Pasaport

YORUM | PROF. MEHMET EFE ÇAMAN

Bir devlet düşünün, vatandaşına yasadışı yollarla “hizmet pasaportu” veriyor. Ve onları yurtdışına kaçırıyor. Hizmet pasaportu, devlet görevi ya da resmi görevle yurtdışına çıkacak kamu personeline veriliyor. Örneğin bir üniversite asistanı, yüksek lisans yapmak için çalıştığı üniversite tarafından yurtdışındaki üniversitesine gönderilirken bu pasaportu almaya hak kazanıyor. Ya da bir bakanlık temsilcisi orta kademe bir memur, ülke dışındaki bir toplantıya gidebilmek için kendisine gri hizmet pasaportu veriliyor. Burada kamu hizmetinde bulunmak, ya da ülkenin çıkarları için yurtdışında profesyonel bir faaliyette bulunmak esas. Yasadışı yollardan bu pasaportun temini kolay değil.

Öncelikle, bir kamu kurumu adına bu pasaport için müracaat edilmesi gerekiyor. İçişleri Bakanlığı bu başvuruyu değerlendiriyor. Rutin bir denetleme, güvenlik soruşturması, eksiksiz belge olmaması, yurtdışı görevinin somut belgelerle ortaya konması gibi birçok ölçüt söz konusu. Gri pasaport ya da hizmet pasaportu, başta AB ülkeleri olmak üzere vizesiz seyahati mümkün kıldığı için, her önüne gelene gri pasaport düzenlenmiyor. Burada söz konusu olan, Türkiye devletinin prestiji ve uluslararası tanınırlığı. Türkiye, yurtdışına gönderdiği kamu görevlisinin gidişinden ve ülkeye geri dönüşünden sorumludur.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Geçtiğimiz günlerde bir gri pasaport skandalı patladı. Malatya ve Elazığ gibi belediyelerin ücret karşılığı vatandaşlara gri pasaport çıkarttığı ve bu insanların AB ülkelerine vizesiz geçişinin sağlandığı ortaya çıktı. Korkunç bir organize suç örneği! Bu tabi ortaya çıkan vakalar. Buzdağının su yüzeyinin altında kalan kısmı kim bilir ne büyüklükte! Bu yol belli ki bir sektör halini almış. Belediyeler bir suç şebekesine dönüşmüş, ülkeden bir yolunu bularak kaçıp, düzgün bir ülkeye kapağı atmak için hayal kuran vasıfsız insanlara umut kapısı olmuş. İşin içinde salt belediyeler mi var sanıyorsunuz? Böylesi bir organize suç şebekesi, İçişleri’nde şebeke kurmadan bu çapta bir yolsuzluğu kotaramaz. Mutlaka devletin daha üst makamlarında bu şebekelerle ağ oluşturmuş birimler ve kamu görevlileri vardır. Yani patlayan bu skandal devletin ne hale geldiğini göstermesi bakımından çok önemli!

Devlette türeyen bu suç şebekesine para verip gri hizmet pasaportu edinen ve Almanya’ya giden, şu an da orada yasadışı olarak – oturum izni olmaksızın – ikamet eden bir vatandaş Habertürk Gazetesi’nden Sevilay Yılman’a konuşmuş. Adı H. B. olan bu vatandaş, bildiklerini anlatıyor. Olan ne? Belediye Almanya’ya gitmeleri için H. B.’ye hizmet pasaportu çıkartıyor. H. B. doğru soluğu Almanya’da alıyor. Dediği şu: “Burada (Almanya’da) her şey var. Orada iş yoktu, güç yoktu. Açtım yahu!”. İşin bir rayici var tabi. Az buz değil; tarife 6,000 avrodan başlıyor. Devam ediyor: “20,000 avro veren kek de var. Benden de önce 10,000 istediler. Dedim benim hepi topu 6,000 avrom var. Başka da verecek param yok. Eli mahkûm, kabul ettiler.” Devam ediyor: “Nüfus cüzdanınla parayı getir, gerisini bize bırak dediler. Öyle de oldu. Parayı götürdüm söyledikleri emanetçi adrese. 15 gün sonra gri pasaport elimdeydi.” H. B. kime götürüyor parayı? Resmi yerel yönetim görevini ifa eden, yani kamu görevi yapan bir devlet birimine!

Kamuoyuna 45-50 kişi gibi yansıdı, ama mesele öyle küçük ölçekli bir yolsuzluk değil. Onlarca belediye ve belki başka devlet kurumları da bu suç şebekesine dâhil, ya da en azından benzer metotlarla insan kaçakçılığı yapıyorlar. H. B. diyor ki: “Sırf bizim Bingöl’den benim tanıdığım, burada hala görüştüğüm 150 kişi var. 2019-2020 yılları arasında Bingöl’den en az 450-500 kişi böyle çıkarıldı. Bu işin merkezi de Bingöl’dür. Siz oraya iyice bir bakın bence.” Yıllardır devam eden, yüksek kâr marjlı, gayet organize, adeta “kurumsallaşmış” bir örgütten bahsediyoruz.

Vatandaşları istedikleri AB ülkesine götürüyorlar. Oraya varınca ellerinden gri hizmet pasaportlarını alıyorlar. Muhtemelen bunun iki nedeni var. Birincisi, elinde hiçbir kimlik belgesi olmayan vatandaş, bulunduğu Avrupa ülkesine siyasal sığınma başvurusu yapabiliyor. Belki bu başvuruya hukuksal zemin oluşturacak sentetik veya fabrikasyon “belgeleri” de üretip kendilerine veren başka yan şebekeler var. Pasaportların ellerinden alınmasının ikinci muhtemel nedeni, pasaport çıkartan belediye şebekesinin foyasının meydana çıkmasını engellemek olmalı. Haliyle, pasaport geri verilince, Türkiye’de bir sorun yaşanmasının da önüne geçiliyor. H. B. gelenlerin iltica etmediğini, kaçak yaşadıklarını söylüyor. Buna gerekçe olarak da, gri pasaportla Almanya’ya gelmelerinin iltica etmelerine engel oluşturduğunu ileri sürüyor. Oysa bu çok doğru değil. Dediğim gibi, pasaportların ellerinden alınmasından sonra Almanya’nın bu vatandaşların nasıl bir pasaportla ülkeye girdiklerini öğrenmesi kolay değil. Başka bir AB ülkesinden giriş yapıp, sınır kontrolü olmayan Avrupa’da pekâlâ istedikleri başka bir hedef ülkeye geçiş yapabilir, orada iltica edebilirler. Kaldı ki gri pasaportlu olup iltica eden binlerce Türkiye vatandaşı var son 5 yıldır. Hatta gri pasaport nedir ki, 15 Temmuz sonrasında yeşil hususi pasaportla ya da diplomatik pasaportla yurtdışında bulunurken iltica eden yüzlerce asker, yargıç, polis, diplomat, akademisyen vs. söz konusu. Kaldı ki iltica etmeyip kaçak olarak bulundukları ülkede kalsalar bile, bu işlenen organize suçu hafifletmiyor.

Adına Türkiye Cumhuriyeti denen ve fiilen anayasasız yönetilen bu “devlet”, diğer taraftan 2016’dan bu yana yüz binlerce geçerli pasaportu uyduruk gerekçelerle, kendi yasalarını ihlal ederek iptal etti. Sadece hukuksuzca fişlediği insanların değil, onların eşlerinin ve çocuklarının da pasaportları iptal edildi. Dahası bu kanunsuzluğa İnterpol’ü de alet etmeye kalktılar. Fakat İnterpol, Türkiye’nin uygulamalarının hayatın olağan akışına olan uygunsuzluğunu tespit ettikten sonra fiilen Türkiye’nin tek taraflı kanunsuz pasaport iptallerini dikkate almamaya başladı. Dahası, dünyadaki belli başlı tüm hukuk devletleri, Türk rejiminin bu uygulamasını görmezden geldi, iptal edilmiş pasaportları geçerli seyahat belgesi olarak tanımaya devam etti. Doğrusu da buydu zaten.

Kapalı kapılar ardında tüm hukuk devletlerinde Türkiye’nin bir sivil darbe sonucu kendi anayasal düzeninden ve hukukundan koptuğu biliniyor. İran veya Çin gibi rejim muhaliflerini takibat altına alan ceberut devletler için uygulanan prosedürler, artık bir zamanların AB tam üye adayı Türkiye için uygulanıyor.

Bu arada yüz binlerce Türkiye vatandaşının, uyduruk fabrikasyon nedenlerle seyahat özgürlükleri kısıtlanıyor. KHK’lıların, hatta mahkemede beraat eden tutukluların yeni pasaport başvuruları cevapsız bırakılıyor. Var olan pasaportlarını tek taraflı iptaller nedeniyle kullanamıyorlar. Resmen insanlar Türkiye’de açlığa ve sefalete mahkûm edilmiş durumdalar. Ve bu oluşturulan baskı ve zulüm cehenneminden kurtulamasınlar diye, mağdur insanların yurtdışına çıkışları engelleniyor. On binlerce insan bu nedenle Meriç ve Ege üzerinden Yunanistan’a kaçmak zorunda kaldı.

Şimdi karşımızda bunları yapan sefil bir rejimin yolsuz birimleri, insanlara yasadışı yollarla pasaport satıyor. Eski Doğu Bloku’nun komünist totaliter rejimlerinden kaçmaya çalışan insanlar gibi, bugün Türkiye vatandaşı olan insanlar gerek siyasi, gerekse ekonomik nedenlerle Türkiye denen açık hava hapishanesinden bir yolunu bulup kaçmaya çalışıyor.

Son yıllarda Türkiye’den kitlesel boyutlarda bir yabancı sermaye çıkışı gözlemlendi. Yerli sermayenin de yatırımları üzerinden başka ülkelerin vatandaşlığını elde edip, birikimlerini bu ülkelerin finansal kuruluşlarına aktarma ve bu yolla güvence altına alma eğilimi söz konusu. İyi eğitimli çok yüksek rakamlarda bir kitle de son 5 yılda ülkeyi terk ederek Batılı ülkelere yerleşti. Türkiye’nin Batı’da geniş bir akademik ve profesyonel diasporası oluştu. Bu insanları ülkeden çıkmaya zorlayan koşulların tümü, hukuk devletinin ortadan kalkmasıyla ilgili. Mülkiyet haklarından akademik özgürlüklere, geçim sıkıntısından yaşanan korkunç hak ihlallerine, geniş perdede bir olumsuzluklar silsilesi, tümüyle bu hukuksuzluk ortamından kaynaklanıyor. Hizmet pasaportu düzenleyen organize suç çetesinin de ortaya çıkmasının koşullarını temelde bu adaletten kopuş hazırladı.

Muhtemelen bu usulsüz pasaport düzenleme ve yurtdışına adam kaçırma skandalından sonra AB başta, tüm medeni dünya Türkiye’nin diplomatik, hususi ve hizmet pasaportlarının vizeden muaf seyahat haklarını kısıtlayacaktır. Dahası, Türkiye vatandaşlarına uygulanan vize rejimlerini daha da sıkı hale getirecek, Türkiye’den seyahati daha da kısıtlayacaktır. 

Devletin adi bir çeteye dönüştüğü, hukuktan kopuk bir bürokrasinin vatandaşına zulmettiği ve daha da acısı, bu ortamı kendi ceplerini doldurmak için kullanan kamu görevlisi organize suç çetelerinin türediği bir kabile devleti, bir muz cumhuriyetidir, Türkiye! Kopenhag Kriterlerinden, vizesiz seyahat aşamasından ve AB üyeliği yolunda ilerleme hamlelerinden, vatandaşına bir taraftan hukuksuzca pasaport zulmü yaşatan, diğer taraftan ise el altından usulsüz pasaport dağıtıp ganimet elde eden bir diktatörlük!

Yolsuzluğa ve suça batmış bir grup İslamcı, içeride dünya liderliği, reis, güç, Osmanlı, İslam, halifelik, iman, Mavi Vatan, uzay üssü, yerli araba, vatan-millet-Sakarya masalları pompalarken, dışarıda rezil-i rüsva ve kepaze oldular! Ülkeyi ve insanlarını ne hallere düşürdüler!

1 YORUM

  1. Bir tiyatro oyunu vardı, “Uyarca”; meydan çapulcular kalınca neler oluyor. Kabile devletinin bile bir onuru, bir töresi vardır. Bunlar yağmacılar.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin