişilik büyük bir ekip teftişe gelmiş. Tam detaylarını anlatmak istememişti ancak olayın büyüklüğü hissiyatına ve telaşlı anlatımına yansıyordu. Ekip tespit ettiği ciddi orandaki yolsuzluk, vergi kaçırma gibi kategorilerden şirkete çok büyük bir ceza kesmiş. Şirket de, bir Türkiye klasiği olarak, ilk akla gelen eylemi gerçekleştirmiş ve ekipteki memurlara çok yüklü miktarda rüşvetler teklif etmiş. Memurlar teklifi reddetmişler ve hiç oralı olmadan, muhatabımın ifadesiyle, “çatır çatır” cezayı kesip ayrılmışlar.  

Şirket yöneticileri ve avukatları konunun takipçisi olmuş olmalılar ki kollarının uzandığı bir yerlerden temin ettikleri bilgiler neticesinde bu ekip hakkında biraz araştırma yaptırmışlar. Hemşerim bu ekiptekilerin “Cemaatten” olduklarını öğrendiklerini ifade etmişti. “Ulan rüşveti yemediler @#$%&! şeklinde küfrettikten sonra “hepsi de Cemaattenmiş!” diye de kızarak eklemede bulunmayı ihmal etmemişti zira.

O misafirlik ortamında maruz kaldığım bu monolog aslında Türkiye sosyolojisinin evvelinin de halihazırda geldiği noktanın da önemli bir göstergesi idi. Beş vakit namazında olan dindar bir insan açısından, “çalmak” normal bir eylem olarak kabul edilebiliyor ve rüşvet almamak bir şikâyet aracı ve bir hakaret dayanağı olarak kullanılabiliyordu.

Zaten takip eden süreçte bunun AKP’li tabanda yaygın bir anlayış haline gelmiş olduğunu da gördük. Erdoğan’ın bir lafına bakarak; önceden çok efendi, namuslu, okumuş insanlar diyerek çocuklarını teslim ettikleri, kızlarını evlendirmekten çekinmedikleri insanları bir anda hain, terörist, ajan, İslam dışı ilan ettiler. Diyanet İşleri Başkanı ve bazı cami ve tarikat imamları dahi bu tekfir trenine katıldılar. Yıllarca, haklarında “çok eğitimli”, “Türkiye’nin en zeki çocuklarını alıyorlar” dedikleri insanlar hakkında bir anda “soru çaldılar” iftiralarına sarıldılar. AKP’li çevrelerin gasp ettikleri Cemaat müesseseleri ve kurumları karşısında “onların malları, kadınları üzerinize caizdir” diyen yandaş tarikatçılar bile çıktı. Maalesef AKP’li tabandan tüm bu sapkınlıklara karşı tek bir itiraz gelmediği gibi bunların çoğunu hiç düşünmeden sahiplendiler. Hukuksuz bir şekilde el koydukları kurumların önünde “elhamdülillah” diyerek resim çektiren ve bunu sosyal medyada paylaşanları dahi oldu. Bu liste uzayıp gider!

Oysa İslam dini gerçek manada anlaşılabilse ve hayata mâl edilebilse İslami yaşamın özü her türlü ideolojiden ve grup aidiyetinden önde tutularak yaşanırdı ve adalet, hakkaniyet ölçüsü siyasal bir liderin hezeyanlarına feda edilmezdi. Bir Müslümanın çalmanın herhangi bir türünü savunacak noktaya gelmesi ve yukarıda sıraladığım adaletsizlikleri ve hakaretleri irtikâp edecek veya onaylayacak raddeye ulaşması ve görevi başında kendilerine teklif edilen rüşvetleri ellerinin tersiyle ite(bile)n Müslüman devlet memurlarına küfredecek hâle bürünmesi sadece toplum olarak değil, İslami yaşam kalitesi ve anlayışı yönüyle de çöktüğümüzün başka bir göstergesidir.

Şimdilik bu kadarı ile iktifa edip bu mevzuyu kısmetse sonra tekrardan ele almak üzere burada bırakalım.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin