Paris’in tangosu

KENT YAZILARI | ALPER ENDER FIRAT

Paris’te 42 yıl sonra yeni bir gökdelen inşaatının yapılmasına müsaade edilmesi 2015 yılında uluslararası haber ajanslarına konu olmuştu. Şehrin belediye meclisinin aldığı izin kararına Paris’in sosyalist belediyesi, bu binaya yapılacak çocuk bakım ve kültür merkezi karşılığında itiraz etmekten vazgeçmişti. Gökdelen izni gerçekten de haber ajanslarına konu olacak nitelikteydi çünkü, hepi topu birkaç gökdelene sahip bu şehirde en son gökdelen 1973 senesinde hizmete açılmıştı.

Ancak bu gökdelen de Paris denince aklımıza gelen o tarihi bölgede değildi. Yani Paris’in siluetini, kimliğini, rengini bozmayacaktı.

İstanbul boğazının her tarafında, silueti ve İstanbul kimliğini perişan eden gökdelenlerin fotoğraflarını gördükçe hep bu haber aklıma gelir.

Parisliler neden gökdelen ve inşaattan kazanacakları büyük paralara burun bükerler. Mesela Eyfel Kulesi manzaralı, kente hakim bölgelere gökdelenler yapsalar buralardan çok büyük paralar kazanamazlar mı? Paris gibi bütün dünyanın en popüler kentlerinden birinde yapılacak imar değişiklikleriyle kim bilir ne büyük kazançlar elde ederler.

Birilerinin Fransızlara rant üzerinden zenginleşmeyi, kısa sürede çok kolay paralar kazanmayı öğretmesi gerekiyor. Biraz Türkleri örnek alsalar, hiçbir üretim yapmadan, imar planlarında sürekli oynamalarla kısa sürede zenginliklerine zenginlik katabilirler. 

Ama yapmayı akıl etmiyorlar. Kim bilir belki siyaseti kişisel zenginleşme aracı olarak kullanmayı bir ahlaksızlık olarak görüyorlar ya da kamuoyu siyasetin kişisel zenginleşme aracı olması konusunda çok hassas davranıyordur. Ya da kentin kültürel değerlerinin kimliksiz binalarla dejenere olmasını istemiyor olabilirler. Onlar için Paris’in Fransız Kültürüne yaptığı katkı para kazanmaktan çok daha kritik bir öneme sahiptir kim bilir.

Belki Paris’in şehir kimliği şehri yönetenlerin imar planlarında değişiklik yapmaya cesaret edemeyeceği kadar güçlüdür. Belki Paris’in Frankafon medeniyetine katkısı öylesine hayatidir ki bu önem parayla ölçülemeyecek kadar kıymetlidir. Kim bilir belki de Paris’in kent kimliğinin onlara getirisi gökdelen getirisinden kat be kat fazladır.  

Oysa bugünkü Paris’in yüz elli yıllık bir geçmişi var. Baron Haussmann’ın ‘Seine’ valiliği zamanında kent adeta yıkılıp yeniden inşa edildi. Haussmann, 1853 yılında 3. Napolyon tarafından, kendisinin şehircilik projelerini gerçekleştirmek için göreve getirilmişti. Koltuğa oturduktan sonra eski şehirdeki neredeyse her şeyi yıktırmış, şehrin alt yapısını, kanalizasyon şebekesini, metro ağlarını yeniden çizdirmiş, modern anlayışla kenti kurgulamıştı.

Şehri yönetim açısından yirmi bölgeye ayırmış, aynı stilde binalar, geniş meydanlar, küçük parklarla çevrili geniş sokaklar yapılmasını sağlamış, ve kentin mimarisinde bir düzen sağlamıştı. Günümüzde Paris’te bulunan pek çok ünlü cadde-bulvar ve yeşil alan bu dönemde yapıldı.  

Haussmann Orta Çağ Paris’inin üzerinden deyim yerindeyse buldozerlerle geçmiş şehri dümdüz bir arsa olarak yeniden biçimlendirmişti. Kentin geçmişine böyle bir muamelede bulunmak bence korkunç bir şeydi. Zaten bu kentsel dönüşüm kendi döneminde pek çok tartışma neden olmuş. Ancak bütün sıkıntı ve tartışmaya rağmen başarılı olmuş modern şehirleşmenin sembolü haline gelmişti. Öyle ki bundan sonra özellikle Batılı olmayan şehirler için Paris, bir rol model haline geldi. Şehirleri, güzelleştirmek için oralarından buralarından çekiştirmeye, yıkılarak Paris’e benzetilmeye çabaladılar. Yeni Paris’in şehir merkezine hakim olan apartman kültürü büyük bir itibar konusu haline geldi ve apartmanda oturmak büyük bir ayrıcalıkmış gibi benimsendi.

Mesela Menderes döneminde, Tarihi Sur içindeki Fatih, Laleli, Samatya gibi eski İstanbul semtlerinin tamamen yıkılması ve buraların apartman imarına açılması, Millet ve Vatan gibi caddelerinin açılması Paris’in taklidinden başka bir şey değildi. Suriçi’nde yapılanlar Paris’teki gibi başka bir şeye evrilemediği için de şehri geçmişinden koparan ama geleceğe de taşıyamayan kadük bir kimliksizlik olarak kaldı.

Bence Haussmann’ın Orta Çağ kentinin üzerinden geçen uygulamaları korkunç bir şeydi ve kentin geçmiş birikimi tamamen yok edilmişti. Ancak Paris bu yeni şehirde beğenseniz de beğenmeseniz de yeniden bir kültür ve medeniyet üretmeyi başardı.

Şimdi kentte yapılacak herhangi bir şey uluslararası haber ajanslarına konu oluyor.

İstanbul’da Menderes dönemindeki tarihsel katliam bugün çok çok daha ötelere taşındı. Dünyanın en güzel coğrafyaların birine kurulu ve dünyanın en önemli medeniyet havzalarından birine betonu musallat ettiler ve kent kimliği diye hiçbir şey bırakmadılar. Oysa bu şehir Ortadoğu’nun, Balkanların, Kafkasların en önemli değer üretim merkeziydi. Binlerce yıllık kenti 20-30 yıllık Dubai’nin kötü bir kopyasına dönüştürdüler.

Bütün sloganik lafların aksine Osmanlı’nın ürettiği bütün değerleri hunharca tüketip katlediyorlar. Onun ortaya çıkardığı medeniyetin üzerine hiçbir tereddüt göstermeden beton döküyorlar.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin