Osmanlı’nın parçalanması bitmedi!

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

Bulduğum yazıyı okumaya çalışıyorum, bir o kadar yöneticilerden açıklama dinliyorum ama Türkiye’nin Suriye’ye niye girdiğini ve ne yapmaya çalıştığını tam olarak anlayamıyorum. Esed Rejimi’nin toprak bütünlüğünü koruması için oradaki Kürtleri mi korkutup rejimle ittifak yapmaya mı zorluyoruz; Kürtlere haddini mi bildiriyoruz; yoksa yıllarca silahlandırıp, istihbarat servislerinin kontrolüne verdiğimiz IŞİD gibi örgütlere sahip mi çıkıyoruz. Ya da trollerin tabanı gazladığı gibi Emevi Camiinde Cuma kılmaya mı çıktık?

Suriye’ye girmemiz ABD’nin mi işine yarıyor yoksa Rusya’nın mı? Kürtler mi bizden korkacak Esed Rejimi mi? Daha da önemlisi bize ne faydası olacak? Hiçbir şeyin öngörülemediği karmakarışık bir bataklığa sürüklediler Türkiye’yi.  Yola çıkarken iki adım sonrasını hesap edemeyen, acziyet abidesi hükümetin ne yapmaya çalıştığını kimse bilmiyor.

Bu kadar kötü bir karar ancak kast-ı mahsusa ile alınır diye düşünmüyor değilim. Yoksa yüz yıl sonra Osmanlı’nın parçalanma işinin tamamlanması çalışmaları mı var?

1900’lü yılların başından itibaren Osmanlı’yı oluşturan temel sac ayakları bir bir bünyeden atıldı. Bilindiği gibi Osmanlı bu coğrafyada yaşayan kavimler, ırklar, dinler ve inançların oluşturduğu bir devlet olarak varlığını sürdürmekteydi. Gayrı müslim olmalarına rağmen Ermeniler ve Rumlar devletin en önemli unsurlarından ikisini teşkil ediyordu.

Bu birlikten Ermenileri kırıp döküp yok edip uzaklaştırdılar, sonra da Rumları Anadolu’dan kazıdılar. Bu topraklarda bin yıl beraber yaşadığımız bu iki kavimle aramıza Çin Seddinden çok daha yüksek duvarlar örüldü. Bütün bunları vatan, millet, bayrak üçgenini kullanarak yaptılar. Devletin Ermeniler ve Rumlar konusunda hiç yorulmadan düşmanlık tezlerine sarılmasını bu gözle bir daha okumakta fayda var.

Bunun yanlışlığını, o yanlışlardan sonra bugün Osmanlı’nın yeniden ortaya çıkartılma gayretlerindeki saçmalığı anlatmaya uğraşıyorum. Osmanlı’nın yıkılma konusundaki defterin henüz kapanmamış olduğunu söylemeye çalışıyorum. Geriye kalan Kürtler kopartılıncaya kadar da bu defterin açık kalacağını söylemek yanlış olmaz. Üstelik bunu yine vatan-millet-bayrak sloganlarıyla yapıyorlar. Bu birliktelik Kürtlerin yoğun çabalarıyla ayakta duruyor. Devlet gücünü kullanan bir şebeke Kürtlerin Türklerle olan bütün duygusal bağlarını yok etmeye ant içmişçesine onlara saldırıyor.

Diğer yandan da orduyu talan ediyor. Hatırlayacaksınız yüz yıl önce Osmanlı parçalanırken ordu, paşaların kişisel siyasi hesaplarıyla perişan edilmişti. Tam yüzyıl sonra bugün de farklı bir şekilde ordu perişan edilmiş durumda.

15 Temmuz tiyatrosu bahane edilerek, Suriye ve Ortadoğu bataklığına girmeye karşı çıkan ne kadar subay varsa tutuklanıp ordudan atıldı, bu da yetmez gibi sahada bizzat çatışan, savaşan subaylar ülkeye döner dönmez ahmakça suçlamalarla hapse atılıyor.

En son dün şehit olan üstteğmen Çelebi Bozbıyık da 16 Temmuz’da gözaltına alınmış, ters kelepçeli olarak günlerce nezarette kalmış, vatan haini ilan edilmişti. Soruşturması devam ederken Suriye’de şehit olduğu haberi geldi. Bütün Türk ordusunun böylesi bir süreçten geçtiğini bilmek için müneccim olmaya gerek yok. Ordu, ülkesi için canını veren hainlerle(!) dolu. Onların hakkıyla savaşmasına da müsaade etmiyorlar. Dağıtılmış, talan edilmiş, hapsedilmiş savaştırılmayan bir ordu var karşımızda. Sahada ordusu mağlup olan bir ülkenin nereye döneceğini kimse kestiremez, ama kesinlikle iyi bir yere dönmeyeceğini de bilmekte fayda var!

Ailesi ve kendisi iliklerine kadar suça bulaşmış Recep T. Erdoğan’ın iş bilmezliğinde ülke bilinmeyen bir ufka doğru hızla hareket ederken millet de oyları ve kamuoyu desteğiyle bu karanlık sürece destek veriyor. Yani anlayacağınız maç bittiğinde ödenecek diyet için kimsenin söyleyecek bir sözü yok.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin