Ortadoğu’nun Finlandiyası!

YORUM | CUMALİ ÖNAL

Ortadoğu’da Finlandiya gibi müreffeh, zengin, mutlu, eğitimli, barış içinde yaşayan bir ülkeden bahsedeceğimi sanmayın. 

Olay başka. 

Koronavirüs gerçekten dünyanın dengesini değiştirdi. Hiç olmadık gelişmeler yaşanıyor. Ortadoğu’da birbirinin kuyusunu kazıyan ABD ve İran uzlaşarak Irak’taki hükümet krizini sona erdireceğini kim tahmin edebilirdi ki? Tabi kriz bitti mi, o ayrı bir tartışma konusu. 

Amerikan Foreign Policy dergisi bu gelişmeye ilginç bir isim koydu: Finlandiya modeli. Bir tür tampon bölge anlayacağınız. 

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen başında Rusya, Finlandiya’ya göz koyunca üç ay süren savaşta bir avuç Finli’nin direnişini kıramamış ve o zamanki adıyla Sovyetler Birliği Finlandiya’nın herhangi bir askeri pakta girmemesi şartıyla birliklerini geri çekmişti. 

Gelelim ABD ve İran’ın nasıl anlaştığına ve birbirlerinden ne istediklerine…

Öncelikle şu noktayı belirteyim, Türk kamuoyu son yıllarda Irak’ı neredeyse tamamen unuttu. Mesela bir ara Bozkurtlarını Kerkük’e göndereceğini söyleyenler Musul ve Kerkük’te neler olduğunu merak ediyorlar mı? Hiç sanmıyorum. Çıkışları konjonktüreldi, siyasi rantını yediler ve bir dahaki sefere kadar da rafa kaldırdılar. 

Sebebi Suriye’ye yönelik operasyonlar ve Libya macerası olsa gerek. Neredeyse dört yıldır Türkiye Suriye ile yatıp, Libya ile kalkıyor. Halbuki Osmanlı İmparatorluğu’ndan itibaren Irak, İran ile tampon görevi de görmesinden dolayı Türkiye için her zaman çok stratejik bir ülke oldu. Ankara’nın bölgede etkin bir oyuncu olmasının yolu Bağdat’tan geçiyor. O yüzden atalarımız “Yanlış hesap Bağdat’tan döner” demiş ya. 

Irak, geçtiğimiz günlerde sürpriz bir ismin; Mustafa Kazımi’nin başbakanlık koltuğuna getirilmesiyle bir anda dünya gündemine oturdu. Irak Ulusal İstihbarat Servisi Başkanı iken bu göreve atanan Kazımi, teşekkür mektubunu İngilizce ve Farsça yayınlayarak bir şekilde ABD ve İran’ın konsensusu ile bu göreve getirildiğini dünya aleme ilan etti. 

Kazımi’nin selefi Adil Abdul Mehdi geçtiğimiz yıl Ekim ayında başlayan ve ülkeyi kasıp kavuran gösterilere dayanamayarak bir ay sonra görevini bırakmak zorunda kaldı. Akabinde yaklaşık beş ay süren hükümet kurma pazarlıkları. Ancak göstericiler, Şii gruplar, ABD ve İran ortak bir isim üzerinde uzlaşamadı. 

ABD’nin 2003’teki işgalinden sonra Irak’ta hiçbir zaman siyasi bir istikrar tam olarak tesis edilemedi. Kurulan hükümetler ya Washington’ın ya da İran’ın kontrolünde oldu. Bu da ülkede sürekli bir kaos halinin hüküm sürmesine sebebiyet verdi. İran’ın etkinliğini artırmasıyla son yıllarda bu kaos daha da derinleşti. 

Çoğu İran’ın desteklediği Şii gruplar ülkeyi aralarında parselledi. İran bu gruplar üzerinden ABD ile hesaplaşmasını Irak topraklarına taşıdı.

Ekim ayında patlak veren ve kısa sürede ülkenin Şii ağırlıklı tüm kentlerine yayılan yolsuzluk karşıtı gösterilerden sonra Irak ve bölgedeki dengeleri değiştirecek çok önemli gelişmeler yaşandı. 

28 Aralık‘ta Kerkük’teki ABD üssüne düzenlenen roket saldırısında Amerikalı bir müteahhitin öldürülmesinden Washington, ülkenin en güçlü Şii örgütlerinden Kataib-i Hizbullah’ı (Hizbullah Tugayları – bu Hizbullah Lübnan’dakinden farklı) sorumlu tuttu. Suriye ve Irak’taki örgüt üslerine düzenlenen saldırılarda onlarca militan öldü. Şiiler ABD’nin Bağdat’taki büyükelçiliğini işgal ederek bu saldırılara cevap verdi. ABD’nin misillemesi ise bölgedeki dengeleri değiştirecek çapta oldu. İran’ın Ortadoğu siyasetini şekillendiren isim Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani, Kataib-i Hizbullah Lideri Ebu Mehdi el Mühendis ile birlikte Bağdat Havaalanında düzenlenen füze saldırısıyla öldürüldü. 

İran’ın Irak’taki ABD üslerine misilleme saldırıları düzenlemesi ve karşılıklı tehditleri, takip eden koronavirüs krizi tüm dünyada olduğu gibi Irak’ta da sorunları bir süreliğine derin dondurucuya kaldırsa da İran’ın yediği darbelerin ardı arkası kesilmedi. 

Korona krizinin sebep olduğu petrol şoku, İsrail’in Suriye’de İran Devrim Muhafızları ve Şii gruplara yönelik gerçekleştirdiği ölümcül saldırılar İran’ı çok zor durumda bıraktı. 

Amerikan ve İsrail kaynaklarına göre İran pılını pırtını toplayıp ülkeden kaçtı. Ancak bu kaçış öyle ülkeyi tamamen boşaltmak anlamına gelmiyor. Sadece ön planda olan muharip birlikler. Yoksa İran, Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de neredeyse köylere kadar örgütlenmiş bir yapıya sahip. 

Sizi biraz dinlendirmek için Finlilerin o meşhur direnişini birkaç cümle ile biraz daha anlatayım. Ne de olsa Finlilerle aynı dil grubundayız. Hatta bazı kaynaklara göre atalarımız aynı. 

İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Sovyetler Birliği, o zamanki ismiyle Leningrad’ı (St. Petersburg) saldırılardan koruma gerekçesiyle Finlandiya topraklarının bir kısmı üzerinde hak iddia etti. Finlandiya ise böyle bir durumu kabul etmektense savaşacağını ilan etti. Kış Savaşı olarak adlandırılan çatışmalarla Rus tankları ülkeyi işgal etti. 

Fakat küçücük ülke (toprakları büyük olsa da nüfusları beş milyon civarında) Finlandiya’nın direnişi çok sert oldu. Ruslar büyük kayıplar verdi. Üç ay süren savaştan sonra Rusya taleplerini oldukça düşürdü. Varılan anlaşmaya göre Finlandiya Sovyetler’in düşmanı herhangii bir ittifaka üye olmayacak, buna karşılık Sovyetler de Finlandiya’nın bağımsızlığını tanıyacaktı. 

Kazımi

Peki ABD ve İran’ın Kazımi üzerinde uzlaşması kalıcı olur mu? Taraflar birbirinden ne istiyor?

Bu sorunun cevabını hiçbir uzmanın verebileceğini sanmıyorum. Çünkü Irak’ta o kadar fazla aktör var ki… Birkaçını sayayım; ABD, İran, Şii gruplar (bunların sayısının 100’e yakın olduğu tahmin ediliyor), Sünniler (bunlar da yek vücut değil), Kürtler, IŞİD, Türkiye, Suudi Arabistan, 

Ülkede hem ABD ve hem de İran asker bulunduruyor ve bunlar sorunun asıl kaynağını teşkil ediyor. İran sürekli olarak ülkedeki ABD askerlerini gündeme getirse de, kendisi sadece askeri değil, ekonomik, politik, dini her alanda Irak’ta çok faal. Hatta dini lider Ali Sistani’nin ölümü durumunda yerine geçecek ismi belirleme gücünü elde edebilirse Irak üzerindeki otoritesini iyice pekiştirmiş olacak. 

ABD ise İran’ın Irak’tan elini çekmesini istediği gibi Halk Seferberlik Güçlerinin (Arapçası Haşdi Şaabi) silahsızlandırılmasını ve IŞİD’i yenilgiye uğratan komutan olarak adlandırılan Terörle Mücadele Birimi’nin başındaki isim Korgeneral Abdulvahhab el Saadi’nin tekrar aynı göreve getirilmesini istiyor. 

Sonuç olarak ABD ve İran şimdilik bilek güreşine ara vermis gibi görünüyorlar. Eğer Kazımi ülkede kontrolü sağlayabilirse, bunun ABD-İran ilişkilerine de olumlu yansımaları olacaktır. Ama ülkede bu kadar denge unsuru varken, Kazımi’nin işi hiç de kolay değil. 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin