Nifakla suistimal edilen toplum vicdanı

YORUM |  Av. BARIŞ ÇELİK

“Hak’kın suistimalini hukuk himaye etmez!” düsturu öteden beri bilinen genel kaidelerdendir. Bu yaklaşım, günümüzde hemen bütün hukuk sistemlerinde de kabul görmektedir. Bununla, kişinin herhangi bir hakkını kullanırken başkalarına zarar verme kastıyla hareket edemeyeceği ifade edilmektedir.

Hak, mutlak gerçekliktir. Dolayısıyla “Hakkın hatırı âlidir ve hiçbir hatıra feda edilemez” denilmiştir. Ayrıca hak, mutlak galiptir. Muvakkaten mağlup gibi görünse de akıbet hakkındır. İnsana düşen; hem hakka saygılı olmak, hem de hakkı savunmaktır.

Mehmet Âkif ;

Hâlık’ın nâmütenahî adı var, en başı Hak,
Ne büyük şey kul için hakkı tutup kaldırmak… dizeleriyle bunu ne güzel ifade eder.

Kişi hakkını kullanırken, ondan faydalanırken veya onda tasarruf ederken başkalarını zarara uğratma kastıyla hareket edemeyecekse, ötesini varın siz düşünün!

Devlet ve Hukuk İnsana Hizmet İçindir

Devlet düzeni ve hukuk sistemi; mahiyetleri itibariyle, insanların topluluk halinde yaşamalarını tanzim eden ve/veya etmeyi amaçlayan sistemlerdir. Elbette bu düzenlemeler insanı temel almalı ve onların yaşamını, onurunu ve şerefini korumalıdır. Diğer bir tabirle; devlet görevlileri kamu hizmetlerini yürütürken veya devlet namına iş ve işlem yaparken insan yaşamını, onurunu ve şerefini daima gözetmeli, korumalı ve yüceltmelidir.

Yani; devlet insan içindir, insan devlet için değil! Kamu adına hareket eden ve kamu gücünü kullanan istisnasız herkes bunu daima göz önünde bulundurmalıdır. İdeal ilkelerin, kuralların ve yöntemlerin sadece anayasa veya yasalarda yer alması yeterli değildir, esas olan bunları hayata tatbik edebilmektir.

Düşman Ceza Hukuku

Devlet gücünü ve idaresini elinde tutanlar, halkı yönetenler ne zaman bahsedilen ilkelerden ve yoldan saparsa, keyfilik ve suistimaller kaçınılmaz olarak ortaya çıkacaktır. Hele bir de kamu gücünü halka hizmet etmek yerine menfaat devşirmek için kullanınca düzenin bozulması da kaçınılmaz olur.

Artık menfaatine uymayan, kendisine biat etmeyen, isteklerine boyun eğmeyen herkes; saf dışı bırakılması hatta bertaraf edilmesi gereken bir düşman haline gelir. Daha da kontrol edil(e)mezse gözümüzün önünde yaşananlar ve yaşanmaya devam edilenler gibi tamamen yoldan çıkması ve muhalifleri, istemediği kişileri, grupları ve toplulukları yok eden bir aygıta dönüşmesi kaçınılmazdır. Öyle ki; aslında tamamen hak ve adaletin tesisi için var olan hukuk bile, düşman olarak yaftalanmış hedeflerin yok edilmesi için kullanılan bir silah haline gelebilir/ gelmiştir.

Gücü elinde tutanlar yaptıkları hukuksuzluğu ve usulsüzlüğü kapatmak için toplumun içine nifak tohumları atacak, her geçen gün bir öncekinden daha büyük hukuksuzluklara ve haksızlıklara başvuracaklardır. Bu, giderek bir girdaba dönüşecek ve en sonunda kurdukları bu zulüm çarkı, bu çarkın mimarı olan zorbaları da yutacaktır. Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur.

Bütün bunlar, devlet treninin ne kadar yoldan çıktığını, düzenin hukuktan ve adaletten ne denli saptığını, mülkün temel taşının ne çok tahrip edildiğini ayan beyan göstermektedir.

Toplum Vicdanı ve İnsanlık

Bugün 30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü ve devlet erkini kullananların yön ve güç verdiği kurum veya yapılarca kaçırılan “Yusuf Bilge Tunç” hala kayıp ve haber de alınamıyor. Ülkede yaşanan ölümler, kaçırılmalar, kayıplar ve işkenceler konusunda hukuk işlemiyor/işletilemiyor. Devlet adeta hukuk sistemini de kullanan ve yapılan hukuksuzluklara kılıf uydurma, olayların üstünü kapatma mekanizmasına dönüştürülmüş durumda. En kötüsü de; nifakla ayrıştırılmış toplumun, yapılan hukuksuzlukları, haksızlıkları görmesine rağmen korkuyla veya başka saiklerle reaksiyon göstermemesi, yapılanları olumlaması ve vicdanını, belki de insani değerlerini yitirmesi değil mi? Düşünen, sorgulayan ve üreten bir varlık olan insanın elbette sosyal ve siyasal bir düşüncesi, tarafgirliği olacaktır. Ama insan haklarından dem vuranların vicdanın ve insani yaklaşımın benzer ve ortak olması gerekmez mi?

Maalesef İnsanlar; işkencelere, kaçırılmalara, gözaltında ve cezaevlerinde yaşanan ölümlere, insanların yaftalanarak işsizliğe ve açlığa terkedilmesine, adalet arayışındayken ölmelerine, cenazelerine sahip çıkamamalarına onay veren, itiraz etmeyen, sessiz kalan vicdansızlara dönüştü/dönüştürüldü. Devlet erkini kullananlar dışındaki Siyasetçiler de insanların aynası olarak önce insan haklarından dem vurup; ardından konjonktüre uygun olarak; Türkiye’ deki mevcut otoriter rejimin baskı ve insanlık dışı muamelelerinden kaçmak zorunda kalan insanları hedef alan, işkenceye, ölümlere, zalimliğe sahip çıkan, adeta birer Zombi’ye dönüştüler.

Netice olarak; zarar gören ya da görmeyen her “insan”, eğer bu düzen değişmeli diyorsa el ele vermeli, insan yaşamını ve onurunu koruyacak, ve insanı temele alacak bir devlet yönetiminin oluşumuna, gelişimine katkı sağlamalıdır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin