Orman yangınlarını işte böyle siyasi rant ve paraya çevirecekler

HABER-ANALİZ | M. AHMET KARABAY

Ormanlık alanlarımız yanarken, ülkede bambaşka bir gerilim ortaya çıkarılmaya çalışılıyor. Türkiye’nin iki yumuşak karnı var. Biri Alevi-Sünni fay hattı, diğeri de Kürt-Türk düşmanlığı. Orman yangınlarından elde edilmek istenen sonuçlar hayli farklı. Gelin birlikte bakalım.

Hayat pahalılığını anlatmak için “ülke yangın yeri” ifadesi kullanılır. Bu kez memleket fiziki anlamda gerçekten yangın yerine döndü.  Tarım Orman-İş Sendikası’nın verilerine göre Türkiye genelinde 140 bin (yüz kırk bin) futbol sahasına eşdeğer büyüklükte orman alanı yandı ve halen yanmaya devam etmekte. 

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Orman yangınlarında ortaya çıkan tablo facia. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un verdiği, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin de paylaştığı bilgiye göre (Cümlede yanlışlık yok) 35 ilde orman yangını çıktı. 129 merkezde çıkan yangınlardan 122’si kontrol altında. 7 yerde ise şu an itibariyle yangın devam ediyor.

Kamuoyunda orman yangınlarının büyüklüğü ve Türk Hava Kurumu’nın elinde bulunan yangın söndürme uçaklarının niçin kullanılmadığı tartışmaları ise orman yangınları devam ettiği sürece konuşulmaya devam edecek, sonra da yeni orman yangınları çıkıncaya kadar unutulup gidecek.

YANGINLAR SADECE ORMANLARI KÜL ETMİYOR, YAKTIĞI BAŞKA ŞEYLER DE VAR

Ormanları sadece ağaç olarak düşünürseniz belki 20 yılda yerine eskileri kadar gür ağaçları yetiştirebiliriz. Ormanlar aynı zamanda içinde ayrı bir dünyayı barındırıyor. Dünyanın başka bir yerinde yetişmediği için “endemik” diye tanımlanan o yöreye uygun bitkiler yok oldu. 

Sayıları konusunda hiçbir fikir yürütemeyeceğim kadar çok hayvan yok oldu. Yangın sırasında ormanda yaşayan hayvanların çıkardığı çığlıkların yürekleri parçaladığı söyleniyor. 

Özetlediğim bu konular bugünkü yazının gündemi değil. Dünkü yazımda Hürriyet’in ve Genel Yayın Yönetemeni Ahmet Hakan’ın provokatörlüğünden söz etmiştim. Hürriyet ve Aydınlık gazeteleri provokatörlük görevlerini yerine getirip çekildiler kenara. 

Şimdi işi mikro düzeyde yürütecek olanlar görev başında. Toplumu ateşe atmak isteyenler her kesimde ortaya çıkmaya başladı. Yanan ormanların ülkeyi yangın yerine çevirmesi yetmiyormuş gibi bir de Kürt-Türk kavgası çıkarılmak isteniyor. 

Bunun için hemen her şey planlanmış gibi. Kendilerine “Ateşin Çocukları” adını veren üç Kürt aksanlı, yüzleri maskeli kişi, ellerine tutuşturulan bir metni okuyor. İddiaya göre, orman yangınlarını intikam birimleri olarak kendileri çıkardıklarını üstlenmiş. 

Bu tehditleri savuranların kimler olduğunu bir zamanların “komünistlerin nefes alışlarını bile izliyorum” diyen “Zehir Hafiye” Faruk Sükan’a (1965-69 arası İçişleri Bakanı) özenen halefi Süleyman Soylu bilmiyor veya bulamıyor olabilir mi? 

Elbette ki komik bir soru bu. O halde niçin bunlarla ilgili bir adım atılmıyor? 

Bununla yapılmak istenen belli. Bir kez Yeni Şafak’ın eski Genel Yayın Yönetmeni ve yazarı İbrahim Karagül gibilerinin harekete geçebilmesine zemin hazırlıyor. 

3 heval bu ortamı hazırlamalı ki Karagül gibileri her türlü provokasyonu yapsınlar. Kendileri ihtiyaç gördüğünde Abdullah Öcalan’ın kardeşini TRT ekranlarına çıkarabilir, bunda hem etik hem de siyasi anlamda bir sakınca görmezler. 

HEDEFE HDP’Yİ KOYUP YAPILMAK İSTENEN

Yaklaşan seçimde Millet İttifakı’nın yan yana gelmemesi için HDP’yi şeytanlaştırma yolunda her türlü girişimi sağlıyorlar. 

Karagül ve şürekasının şeytanlaştırma girişimlerinin tek hedefi elbette ki seçimler değil. Yangınları PKK’nın çıkardığı yolundaki resim oluşturmanın asıl amacı ise öteki sorumluların akla getirilmesinin önüne geçmek. 

Kamuoyu “Kahrolsun PKK” deyip ülkenin yasal partisi olan ve son seçimlerde MHP’yi geride bırakarak 5 milyon 865 bin seçmenin oyunu alan bir partiyi terörist ilan edebilsinler. İnsanları bunlarla meşgul olurken beyefendiler başka şey yapabilsinler.

Yapılmak istenen çok açık iki hedef var. Birincisi insanları birbirine düşman edip çıkacak bir kargaşada, yıllardır yaptıkları hazırlıkla muhalif gördükleri herkesi temizlemek. Bu kadar vahşi olabilirler mi diyenlere bir çift sözüm var.

İsterseniz yakın tarihe bakın, isterseniz asırlar öncesine gidip yapılanlara bakın. Kahramanmaraş olayları, Çorum, Sivas olaylarını hatırlayın. Gazi olaylarını gözünüzün önüne getirin. 

Bu olayların hiçbirinde bu kadar güç birikimi hiç yapılmamıştı. Askeri, polisi, devlet sistemi kendi içerisinde kuvvetler ayrılığı ile hareket edebiliyordu. Katliam hırsı ile yanıp tutuşanalar, bireysel anlamda hiç bu kadar silah ve donanıma sahip değillerdi. 

Şimdi ise her şeyi istedikleri gibi dizayn ettiklerini görüyorlar. Bundan dolayı da sürekli muhaliflere karşı saldırgan bir hal alıyorlar. “Kımıldasalar da tepelesek” tavrı içinde oldukları her hallerinden belli. Dahası bu da yetmiyormuş gibi bunu ifade etmekten de çekinmiyorlar.

Kamuoyu bu tartışmalarla meşgul olurken hayata geçirmek istedikleri ikinci şey ise yeni rant alanları kazanmak oldu. Orman bölgelerinde turizme açılacak alanların belirlenme işinde Orman Bakanlığı bütünüyle devreden çıkarıldı.

Bundan sonra kanun kıyılar başta olmak üzere ormanlık alanlardaki yapılaşma tasarrufu Turizm Bakanlığı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinde olacak. 

İşin acı tarafı ise buna ilişkin çalışma da orman alanlarının cayır cayır yandığı günlerde sonuçlandı. Yeni Turizmi Teşvik Kanunu, 28 Temmuz 2021’de Resmi Gazete’de yayınlandı. 

Aslında sadece bu adımı ortaya koyduktan sonra öteki bütün her şeyi bir tarafa bırakmak gerekir sanırım.

Orman hiç bir şey, rant her şeydir. Bunun için halkın tepkisini Kürtlere yöneltmek, tepki biraz dindikten sonra da yanan alanların bir kısmı ağaçlandırılacak, vitrine bunlar konulacak. Öte yandan ise “işe yarar” yerlerde turistik binalar yükselecek.

1 YORUM

  1. Erdoğan’a yakın bir siyasetçinin ifade ettiği söylenen (birçok gazetecinin de dile getirdiği) bir sözü hatırlayalım; “Erdoğan kendini tehlikede görürse ülkeyi yakar!” Anlaşılan doğruymuş.

    Mülteciler üzerinden biriken öfke, kürtler üzerinde biriktirilen (önceden de mevcut olan) nefret, tıpkı 80’lı yıllardaki gibi kişilerin “haklı gerekçeler” ile yol kesip sorgulama yapmaları dikkate alındığında ortam tıpkı bir kıvılcımla alevlenecek ormandaki kuru otlar gibi. Bu sıcak ve kuru ortamda bir de esen “rüzgarın” etkisiyle küçük bir kıvılcımla her şeyi kül olabilir.

    İnşallah gücü yeten birileri çıkıp da su döker bu yangının üzerine. Benim gücüm yetmiyor. Hangi fani bu yangını, her şeyi kül etmeden önce söndürür bilemiyorum. Ellerimi kaldırdım gökten gelecek rahmeti bekliyorum.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin