O kredileri de vatandaş ödeyecek

Hazine’nin kefil olduğu kredi tutarı 11,4 milyar dolar

HABER-YORUM | SEMİH ARDIÇ

Kemal Derviş’i 2001 krizinin enkazını kaldırması için Türkiye’ye gönderen Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) ilk şartı “Hazine kefaleti (garantili) ile döviz kredisi” furyasına son verilmesi idi.

IMF’nin hazırladığı acı reçetede bağımsız üst kurulların (BDDK, EPDK vd.) tesisinden kamuda kemer sıkılmasına, pancar ve tütüne kota getirilmesinden Kamu İhale Kanunu’nda şeffaflığı artıracak değişiklikler yapılmasına varıncaya kadar esaslı ev ödevleri yazılıydı.

AKP O ACI İLACI YUTMUŞTU

Derviş’in hekim olarak nezaret ettiği tedavinin ilk safhasında iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) o acı ilaçları yutarken gayet iştahlıydı.

Bir taraftan IMF reçetesi diğer taraftan Avrupa Birliği (AB) reformlarının mevcudiyeti yabancı yatırımcıların Türkiye’ye gelmesini teşvik etmişti.

Hukuk ve hürriyet iklimi reformlarla pekiştirildikçe senelik doğrudan yatırım tutarı 22 milyar dolar seviyesine tırmanmıştı. 50 milyar dolar doğrudan yatırım hedefi bile ciddi ciddi telaffuz edilmeye başlamıştı.

Avrupa ve ABD’nin önde gelen grupları Türkiye’de banka, market, fabrika ve gayrimenkul satın alıyordu.

Dünyada merkez bankalarının sıfıra yakın faizle verdiği paraların da katkısı ile adeta semadan para yağıyordu. Doların 1 TL’ye eşitlenebileceği konuşuluyordu.

2010’DAN SONRA TERSİNE DEĞİŞİM

Ta ki anayasa referandumuna gelinceye kadar… Ne oldu ise 12 Eylül 2010 anayasa referandumunu müteakip oldu.

2011 seçiminde yüzde 50’ye yakın oy alınması ve anayasada cüzi de olsa yapılan değişikliğe halkın yüzde 58’inin “evet” demesi her kesimde yeni reform beklentisini artırmıştı.

Hazır hürriyet ve reform rüzgârını yakalamışken AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan temel hak ve hürriyetleri olabildiğince genişleteceğine dair hissiyatın tam aksi bir tavır takındı. Kuvveti kendisinde toplama ihtirası ile hareket etti.

Kuvvetler ayrılığını, bağımsız mahkemeleri ayak bağı olarak gördüğünü izhar edecek kadar pervasızlaşmıştı.

YOLSUZLUK VE RÜŞVET EKONOMİSİ YÜKSELİRKEN

Yolsuzluk ve rüşvet çarkı, kamudan hizmet almanın yegane şartı haline geldi. Kamuya, dolayısıyla vatandaşa ait kaynaklar iktidar eli ile yine iktidara yakın muhitte taksim edilmeye başlandı.

AKP’ye yakın içtimaî ve iktisadî sınıflar kısa yoldan köşeyi dönerken, gelir adaletsizliği orta ve dar gelirlinin sofrasından en temel gıdaları bile eksiltti.

Bugün patates-soğan, dün kırmızı et, evvelsi gün yumurta ve ekmek zamları garibanın mutfağına düşen ateşin farklı yüzleridir.

Açlık sınırı 1.770 TL’ye çıktı. Buna mukabil 6 milyona yakın kişiden açlık eşiğinin dahi altında, 1.604 TL asgarî ücretle hayatını idame ettirmesi bekleniyor.

YASAKLARIN İNHİSARI ALTINDA YAŞAMAK…

Kürt meselesinin hallolunmasına dair bizzat himaye ettiği müzakerelerde masaya ilk tekmeyi Erdoğan vurdu.

Terör, büyük şehirlerde onlarca kişinin hayatına mal olan bombalı saldırılar, kaos ve şiddet tırmandı. 15 Temmuz 2016’da darbe teşebbüsü şiddet sarmalında son perde oldu.

Baskı ve yasakların inhisarı altına girdi koca memleket. Artık kimsenin gıkı çıkmıyor. Kafayı kaldıran da soluğu mahpus damında alıyor.

Türkiye’de muhalif ya da “öteki” kesimler, fiili bir darbe devrinde dahi maruz kalabilecekleri baskı ve yasaklardan daha ağır bir tedhişe mazur kaldı.

TEFESSÜH BULAŞICIDIR

Tefessüh (bozulma) bünyede başlamışsa sadece bir bölgede kalacağını zannetmek ham hayal olur. Sari bir hastalıktır tefessüh.

Erdoğan kendi tasavvur ettiği devleti inşâ ederken her kişi ve müessese bundan payına düşeni aldı.

24 Haziran 2018 Pazar günü sandıktan çıkan vekâletle eksik kalan işleri nihayete erdirmek çin kullanacak.

Başkanlık Türkiyesi’nde kamu maliyesinden Merkez Bankası’na kadar her iktisadi birime müdahale edilecek.

23 NİSAN BAKANLIKLARI

9 Temmuz Pazartesi akşamı ilk başkanlık kabinesi açıklandığında bakanlık koltuğunun 23 Nisan bakanlığına dönüştüğü anlaşılacak. Zira son Kanun Hükmünde Kararname ile bakanların bütün yetkileri Erdoğan’da devredildi.

Bütün bu serencamı şunun için yaptım. Hazine’nin kefil olduğu kredi tutarı 11,4 milyar doları buldu.

2001 krizinin müsebbibi olarak gösterilen “görev zararları” ve “Hazine garantileri” o bedeller hiç ödenmemiş gibi katlanıyor.

Hazine’nin ödeme taahhütünde bulunduğu projeler AKP’ye yakın Cengiz, Kolin, Kalyon, Limak, IC ve Makyol gibi gruplara ihale edilmişti.

A’dan Z’ye hazır ihalelerle ceplerini şişiren bu gruplar, kullandıkları döviz kredilerini ödemediklerinde borç Hazine’nin, bir başka ifadeyle 81 milyonun sırtında kalacak.

Hazine garantili kredilerde batık arttıkça fatura, vergi zamları ile vatandaştan çıkarılacak.

TELEKOM KREDİSİ HAZİNE GARANTİLİ OLSAYDI

Müşahhas hale getirmek için Türk Telekom vakasına (http://tr724.wpengine.com/bankalar-enkaz-devralmaya-basladi/) atıf yapayım: 29 banka 4,8 milyar dolar krediyi tahsil edemeyince Telekom’un sahibi OTAŞ’ın yüzde 55 hissesine el koymak için harekete geçti.

Telekom kredisinde Hazine garantisi olsaydı bankalar hiç öyle uzun ve maliyetli yola girmeyecekti. Hazine’nin kapısına dayanacaklar ve paralarını faizi ile tahsil edeceklerdi.

Hazine garantili şehir hastaneleri, 3. havalimanı, köprüler, otoyollar ve enerji santralleri dönüp dolaşıp vatandaşın önüne gelecek.

Vatandaş işte o gün Erdoğan’ın Yap-İşlet-Devret modeline methederken kullandığı, “Cebimizden 1 kuruş çıkmadı.” cümlesinde geçen cebin kendisine ait olmadığını idrak edecek.

HAZİNE’NİN GARANTİ VERDİĞİ BAZI PROJELER VE KREDİ TUTARLARI:

*Kuzey Marmara Otoyolu Projesi Kınalı-Odayeri ve Kurtköy Akyazı kesimlerinin finansmanı: 2,7 milyar dolar

*Avrasya Tüneli: 960 milyon dolar

*Kuzey Marmara Otoyolu Projesi Odayeri-Paşaköy (3. Boğaz Köprüsü): 420 milyon dolar

*Kuzey Marmara Otoyolu Kınalı-Odayeri kesimi: 1 milyar dolar

*Kuzey Marmara Otoyolu Kurtköy-Akyazı kesimi: 1,6 milyar dolar

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin