Erdoğan’ı bekleyen üç senaryo

HABER-ANALİZ | ADEM YAVUZ ARSLAN

ABD Başkanlık seçimlerinde son düzlükteyiz ve adaylar kıyasıya bir mücadelenin içindeler.

Başkan Donald Trump kendisine 2016’da Beyaz Saray’ın kapısını açan ‘kırsal, beyaz ve az eğitimli’ kesimin oylarını almak için Covid-19 filan dinlemeden şehir şehir miting yapıyor.

Rakibi Joe Biden ise ‘salıncak eyaletler’ denilen ve seçim sistemi gereği dananın kuyruğunun kopacağı yerlerde vakit geçiriyor.

Seçim söylemleri ise bildiğiniz gibi.

Biden daha sakin, ayakları yere basan söylemler kullanırken Trump komplo teorileriyle bezeli popülist açıklamalarına devam ediyor.

Trump’ın kampanyasına dair şu notu da eklemek lazım: Başkan Trump yeni bir şey vaat etmiyor. Daha çok 2016 seçim kampanyasında vaat ettiklerini yerine getirdiğini söylemekle yetiniyor.

Perşembe akşamı seçim öncesi son televizyon tartışması var ve bir çok uzmana göre bu yayın işin rengini ortaya koyacak.

Malum olduğu üzere 2 Ekim’de yapılan ilk televizyon tartışması büyük gürültü koparmış, Trump agresif tavırları ve söz kesmeleriyle kendi tabanından bile eleştiri almıştı.

Trump’ın hastalığı nedeniyle ikinci tartışma yapılamamıştı. Perşembe akşamı yapılacak tartışma da adaylar kararsız seçmenleri kapmanın hesabında.

Bu arada erken oy kullanma rakamları rekor üstüne rekor kırıyor. Pazartesi akşamı itibariyle yaklaşık 30 milyon Amerikalı şimdiden oyunu kullandı. Söz konusu rakam 2016 seçimlerinde kullanılan yaklaşık 6 milyon oyun beş katı demek.

Kamuoyuna açıklanan verilere göre şu ana kadar oy kullanan seçmenlerin yüzde 54’ü Demokrat Parti’ye kayıtlı.

Bu durum da ‘Cumhuriyetçilerin çoğunlukla sandığa giderek oy kullanacağı ve 3 kasım akşamı onların oylarının erken sayılacağı, Trump’ın postayla gelen oyları beklemeden zafer ilan edebileceği, bunun da kaosa neden olacağı’ yönündeki teoriyi destekliyor.

S-400 YAPTIRIMLARI NE OLACAK?

Bu yazının konusu aslında Türkiye’ye yönelik muhtemel S-400 yaptırımları.

Ancak uzun bir seçim özeti ile girdim çünkü sorunun cevabı da aslında verdiğim özette var.

Çünkü ABD şu anda kendi derdinde ve dünyanın geri kalanı ile göstermelik bile olsa ilgilenmiyorlar.

Nitekim Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemlerine dair gösterilen tepkilerde durumu idare eder türden.

Hatırlanacağı gibi ABD, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alması halinde bir dizi yaptırım paketini zaten Kongre’den geçirdi.

Bu esnada Türkiye ile ABD arasında yapılan görüşmelerde S-400’lerin aktive edilmemesi halinde bu yaptırımların uygulanmayacağı yönünde bir mutabakata varıldı.

Ancak geçtiğimiz hafta Sinop’ta yapılan test atışları ile (daha önce de radar sistemleri F-16’larla denenmişti) bu eşik aşıldı.

Şimdi gözler doğal olarak ABD yönetiminin vereceği tepkide.

ABD başkentinden şu ana kadar yüksek dozda bir tepki gelmedi. Açıklamalar daha çok durumu idare eder cinsten.

Çünkü Washington’da tek gündem var, o da seçim. Sonuçta seçime iki haftadan az bir zaman kaldı ve yarış kıran kırana sürüyor.

3 Kasım’da ABD Başkanı ile birlikte 435 üyeli Temsilciler Meclisi ile Senato’nun 35 üyesi seçilecek.

Dolayısıyla ne olacaksa seçimden sonra olacak. Türkiye’ye bekleyen üç farklı seçenek var.

Birinci ve Erdoğan rejiminin en çok istediği seçenek şu: Trump hem başkanlığı hem de Senato’yu alır. Temsilciler Meclisi Demokratlarda kalsa bile Trump için bir şey değişmemiş olur.

Bu ihtimal hem Başkan Trump hem de Erdoğan için en ideal seçenek.

Böyle bir sonuçta Trump, Kongre’den çıkan CAATSA yaptırımlarını şu ana kadar olduğu gibi zamana yayar. Halkbank’a yönelik para cezasında olduğu gibi bloke eder.

Gerçi Washington’da konuşulan bir başka senaryo da şöyle ki hiç de ihtimal dışı değil:

Erdoğan S-400’leri ABD seçimleri öncesi test etti ve yaptırımların yolunu açtı. Başkan Trump ise Kongre’den geçen yasaya göre CAATSA yaptırımları içerisinden en az beşini uygulamak zorunda.

Bu senaryoya göre Trump, Erdoğan ile olan yakın ilişkisinin bir sonucu olarak ilgili yasada geçen yaptırımların en hafif beşini seçer. Kişisel yaptırımlar ve silah ambargoları gibi Türk ekonomisine zarar vermeyecek yaptırımları uygulayarak Erdoğan’ın elini rahatlatır.

İkinci senaryo ise şöyle: Biden seçilir, hem Senato hem de Temsilciler Meclisi’ni Demokratlar alır.

Hem Biden’in hem Harris’in Türkiye’ye karşı görüşleri malum. Demokratların çoğunlukta olduğu bir ABD Kongresi Erdoğan’ın canını gerçekten yakabilir. Halkbank bile tek başına Erdoğan’ın canını yakmaya yetecek bir konu.

Üçüncü seçeneğe gelirsek: Trump seçilir ama Senato ve Temsilciler Meclisinde çoğunluk Demokratlara geçer.

Bu durumda Trump ile Kongre arasında büyük kavgalar çıkar.

Erdoğan’ın bu senaryodan mutlu olacağını düşünmüyorum çünkü Trump böyle bir durumda ‘topal ördek’ olacağı için her an Erdoğan’ı yolda bırakabilir.

Daha önce bu köşede defalarca anlattım. Hali hazırda Erdoğan’ın Washington’daki tek dostu Başkan Trump. Onun gönlünü nasıl çaldığını da ‘Binbir Gece Masalları: Amerikalılar da büyük resmi gördü’ başlıklı yazımda tarif etmiştim.

Yani Erdoğan ile Trump arasında sıra dışı bir ilişki var ve ABD kamuoyu da bu konuyla yakından ilgileniyor.

Sonuç olarak Trump, 3 Kasım’da hem Beyaz Saray’ı hem de Kongre’yi kazanamazsa Türkiye için zor günler kapıda.

Erdoğan rejimi, Türkiye’nin stratejik önemini masaya sürerek bu süreçten en az hasarla çıkmanın hesabını yapıyor.

Ancak Saray’ın işi her geçen gün biraz daha zorlaşıyor çünkü sırtını dayadığı Kremlin’den yükselen homurtular artık okyanusun bu tarafından bile duyuluyor.

Bugüne kadar Moskova ile Washington’u birbirine kırdırma taktiği izleyen Erdoğan’ın hem Moskova’nın hem de Washington’un kızgınlığı ile nasıl baş edeceği bilinmiyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin