Pusuda bekleyen bir ‘virüs’ daha var!

YORUM | ADEM YAVUZ ARSLAN 

Gelin zor bir soruyla başlayalım; 

Sizce ‘15 Temmuz’da bu ülkenin başına çorap örenler’ şimdi ne yapıyordur?

Ne güzel her şey planladığımız gibi gitti’ deyip ‘Allah’ın lütfu’nun nimetlerini mi topluyorlardır.

Yoksa altın vuruş hazırlığı mı yapıyorlardır? 

Ne demek istediğimi herkesin anlayabileceği kadar basitlikte anlatamaya çalışacağım. 

Malum olduğu üzere gündemimiz Koronavirüs. 

Sadece bizim değil tüm dünyanın gündemi bu salgın ve projeksiyonlar hiç parlak değil.

Kriz başladığından bu yana düzenli olarak ekran başına geçip bilgilendirmeler yapan ABD Başkanı Donald Trump 1 Haziran’dan önce ‘normalleşme’ olmayacağını , 100 ile 200 bin arasında ölümle bu salgını atlatabilirsek kendilerini başarılı sayacaklarını söyledi.

Dile kolay; 200 bin kişinin ölmesinden bahsediyoruz. Üstelik bu dünyanın en zengin, en gelişmiş ülkesinde beklenen tablo. 

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Türkiye gibi ülkelerde neler olabileceğini tahmin etmek mümkün değil.

Çünkü yoğun bir sansür var. Erdoğan rejimi hem gerçekleri saklıyor hem de atılması gereken adımları atmıyor. 

Onun yerine din sömürüsü, vatan millet edebiyatı ile tribünlere oynamayı tercih ediyor. Nihayetinde herkes devletten yardım beklerken o halkı devlete sahip çıkmaya çağırdı.

Bu aynı zamanda acziyetin ve krizin yönetilemediğinin itirafından başka bir şey değil.

Salgın başladığından bu yana aynı şeyi söylüyorum; bu tip afetlerde düzgün planlama yapmaz, önceden tüm senaryolara göre hazırlıklarınızı yapmazsanız cesetlerinizi bile gömemezsiniz

Nitekim Türkiye hızlı o noktaya doğru koşar adım gidiyor.

İşte bu noktada çok hassas bir konu var; Cezaevleri. 

Malum olduğu üzere Türkiye cezaevleri kapasitesinin yaklaşık 3 katı mahkum barındırıyor. Normalde 115 bin olması gereken tutuklu-hükümlü sayısı yaklaşık 300 bin. 

Bırakın salgını, normal zamanlarda bile cezaevlerinde hijyen sağlanamıyor, sağlık hizmetleri düzgün verilemiyor. Mesela bugün hastalanırsanız revire ve nihayetinde hastaneye ulaştırılmanız günler alıyor.

Cezaevleri için Koronavirüs büyük risk. 

Hem de öyle böyle değil. Bir gardiyan yada cezaevi görevlisinin hastalanması bile tüm cezaevinin enfekte olması demek. Tek bir ankesörlü telefondan binlerce tutuklu-hükümlünün hastalanması mümkün.

Böyle bir durumda toplu ölümlerin önünü almak mümkün değil. Nitekim dünyanın dört bir yanında hükümetler cezaevlerini boşaltıyor.

Amerika’dan Afganistan’a, Almanya’dan İran’a tüm ülkeler tahliyeler yaptı. Her gün bu rakamlar artıyor. Mesela son olarak Mısır siyasi tutukluları tahliye etti.

Erdoğan’ın her fırsatta yüklendiği ‘darbeci’ Sisi bile siyasi tutukluları virus riskine karşı tahliye etti. İran dahi siyasi tutukluları evine yolladı

Peki Türkiye cezaevlerinde durum nasıl? 

Malesef hiç parlak değil. Hükümetin gündeminde bir tahliye çalışması var ancak sadece hırsızları, katilleri ve hortumcuları kapsıyor.

AKP-MHP ittifakı gerçek suçlulara tahliye kapısı aralarken gazetecilere, akademisyenlere, ev hanımlarına , üniversite öğrencilerine ‘cezaevinde ölün’ diyor

Şu an TBMM gündeminde yasal düzenleme var ve yüzbinlerce hatta milyonlarca insanın gözü kulağı meclisten gelecek haberde. 

Günlerdir sosyal medyada yapılan kampanyaları görüyorsunuz. Her gün milyonu aşan tweetler atılıyor, binlerce video yayınlanıyor. 

Kampanyaya katılımların çeşitliliğine bakıldığında solcusuyla, sağcısıyla , Cemaatçisiyle liberaliyle herkesimin bu hassasiyeti taşıdığı, çözüm için çırpındığı görülüyor. 

İşte bu nokta da girişte sorduğum soruya ve sadede geleyim. 

Yüzbinlerce insanın hayatı tehlike altında ve doğal olarak milyonlarca insanın yüreği ağzında. Tutuklu yakınlarının ve konuya duyarlı kişilerin tek yapabildiği şey sosyal medyadan sesini duyurmak, siyasilere taleplerini aktarmak.

Hassasiyetin bu kadar yüksek olduğu dönemler psikolojik harp uzmanlarının arayıpta bulamadığı zamanlardır.

Böyle durumlarda akla hayale gelmedik dedikodular ‘çok sağlam bir kaynaktan edindiğime göre’ diye dolaşıma sokulur. ‘Felaket senaryoları’ virüsten bile hızlı yayılır.

Sonuç olarak zaten yüksek olan hassasiyet üzerinden bir operasyon çekilmek istenir.

Türkiye tarihi bu tür psikolojik harp operasyonları ile dolu. Nitekim daha önce cezaevlerinde benzeri bir provokasyon yapmak istediler. Neyse ki aklı selim birileri konudan haberdar olup kumpası boşa çıkardı. 

Özetle demem o ki, 15 Temmuz’u bu milletin başına bela edenlerin kenara çekilip gelişmeleri sadece izlediklerini sanmak saflıktan başka bir şey değil.

Virüs salgını nedeniyle oluşan hassasiyeti istismar edip yeni kumpasları planlıyorlarsa bu kimseyi şaşırtmamalı. Esas şaşılacak şey bunların ortaya attığı her cümlenin peşine koşup sağda solda ‘analiz’ kasanların çokluğu. 

Son günlerde whatsapp gruplarında, sosyal medyada yada kaynağı belirsiz ‘Ankara’dan çok üst düzey bir kaynaktan duydum’ diye başlayan senaryolar aldı başını gitti.

Anlatılan senaryoları, kulis adı altında kar suyu kaçırma teşebbüslerini ‘bu tip puslu havalarda normal’ diye görmemek lazım. 

Eğer çiğnemeniz için ağzınıza verilen sakızı nasıl çiğneyeceğinizi tartışmaya başlarsanız tuzağa düşmüş olursunuz

Siz cezaevlerindeki 300 bin insanın hayatını kurtarmaya çalışırken birileri de bu fırsattan istifade ‘kirli ajandalarını’ uygulama peşinde olabilir.

Aman dikkat!

2 YORUMLAR

  1. Ağzınız sağlık…
    Yazdığınız bu konu, pimi çekilmiş bir bomba gibi.
    Hakkında yazılacak onlarca makaleyi hak ediyor.
    Öyle uzmanlaştılar ki, Sülün Osmanlar artık üniversite rektörlerini, profesörlerini dolandırabiliyor.
    Maalesef bizim arkadaşlarımız da provokasyonlara kanabiliyor.
    İnandığımız haber siteleri dahi, başkalarının yayınlarından aldıkları saçma-sapan haberleri yayınlıyor, sonra özür dileme gereği bile hissetmiyorlar; kimse de çıkıp, “böyle hatalar olabilir ama hiç olmazsa özür dilensin” demiyor.
    Biri: “Efendimiz (SAV) “bu virüsün tedavisi sumakla olur” dedi” diyor, binlercesi inanıp yayıyor. “Rüyamda mübarek bir zat: “Rabbimiz, insanların dualarında sadece musibetin kalkması talebinden memnun değil, yaptıklarıdan tevbe etmesini istiyor” diyen birine inanıyor ve mesajını yayıyoruz.
    İnsanlar iyilik olsun, başkalarının da haberi olsun diye yayıyor.
    Bunun temelini Mevlana’dan Einstein’a yüzlerce insanın hiç söylemediği sözü söyletterek attılar. Sonra mübarek gün ve geceler hakkındaki mevzu hadisleri yaydılar. Kamuoyunu bugünlere hazırladılar. Aynen dediğiniz gibi, yarınlar için kim bilir neler hazırlıyorlar!
    Birileri çıkıp “mesaj okuma ve anlama kılavuzu” mu çıkarsa acaba?

  2. “Kampanyaya katılımların çeşitliliğine bakıldığında solcusuyla, sağcısıyla , Cemaatçisiyle liberaliyle herkesimin bu hassasiyeti taşıdığı, çözüm için çırpındığı görülüyor.”

    Adem bey bu cümle içinde cemaatçi ibaresini hizmet hareketi mensupları için kullandı iseniz iftira atmış olursunuz. Süt satana sütçü, elma satana elmacı dendiği gibi cemaatini satana cemaatçi denmesi gerekir. En baştada itirafçılara cemaatçi denmesi gerekir.
    Onun için bütün hizmet hareketi mensuplarını cemaatçi kelimesi ile anmayın. Cemaat mensupları veya hizmet gönüllüleri gibi anın bizi. Sizi severek okuyoruz Tr de.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin