Putin’i beklerken

Putin, Moskova'daki Türk heyetini, Osmanlı imparatorluğunu 11 kez yendiği ve Osmanlı'dan en çok toprak aldığına inandığı imparatoriçe Büyük Catherine heykelinin altında ağırladı!

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Erdoğan ve ekibi tıpış-tıpış Rusya’ya gitti. Eller önde kavuşturulmuş biçimde, Kremlin’de Putin’in önünde, huzura çıkan kapıkulları gibi mahcup ve ezik, öyle beklediler. Hiç mağrur ve onurlu bir duruşları yoktu. Erdoğan da biraz sudan çıkmış balık gibiydi.

Putin, yaramazlık yapan ergen oğlunu disipline eden baba gibi, vücut diliyle kimin sözünün geçtiğini kameralar karşısında tereddütsüz ortaya koydu. Türk heyeti, icazet almaya gittiği belli şekilde, içeride esip gürlemeleriyle çok orantısız bir silik profil çizdi. O fotoğrafta, ellerini apışlarına yakın kavuşturan boynu bükük “devlet yöneticileri” Türkiye’nin bir çöküş ve dağılma döneminde olduğunun resmi olarak arşivlere girdi. Kremlin’in güçlü Çar’ı, yeni Soğuk Savaş’ın Batı karşısındaki yeni diktatörü Putin, KGB eğitiminde almış olduğu eğitim ve uzun yıllar yaptığı istihbarat işinde edinmiş olduğu deneyim doğrultusunda düşmanının zayıf tarafını bularak kuyruğundan yakalama işini iyi biliyor.

Kavruk üçüncü dünya İslamcılarına ve laf ebesi, esip gürleyen Ortadoğu “sert adamlarına” alışkın Putin. Türkiye’nin stratejik öneminin bilincinde! Krizin – şu an için – eskale olmamasının tek bir sebebi var, o da Rusya’nın orta ve uzun dönem çıkarları. Akdeniz’e “bir kısrak başı gibi uzanan” bu memleketin Kremlin dümen suyunda gitmesi, en az Tartus limanı veya Rusya’nın fiilen kontrolü altına aldığı Suriye kadar mühim. Ukrayna, Gürcistan, Türkiye ve Suriye hattı, Rusya’nın son 200 yıllık diplomasi tarihinde ilk kez oluşturabildiği bir güzergâh. Ankara’nın NATO’dan umduğunu bulamayacağını hesap etmiş olmalı, tıpkı satrançta rakibin bir sonraki hamlesini tahmin eden ve oyununu ona göre kuran Rus satranç şampiyonu Anatoliy Yevgenyeviç Karpov gibi!

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Görüşme fazla uzun sürmüyor. Bu görüşmeye “müzakere” demek zor; çünkü Ankara rejimi, sesini yükselttiği hiçbir konuda bir kazanım elde edemiyor. Putin, yapılması gerekenleri dikte ediyor. Ortada tam bir skandal var. Bu dikteyi almak için ta Moskova’ya kadar, Putin’in ayağına giden reis ve tayfası, Suriye’de neden asker bulundurduklarını zaten açıklayamazken, artık o gariban askerlerin neden öldüklerini de tatmin edici şekilde açıklayamayacak. “Şehitler tepesi boş kalmayacak!” hamasetinin nasıl bir iç politika manevrası olduğunu herkes görüyor. Ne acıklı bir tablo bu! Ne büyük bir hezimet!

İmzalanan “şey” bir mutabakat! Mutabık kalınan şeyler, tümüyle Moskova’nın Türkiye’den talep ettiği şeylerin kabul edilmesi! “Madde 1) İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki temas hattı boyunca tüm askeri faaliyetler 6 Mart 2020 tarihinde saat 00:01’den itibaren durdurulacaktır. Madde 2) M4 karayolunun kuzeyinde 6 kilometre ve güneyinde 6 kilometre derinliğinde bir güvenli koridor tesis edilecektir. Güvenli koridorun işleyişine dair ayrıntılı esas ve usuller Türkiye ve Rusya savunma bakanlıkları arasında 7 gün içerisinde kararlaştırılacaktır. Madde 3) Türk-Rus ortak devriyeleri 15 Mart 2020 tarihinde M4 karayolunun Trumba’dan (Serakib’in batısı) Ayn-Al-Havr’a kadar olan kesimi boyunca başlatılacaktır.” Bunların tümü, Rusya’nın istediklerini tümüyle aldığını gösteriyor. Ankara ise kaybettiği askerlerle beraber Suriye macerasını artık ciddi bir hezimetle kapatarak oyun dışı kalıyor. Gelin izah edeyim.

Türkiye İdlib bölgesinde, kendi kontrolünde bir tampon bölge arzuluyordu. Çünkü bu bölgede kendisi tarafından desteklenen cihatçılara bir sığınak oluşturmayı hedefliyordu. Ve kendi toprakları dışında bir tür enklav (sınırları dışında kalan bir bölge) oluşturarak, içeriye “bak biz toprak fethettik!” veya “Rusya’ya ve büyük güçlere karşın vatan toprağına toprak kattık!” gibi seçimlerde gayet iyi kullanılabilecek bir done elde etmek istiyordu. Böylece kuyruğunu bacakları arasına sıkıştırıp, “Şam’da Emevi Camii’nde namaz kılmak” hedefli salakça dış politik maceranın hezimetle sonuçlanmadığı türü bir algı yaratmış olacaktı. Suriye Kürtleri’nin kontrolündeki Kuzey Suriye topraklarında istediği hâkimiyeti kuramadığı ve rezil olduğu gerçeğini böylece kamufle edecekti. İçeride “reis” ve “Halife” pozlarında imaj çalışması yapan, 15 Temmuz “ikinci kurtuluş savaşının komutanı” falan diye yeni devlet kuruluşu provalarına girişen bir megaloman ve otoriter liderin çakma unvanlarına bir de “Suriye fatihi” unvanını ekleyeceklerdi. Tüm bunlar size çok saçma gelebilir belki, ama inanın İslamcı Erdoğancı tayfanın Türkiye’nin âli menfaatleri, güvenlik politikası, dış politikadaki etkinliği veya yumuşak gücü gibi konularla, ta en başından bu yana hiçbir alakası yoktu! Suriye seferi, hava kuvvetleri desteği olmadan ateşe atılan yüzlerce zavallı gariban Mehmetçiğin bir hiç uğruna hayatlarından olmalarıyla sonuçlandı. Yukarıda ifade ettiğim promosyon çalışması ve fanatik cihatçılarla içli dışlı olmuş vıcık-vıcık bir ilişkiler ağı hedefleriyle yola çıkıldı. Kamuoyuna “Türkiye çok güçlü, bakın Rusya’ya bile kafa tutuyor” mesajı verildi.

Putin’in dikte ettiği “mutabakat”, tüm bu yapılanların imaj çalışması boyutu korunabilsin diye kabul edildi. Çünkü başından beri Türk ordusunun Suriye’de amacı belli olmayan bir savaşa gittiği ayan beyan ortadaydı. Yok sığınmacıları engelleyeceklermiş de, yok insani yardımmış da, bunlar tümüyle bahaneydi. Hiç birinin sahada karşılığı yoktu. Zaten sığınmacıların Ankara rejiminin ne kadar umurunda olduğunu Yunanistan sınırında yaşanan daramda gördük! Mültecileri siyasi koz olarak kullanan, Avrupa – özellikle de Yunanistan’a – mesaj veren ve şantaj yapan Türkiye, zannediyor musunuz ki İdlib’teki sivil garibanların dramına tasalanmıştı! Şimdi bu “teslimiyet mutabakatıyla” Rusya’nın Suriye’deki gücü bir kez daha tescil edilmiş oldu. Ve en önemlisi, Suriye yönetiminin (Esad rejiminin) İdlib bölgesine de girip burayı kontrolü altına alacağı kesinleşti. Türkiye’ye 12 kilometre derinliğinde bir yol veriyorlar. Bu yoldan gitmesini, zinhar dışına çıkmamasını dikte ediyorlar. TSK unsurlarının Suriye’den sahayı boşaltıp gidebilmesi için güvenli bir koridor gösteriyorlar. Bu yol üzerinden arkalarına dahi bakmadan Türkiye’ye geri döneceklerini tescilli olarak, uluslararası hukuk metniyle Erdoğan rejiminin kafasına Moskova’da, Kremlin Sarayı’nda kakıyorlar!

Şimdi! “Madem bu paçoz onur kırıcı mutabakata fit olacaktınız, neden onca askeri Suriye’ye soktunuz, yüzlercesinin ölmesine neden oldunuz?” diye sormayalım mı? Neden hayatından oldu on askerler? Onların o operasyonda elde edecekleri bu imzalanan metindeki maddeler miydi? Bunu kimse sormasın mı? 12 Kilometre derinliğinde bir koridordan pılını pırtısını toplayıp dönecektiyse madem TSK güçleri, oraya en başında neden gönderildiler?

Bu üç maddelik mutabakat, Türkiye’nin bugüne kadar imzalamış olduğu tüm siyasal bağıtlar içinde en onur kırıcı, en gayrı ciddi, en teslimiyetçi, en zavallı olanıdır! Misak-ı Milli’ye, Lausanne Antlaşması’na, Montreux Antlaşması’na falan burun kıvıran paçoz varoş İslamcıları, bu Moskova hezimetine bakalım nasıl methiyeler düzecek! Vakanüvis ve ibiş tarihçiler, akademisyenler, köşe yazarları, diplomasi uzmanları, haydi iş başına!

Şimdi bu dış politika ve güvenlik politikaları boyutu sonrasında, gelelim bu hezimetin iç siyaset boyutunda ele alınmasına. Avrasyacılar ile bir güç mücadelesi başladığı görülse de, ana istikametler bakımından Türkiye rejiminin Avrasyacı-Rusya’cı yöneliminin bir süre daha devam edeceği anlaşılıyor. Oda TV operasyonu, İlker Başbuğ ile olan gerginlik, Ergenekoncularla atışma emareleri gibi gelişmeler, Erdoğan’ın istediği yönde gelişmiyor. Avrasyacı derin yapılar heyecanlanmadan ve rasyonalitelerini yitirmeden, ağırdan hareket ediyor. Büyük resmi görüyorlar ve Erdoğan’ın provokasyonlarına şimdilik gelmiyor gibi görünüyorlar. Bu krizde en büyük taktiksel başarıları, Türkiye’nin NATO istikametine yeniden radikal biçimde dönmemiş olması. Rusya ile beklenen çatışma olmadı. Erdoğan’a bahane de kalmadı. Rusya Suriye’de sahayı iyi kontrol etti. İstediği gibi Türkleri manipüle ederek, onları önce Suriye’de irrasyonel bir pozisyona itti, sonra da tasmayı yeniden gererek Erdoğan rejimine İdlib’de kalıcı olmadıklarını, onları aşağılayarak gösterdi. Putin’in önünde Çar’ın elini öpmek için sıraya girmiş reis hazretlerine, bakanlara, müsteşarlara, Rusya Federasyonu’na bağlı uydu devletlerin yöneticilerine uygulanan prosedürler çerçevesinde bir muamele uygulandı. İçeride Avrasyacı odaklar, Putin’in ayağına giden Erdoğan’ın kendileriyle kolay başa çıkamayacağını gayet iyi biliyor. Suça batmış, yolsuzlukların ve çürümenin müsebbibi İslamcı Erdoğancı çevre, sadece iktidarını korumak istiyor. Bu uğurda öpmeyecekleri el yok.

Bu olan bitenlerden sonra hala uyanmayan bir toplum göreceksiniz – sakın şaşırmayın. Yarın bir gün içerideki Oda TV gazetecileri de çıkartılır. Erdoğan içeride mülayim moda geri döner. Arada beraberce “FETÖ’cülere” çakarlar, Kürtlerle “ilgilenirler”, birkaç zavallı hasta insanın pasaport almasına falan engel olurlar. Sonra da kendilerini birleştiren bu “15 Temmuz lütfuna” ve iç ve dış düşmanlara şükrederler. Herkes kendi tabanına mesajlarını verir ve onları mutlu etmenin bir yolunu bulur. Ölen gariban askerler falan tez unutulur! Bu iş Türkiye’de gelir seviyesi beş bin doların da altına inene dek devam eder. Zira Türkiye insanı ancak midesinin sesini dinler. Vicdanının değil!

1 YORUM

  1. Çok acı gerçeklerden bahsetmissiniz.
    Içim yandı. Herkes istese de istemese de mukadder akıbeti yaşayacak.
    Ali ÜNAL beyin ifade ettiği gibi uçuruma doğru giden bir ülkenin varligina6ister istemez sahip
    olacağız.
    Herkes yanlışının sonucuna katlanacak.
    Ne diyelim Allah akibetimizi hayretsin.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin