Okur, 7 Şubat MİT krizini anlattı; Önce Ergin sonra Erdoğan ile görüşmüş

Eski HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur, Yargıtay’da süren yargılamasında çarpıcı iddialarda bulunmaya devam ediyor. Okur, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifade vermemesi için dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’le birlikte büyük çaba gösterdiklerini Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da devreye girdiğini, en son ise Hakan Fidan’ın kendisiyle görüştüklerini anlattı. Okur, savcı ve hakimleri devre dışı bırakmak için uyguladıkları taktik ve görüşme trafiğini aktardı.

Terör örgütü üyeliği suçlamasıyla yargılanan Eski Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 1. Daire Başkanı İbrahim Okur , Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nde önceki gün yaptığı savunmada, bir dönemin kriz yaratan soruşturmaların perde arkasında yaşananları açıkladı. 7 Şubat 2012’de Hakan Fidan’ın arasında bulunduğu 5 MİT görevlisinin ifadeye çağrılması olayına değinen Okur, 7 Şubat 2012 akşamı görüştüğü Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in kendisine “Büyük bir krizin çıktığını, bu işi önlememiz gerektiğini” söylediğini aktardı. Okur, Fidan’ın durumunu önce Adalet Bakanı Ergin, daha sonra dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan ile telefonda konuştuklarını itiraf etti. Savcıların yürüyen soruşturmaya müdahale edilmemesini istediğini aktardı.

Bunun üzerine telefonla aradığı İstanbul Başsavcı Vekili Fikret Seçen’den “Diyarbakır’da yapılan bir aramada Oslo görüşmeleriyle ilgili dokümanlar bulunduğu, bu sebeple Hakan Fidan , Emre Taner ve üç MİT görevlisini ifadeye çağırdıkları” yanıtını aldığını aktaran Okur, kendisinin de “Bunun devlet politikasını sorgulamak anlamına geleceğini, savcıyla görüşüp bu işi halletmesinin uygun olacağını, çok büyük bir krizin çıkmak üzere olduğunu” söylediğini açıkladı.

‘ERGİN DEVREYE GİRDİ’

Okur, bu sırada Bakan Ergin’in dönemin başbakanı Erdoğan’la telefonda görüştüğünü, Başbakan’ın “Oslo’ya bu kişileri kendisinin gönderdiğini, bunun bir devlet politikası olduğunu, yanlış bulduğunu” vurguladığını aktardı. 8 Şubat akşamı Sadullah Ergin’le İstanbul’a gidip Dolmabahçe’de Turan Çolakkadı ve Fikren Seçen ile görüştüklerini ifade etti, şöyle devam etti: “CHP Bolu Milletvekili’nin yaptığı suç duyurusu sebebiyle Ankara Başsavcılığı’nda derdest bir soruşturma olduğunu, evrakın yetkisizlikle Ankara’ya gönderilmesinin uygun olacağını kararlaştırdık. Gece özel uçakla tekrar Ankara’ya döndük. Hakan Fidan’ın içeriden aldığı habere göre ‘ifadeye çağırma konusunda ısrarcı olacaklarını söylediğini” belirtti.

‘ORTALIK YATIŞINCA İŞLEM YAPIN!’

Bu arada Hükümet MİT Kanunu’nun 26. maddesindeki değişiklik teklifini TBMM’ye sundu, biz de İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın evrakı yetkisizlik kararıyla Ankara’ya göndermesini beklemeye başladık. Cuma günü öğleye doğru televizyonlarda ‘İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın 4 kişi hakkında yakalama kararı çıkardığı, Hakan Fidan’ın ifadesinin alınması için de Ankara’ya talimat yazdığını’ haber olarak geçmeye başladı. Turan Bey’i aradım, ‘Arkadaşlar böyle uygun gördüler’ gibi bir şeyler söyledi. Fikret Seçen de ‘Evrak öyle gerektiriyordu’ yanıtını verdi.” Okur, saat 17:00 sıralarında görüştüğü Ankara Başsavcısı Ethem Kuriş ve Cumhuriyet Başsavcı Vekili Hüseyin Görüşen’i arayarak, “bu saatten sonra evrakın gelmesi halinde hemen işlem yapmamalarının uygun olacağını, TBMM’de haftaya MİT Müsteşarı için yasa değişikliğinin görüşüleceğini, ortalığın biraz yatışmasından sonra yasa çıkarsa yeni yasaya göre işlem yapılmasının uygun olacağını” söylediğini, iki ismin buna olumlu baktığını kaydetti.

HAKAN FİDAN’I YURTDIŞI GÖREVİ İLE SORUŞTURMADAN KURTARMA PLANI

Bu görüşmeden 10 dakika sonra talimat evrakının geldiğini, 17.20 sularında Hüseyin Görüşen’in Hakan Fidan’ın makamını adliyeye davet için aradığını öğrendiğini belirten Okur, şunları kaydetti: “Başsavcı Kuriş ile HSYK’de görüştüm. Telefon görüşmemizde ‘tamam dedikleri halde neden böyle yaptıklarını’ sordum. Kendisi son derece lakayt ve nezaketsiz bir ifade ile ‘Aslında buraya gelmeyecektim, ancak seni severim o nedenle geldim. Yürüyen bir soruşturma mevcut ve bizde senin bilmedin bilgiler var, bilmediğin işler için böyle kendini ortaya atma’ mealinde bir şeyler söyledi. Sonra da ‘Beni çağırdığınıza göre bir talebiniz olmalı, gelirken bir şey isteyeceğinizi düşündüm, ne istiyorsunuz?’ diye sordu. Konuşmaları, tavrı, otu ruşu beni çok rahatsız ettiği için ben de sert bir ifadeyle ‘sizden bir şey talep etmiyorum, sadece soruma dürüst bir cevap vermenizi bekliyorum’ dedim.

‘Önceki görüşmemizde söylediğim gibi haftaya MİT Kanunu değişecek ifade konusunda birkaç gün müsaade edecek misiniz? Pazartesi çağrı konusunda ısrar edecekseniz bunu bilelim ve ona göre tedbir alalım’ diye söyledim. Hatta ‘Süre verirlerse Müsteşarın Ankara’da kalıp görevine devam edeceğini, vermeyeceklerse gerekirse yurtdışı görevine gidip yasa değişikliği sonrası döneceğini, bunun da şık bir durum olmayacağını, devlet krizi yaşanmasını istemediğimi’ ifade ettim. Bunun üzerine Başsavcı da ‘Pazartesi Hüseyin Görüşen’i arayıp mazeretini bildirsin, perşembeye kadar kabul edelim’ dedi. Ben Bakan Bey’in yanına geçip olanları anlattım. Daha sonra pazartesi mazeret bildirdiğini, Başsavcılığın da perşembeye kadar süre verdiğini öğrendim. İzleyen hafta MİT Kanunu değişikliği yasalaştı.”

‘FİDAN İLE ÖZEL GÖRÜŞME YAPTIK’

Bu süreçte Bakan Ergin’in isteği üzerine Hakan Fidan’la makamında bir görüşmesi olduğunu da anlatan Okur, “Bu görüşmede de tek gündemimiz ifade krizi oldu. Müsteşar orada bana ‘Aslında Diyarbakır’da aramada bulunduğu söylenen evrakların aramada bulunmadığını, Brüksel’de yabancı bir servis elemanlarınca emniyetçilere verildiğini’ söyledi” diye konuştu.

Okur, dünkü duruşmada da önemli ayrıntıları anlatmıştı. HSYK Başkanı İbrahim Okur, savunmasında, 2011 atamalarını o dönemin Başbakanı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bilerek imzaladığını söyledi. Okur ayrıca, Zekeriya Öz’ün görevden alınmasını kendisinin teklif ettiğini, müsteşar Ahmet Kahraman’ın ise bunu “Beyefendi’ye sorması gerektiğini” söylediğini, Başbakan’a topu atarak müdahelesinin engellendiğini ilei sürdü.

SORUŞTURMA YASAYA AYKIRI

Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’ın haberine göre Okur, HSYK Genel Kurulu’nun izni olmadan hakkında savcılığın başlattığı soruşturmanın yasaya aykırı olduğunu, bu nedenle kuruldan kovuşturma izni alınmasını ve davada durma kararı verilmesini istedi.

İddianamedeki suçlamalarının HSYK üyeliği dönemine ait olduğunu dile getiren Okur, ilk günkü yargılamada göreviyle ilgili yargılamanın anayasaya göre Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi’nde olduğunu, kişisel suç olarak kabul edilmesi halinde ise yargılamayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yapmasını talep etti.

‘EŞİMLE KATALOG EVLİLİĞİ YAPMADIK’

İbrahim Okur, hayatı boyunca hiçbir illegal yapı içinde olmadığını ileri sürerek, şöyle konuştu:

“Devletin en üst makamında bulunanların destek verdiği, Pensilvanya’ya giderek ziyaret ettikleri, TBMM kürsüsünde övdükleri, MGK kararlarının Başbakan’ın talimatıyla kamuoyu ve kamu görevlilerinden gizli tutulduğu bu yapının 17/25 Aralık öncesi kriminalize olmuş bir eylemi de bilinmezken; bunların iç yüzünü, gizli amaçlarını bilmeden bu yapıdan bazı insanlarla arkadaş olmak ve/veya aynı işyerinde çalışmak, işin yürüyebilmesi için Bakan ve Müsteşarın bilgisi dahilinde görüşmeler yapmak suç mudur? Eğer böyle bir suç varsa başta ülkeyi yöneten siyasi iktidar olmak üzere, kamu görevlilerinin tümü bu suça iştirak etmiştir.”

Cemaat evleri, ışık evleri veya cemaat yurtları olarak adlandırılan yerlerde kalmadığını söyleyen Okur, “Eşimle üniversiteden sınıf arkadaşıyım. Biz aşk evliliği yaptık. Katalog evliliği yapmadık” dedi.

‘LİSTE BİRAZ NURLU OLDU’

Dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Kahraman’ın talimatıyla cemaatçi üyelerle yapılan pazarlıklar sonucunda HSYK’nin 2011’de Yargıtay’a 160, Danıştay’a 51 üye ataması olayını anlatan Okur, “Müsteşar Ahmet Kahraman, hazırladığımız listeyi sayın Başbakan’a sundu, ‘liste biraz nurlu oldu’ dedi. Başbakan da olsun, alınları secdeye giden arkadaşlar değil mi’ demiş. Bu 160 kişiden 110’nun cemaatçi olduğunu o zaman düşünüyorduk” diye konuştu.

Okur, Zekeriya Öz’ün görevden alınmasını kendisinin teklif ettiğini, müsteşar Ahmet Kahraman’ın bunu “Beyefendi’ye sorması gerektiğini” söylediğini kaydetti.

‘BEYEFENDİ İLE GÖRÜŞTÜKTEN SONRA BENİ ARADI’

Okur, şunları söyledi: “Beyefendi ile görüştükten sonra beni telefonla arayıp ‘Kendisini kırmadan ve kamuoyunda tepki çekmeden süslü kaydırma ile alabiliyorsak almamızı’ istedi. Bunun üzerine ben de Bakan Bey’in isteğine uygun olarak Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği önerdim. 2’ye karşı 5 oyla CBS vekili olarak atadık. Bizim bu kararı aldığımız tarihte Öz’ün altına Mercedes araç verildiğini, hükümetin bu davanın savcısıyım diyerek tam destek verdiğini özelliklevurgulamak istiyorum. O zaman hükümet-cemaat kapışması yoktu.”

ERDOĞAN’DAN AHMET ŞIK  CEVABI: KİTAP BOMBADAN DAHA TEHLİKELİDİR!

Odatv soruşturmasında Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmasına değinen Okur, “2011 yaz aylarında Sayın Ahmet Hamsici ile birlikte bir konu için ziyaret ettiğimizde Sayın Başbakanımıza ‘Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanması çok tartışıldı, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri de Türkiye aleyhine bir rapor yazdı, ülkeyi sıkıntıya sokuyor’ dedim. Kendisi de ‘Bir suçları varsa yaptıklarını çekmeleri gerektiğini’ söyledi. Daha sonra da ‘kitabın bazen bombadan daha tehlikeli olacağını dair bir açıklaması’ oldu” dedi.

Okur, kendisini savunurken ilginç iddialarda bulundu:

“O kadar ki Sayın Başbakan’ın ‘Dön artık bu hasret bitsin’ veya ‘Ne istediler de vermedik’ dediği; 2011 yılında Bekir Bozdağ’ın ‘muhterem hocaefendi’ diye hitap ettiği; milletvekillerinin Pensilvanya’ya ziyarete giderek fotoğraflar çektirdiği; Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın 2013 yılında ‘Sayın Başbakanımızın talimatıyla hocaefendiyi ziyaret ettim. Hükümetimize bir emriniz, talimatınız olur mu diye sordum’ şeklinde TRT’de açıklamalar yaptığı bir dönemde ben bu yapının yargıda yanlış işler yaptığını toplantılarda ve kamuoyu önünde söylüyor ve aleyhlerine oy kullanıyordum. Devleti yöneten kişilerin bu şekilde sahip çıkıp övdüğü, aleyhteki MGK kararının gizlendiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun örgüt olmadığına karar verdiği bu yapıyı benim ne zamandan itibaren örgüt olarak kabul etmem ve ona göre pozisyon almam beklenmektedir?”

Darbe girişiminin ardından tutuklanan ve “örgüt yöneticiliği”yle suçlanan eski HSYK Birinci Daire Başkanı İbrahim Okur, Yargıtay’da iki gün boyunc a hakim karşısına çıktı.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin