Ortalık yine karışık, birini asacaklar!

YORUM | TARIK TOROS

Türk siyasi hayatında dört parti kalmış, HDP oyundan atılmıştır.

Vardır ama yoktur.

Sıradaki ilk seçime girmesinin engelleneceği açıktır.

Oyu yüzde 10’un altına düşerse buna gerek kalmayacak tabi.

Dört parti:

AKP, CHP, MHP ve İYİ Parti’dir.

Babacan ve Davutoğlu, henüz kulvarda yoklar.

***

CHP tek başına rejimin sigortasıdır.

18 yıllık AKP döneminde girdiği tüm seçimlerde oy oranı 19’la 26 arasında gidip gelmiştir.

Misyonu, rejimin meşruiyetini sağlamak ve alternatif muhalefeti bastırmaktır.

Haliyle CHP’nin yaptıkları “siyasi hata” değildir.

Zararsız alanda yüzlerce konuda bağırır, çağırır…

Gelgelelim:

Kritik konularda iktidara öyle destek çıkar ki… Şaşarsınız!

Raydan çıkmak üzere olan rejimi stratejik hamlelerle çizgiye sokar.

Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarının dokunulmazlıklarını kaldırıp onları hapse tıktıran CHP’dir.

Sorsanız, OHAL oylamasına destek vermemiştir fakat Yenikapı’ya gidip tek adam rejiminin yanında hizalanan CHP’dir.

Rejimin resmî söylemine temel hiçbir itirazı olmadığı gibi altında imzası vardır.

Mühim bir parantez:

CHP’liler korkmasın.

Bu rejimde sırtları yere gelmez.

Erdoğan’ın meselesi CHP değil.

Muhalefetin, kendine karşı birleşmesini istemiyor.

“Millet ittifakını” dağıtmaya çalışıyor, CHP’yi bitirmeye değil. 

***

Medya mahallesinin misyonu da üç aşağı beş yukarı CHP’ninkine yakındır.

Çoğunu tanırım.

Gazeteci milleti kusura bakmasın, ülkede muhalif basın yoktur.

-Rejim yargısına, savaş politikasına ses etmeden…

-OHAL’e teslim olup mağdurlara alan açmadan…

-Kürt siyasetini yok sayarak…

-“Doğruya doğru” diyebiliyorken “eğriye eğri” diyemeden nasıl gazetecilik oluyorsa o kadarını yapıyorlar. 

***

5-6 farklı medya grubunda, 10’dan fazla kurumda, 25 sene kadar çalıştığım Türkiye medyasında utanma duygusu yoktur.

Sicili ne kadar berbat olursa olsun…

Ellerini yıkayıp çıkarlar.

Sonra döner, dönem belgeselleri, yazı dizileri yaparlar.

“Biz hancı, politikacılar yolcu” masalını anlatmaya bayılırlar.

***

Tek başına Hürriyet gazetesi, Türk basınının tipik izdüşümüdür esasen:

Ölümünün ardından gazetede Bekir Coşkun’a tam sayfa güzelleme yapan Ertuğrul Özkök…

11 sene önce, Maliye’den üst üste vergi cezaları gelince…

Emin Çölaşan’ı kovan, ardından Bekir Coşkun’la yollarını ayıran genel yayın yönetmenidir.

Okurun hafızası yoktur, nasılsa.

Hürriyet, Özkök’ten sonraki yayın yönetmeni Enis Berberoğlu’na bile sahip çıkamamıştır.

***

Bekir Coşkun, Hürriyet’teki son yazısını 28 Ağustos 2009’da kaleme aldı.

Şöyle bitiyordu:

“Biat etmeyenleri tek tek asıyorlar…

Her suç işlediklerinde… Her izanlarını, vicdanlarını, akıllarını yitirdiklerinde…

İşledikleri suça bir ‘suçlu’ bulmak gerektiğinde… İlmiği bir başkasının boynuna geçiriyorlar.

Asılanların boynunda hep aynı yafta var…

Ortalık yine karışık.

Birisini asacaklar…”

1 YORUM

  1. Ne güzel yazmışsınız: “Okurun hafızası yoktur, nasılsa” diye…

    Sorunun ana noktalarından biri buysa, çözüm aramaya da buradan başlanılması gerekmiyor mu?

    Acaba bununla bağlı diğer meseleler:

    Okuyucunun sürekli okuması ve anlamaya, yorumlamaya, hafızasına arşivlemeye zamanının olmaması mı?

    Gündemin sürekli değişmesi/değiştirilmesi mi?

    Aslında okurun kendi sorduğunu sorduğu soruların bile takip ettiği medyanın gazetecilerinin sordukları sorular olması mı?

    Aslında “kardeşimizin gözüyle görüyor, kulağıyla işitiyoruz” hakikati “gazetecilerin gözüyle görüyor, kulayıyla işitiyoruz” şeklinde mi anlaşılmalı?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin