Netflix Belgeselleri (7): Bilimin büyülü sularında

SİNEMA | M. NEDİM HAZAR

Teknoloji sinema ile daima iyi bir ilişki içinde olmuştur. Sanırım hiçbir sanat dalı sinema kadar teknoloji ile ileri boyutta işbirliği yapmamaktadır. Bilim, düne kadar izah edemediği pek çok meseleyi sinema sanatı sayesinde daha kolaylaştırıcı ve anlaşılır şekilde izah edebiliyor artık.

Belgeseller doğaları gereği gerçeklikle en yalın ilişkiye sahip oldukları için, özellikle bilim belgeselleri kimi zamanlar en az görkemli bir drama kadar etkileyici eserler ortaya çıkarabiliyor.

Öte yandan sanatın doğası gereği gerçekliği süsleyerek sunması, belgesel düzleminde ele alınınca çok çarpıcı belgesellere denk geliyoruz. Bugün size Netflix’teki bilim belgesellerine dair bir seçki hazırladım. Buyurun başlayalım:

İçimizdeki alem!

İnsan bedeninin muazzam işleyişi hakkındaki bu aydınlatıcı belgesel dizisinde, son teknoloji ürünü bilimsel gelişmeler ve etkileyici kişisel öyküler bir araya geliyor. Netflix’in orijinal belgeseli özellikle fütüristtik merakı olanlar için şahane bir tercih.

İzleyiciler her bir bölümde; beynin ve onun muazzam sinir sisteminin bilgileri nasıl eyleme dönüştürdüğünü; karmaşık, görünmez ve sürekli değişen bağışıklık sistemimizin mikroskobik tehditleri son derece hassas ve hızlı bir şekilde nasıl savuşturduğunu ve bebek bekleyen ebeveynler hamilelik ile doğumun zorluklarını ve mucizelerini yaşarken hormonların, kısırlığın ve epigenetiğin ardındaki bilimi keşfediyorlar.

Sosyal Lanet!

Sosyal medya artık hayatımızın olmazsa olmaz parçası. Pek çoğumuz neredeyse bağımlılık derecesinde kullanıyoruz bu mecrayı. Özellikle sosyal medya mecralarını mercek altına alan Sosyal İkilem / Social Dilemma bu konudaki en muhteşem belgesellerden biri.

Belgesel öylesine bir açılış yapıyor ki, hayran olmamak elde değil. Ünlü tragedya yazarı Sofokles’in “Ölümlerin hayatına giren tüm büyük olaylar beraberinde lanet getirir” sözüyle meseleye giriş yapıyor.

Bu sıra dışı belgesel, sosyal medyanın insanlar üzerindeki tehlikeli etkilerini gözler önüne seriyor. Tweet atarız, severiz ve paylaşırız. Peki sosyal medyaya artan bağımlılığımızın sonuçları nelerdir? Dijital platformlar giderek daha fazla bağımlılık yapar hale geldikçe, Silikon Vadisi çalışanların ekranın diğer tarafına ışık tutuyor. Uzmanlar, ekranın arkasında nelerin gizlendiğini ortaya çıkararak, sosyal medyanın insanları nasıl yeniden programladığını gözler önüne seriyor.

Soframızdaki tehlikeler

Açıkçası beklediğim kadar çarpıcı bulamadım. Böylesine bir konu çok daha akışkan ve gerilim dolu bir tarzda çekilebilirdi. Rotten ya da yayınlanan ismiyle Gıda Suçları isimli belgeselden bahsediyorum. Bu belgesel, tatsız gerçekleri ortaya çıkarmak ve ne yediğimizi belirleyen gizli güçleri ifşa etmek için gıda tedarik zincirinin tam merkezine gidiyor. Gidiyor gitmesine ama keşke daha çarpıcı çekebilselermiş, diye dedirtmeden de edemiyor. Her şeye rağmen ele aldığı konular son derece ciddi.

6 bölümlük bu belgesel de gıda sektörünün, görünmeyen yüzünü ele alıyor. 2018 yapımı belgesel, günlük hayatta tükettiğimiz birçok ürünün genetik yapısının nasıl değiştirildiğini ve bunlara izin veren yönetimleri / yöneticileri açığa çıkarıyor. Bal, yer fıstığı, tavuk, sarımsak, süt ve balık gibi global ticaret hacmi geniş ürünlerin her birini ayrı bir bölümde ele alan Gıda Suçları, tükettiğimiz bu ve benzeri birçok daha fazla verim almak amacıyla yapılan sahtecilikleri anlatıyor.

Beyni kırık bir kızın öyküsü!

Sırada bir Sinirbilim Belgeseli var: My Beautiful Broken Brain…

Yaklaşık 1,5 saatlik tek bölümden ibaret belgesel, farklı tat arayanlar için güzel bir tercih olabilir. Konusu şöyle: Lotje Sodderland, Londra’da yaşayan 34 yaşında başarılı bir iş insanıdır. Bir gün işe gitmez, kardeşinin mesajlarına da cevap vermez. Telaşlanan ailesi ve iş arkadaşları Lotje’nin evine polis ve ev sahibi eşliğinde girdiklerinde, gördükleri karşısında şok olurlar: Ev darmadağındır, Lotje arkasında nereye gittiğine dair bir iz bırakmadan ortadan kaybolmuştur. Kendilerine sorarlar: “Bu nasıl oldu ve Lotje şimdi nerede?”

Belgesel bu sorunun peşine düşüyor ve merak eşiğini giderek yükselterek izleyiciyi kendine bağlamayı başarıyor.

Birkaç gün içinde Lotje’nin bir hastanenin yoğun bakımında koma halinde olduğu anlaşılıyor. Beyninin sol yarısını etkileyen büyük bir beyin kanaması geçirmiş ve oluşan hasarı azaltmak için kafatası açılarak ameliyat edilmek zorunda kalınmıştır. Ancak hasarlı da olsa beyni tedaviye olumlu yanıt verir ve Lotje’nin bilinci yeniden açılır. Genç kadın hastaneden çıkacak kadar iyileşmeyi başarmıştır. Ancak bazı hasarlar da oluşmuştur bedeninde. Örneğin konuşma bozukluğu (afazi) vardır, görme alanının sağ yarısında hiçbir şey görememektedir (hemianopsi) ve beyinde gerçekleşen felce bağlı olarak okuma yetisini kaybetmiştir.

Lotje rehabilitasyon sürecinde deneysel bir tedavi olan transkraniyel direkt akımla beyin stimülasyonu tedavisi (tDCS) görüyor, bu süreçte bazen kendini bir deney faresi gibi hissediyor. Tedavi süreci oldukça maceralı geçiyor.

Belgesel de bu macerayı harika bir şekilde ekrana yansıtıyor. Üstelik belgeselin sonunda izleyicileri bir de sürpriz bekliyor.

Talihsiz bir genç kadının büyük bir beyin kanaması sonrası hayata yeniden ve sıfırdan başlamasını anlatıyor “My Beautiful Broken Brain“ isimli Netflix yapımı belgesel. Lotje hayatının bu yeni halini “sürekli bir David Lynch filminde yaşamak gibi“ diye tanımlıyor.

1 saat 24 dakikalık bu ilginç sinirbilim belgeselini klinik sinirbilimle ilgilenen herkesin izlemesi gerekiyor bence. Meraklısına bir de kahramanımızın Instagram adresini verelim:

https://www.instagram.com/lotje____/

Kıyametini yaşayan şehir!

30 Haziran 1908 günü sabah saat 07:14’te, insanlık tarihinde bugüne kadar kaydedilen en büyük patlama gezegenimizde yankılandı.

Patlamanın gücü Hiroşima bombasının iki bin katıydı.

Sibirya taygasında Lüksemburg büyüklüğünde bir ormanlık alan ortadan kalktı. Bu olay tarih kitaplarına Tunguska felaketi olarak geçmekte. Bugüne kadar, çeşitli disiplinlerden uluslararası üne sahip bilim adamları, bu feci patlamanın nedenleri hakkında tartışıp durdu.

Bu benzersiz patlama, evrenin kuruluş teorisi olarak kabul edilen Big Bang ile ilişkilendirilerek anılmaya başlandı. Gerçekten de benzetmeyi yapanlar haksız değildi. Patlama neredeyse dünyanın her yerindeki cihazları çıldırtmıştı. Ortaya çıkan sismik şok dalgası, İngiltere kadar uzaktaki hassas barometrelerde kaydedildi. Yüksek irtifalarda bölge üzerinde ufkun ötesinden gelen güneş ışığını yansıtan yoğun bulutlar oluştu. Gece gökyüzü parladı ve Asya kadar uzakta yaşayan insanların gece yarısına kadar dışarıda gazete okuyabildiğine dair haberler geldi. Yerel olarak, yerel çobanların geçim kaynağı olan yüzlerce ren geyiği öldü, koca koca ormanlık alanlar bir anda çöle döndü. Ancak patlamada herhangi bir kişinin öldüğüne dair doğrudan bir bilgiye ulaşılamadı. Sebebi ise şüphesiz Rusya’nın katı ve kapalı rejimiydi.

Belgesel, bu önde gelen bilim adamlarının en son ve en tartışmalı görüşlerini tartışıyor. Tunguska’nın bir fenomene dönüşmesinin nedenlerini tespit ediyor ve bu efsanevi olayın kültür ve ekonomide ürettiği ilginç sonuçlara dikkat çekiyor.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin