“Neden geri kaldık” sorusuna bir cevap arayışı: İslamcılığın doğuşu 

Namık Kemal

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

Günümüzden yüz elli veya yüz altmış yıl önceye götürülebilecek İslamcılık düşüncesi, başta Osmanlı ülkesi olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan Müslümanların Batı karşısında bariz şekilde geri kalmasına bir tepki olarak ortaya çıkmıştı. 

Dönemin aydınları, Batı’nın gelişmişliğine karşılık Müslümanların içinde bulundukları duruma çözüm aradılar ve çözüm yollarından birisi olarak da “İslamcılık ideolojisi” gelişti. Abdülhamit döneminde daha belirgin hala gelen ve bir devlet politikasına dönüştürülmeye çalışılan İslamcılık, her şeyden önce bir “tepki hareketiydi” ve genel özelliklerine bu durum damga vurmuştu. 

İkinci Meşrutiyet devrinde “Üç Tarz-ı Siyaset” arasında tartışılan ve Birinci Dünya Savaşı’nda da İttihatçıların dönemin şartları gereği başvurdukları “İslamcılık”, Erken Cumhuriyet devrinde geri planda kalsa da çok partili hayatla birlikte yeniden görünür hale geldi. 

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

İdeolojiler Yüzyılı 

Batı için XVIII. Yüzyıl “Aydınlanma Yüzyılı” iken XIX. Yüzyıl “kapitalizm, emperyalizm, komünizm ve sosyalizmin” ortaya çıktığı bir “ideolojiler yüzyılıydı”. Bu yüzyılda “izmler” önce Avrupa’yı etkilemiş sonra da bütün dünyaya yayılmıştı. 

İngiltere’de başlayan Endüstri Devrimi değişik arayışlara ve bunun sonucunda yeni ideolojilerin doğuşuna yol açmıştı. Batının sanayileşmiş devletleri kapitalizmi benimseyerek fabrikalaşma sayesinde bütün güçleriyle üretime yöneliyor, diğer ülkeleri de bu hedefleri için bir “pazar” olarak görüyorlardı. 

Bu devletler artık “emperyalizm” ideolojisine sarılmış ve “hammadde ve pazar” için dünyanın çeşitli yerlerinde büyük bir rekabete girişmişlerdi. Afrika başta olmak üzere “diğer dünya” hızla sömürgeci ülkelerin hakimiyet alanlarına dahil edilmişti. Müslüman topluluklar da bundan etkilenmişler ve büyük bir kısmı İngiltere, Fransa, Hollanda gibi endüstrileşmiş ülkelerin işgaline uğramış ya da Osmanlı Devleti ve İran gibi yarı-sömürge haline gelmişlerdi.  

Sonuçta bilim, teknoloji ve sanayi alanındaki gelişmeler, Batının dünya üstünlüğünü kesin hale getirmişti. Müslüman topluluklarsa bu gelişmeleri ancak seyretmekle yetinmişlerdi. İşte Müslüman coğrafyanın aydınları, bu şartların etkisiyle bir “kurtuluş ideolojisine” ihtiyaç duydular. 

Biz Neden Geri Kaldık?

Osmanlı Devleti Batı ile XVI. Yüzyılda Avrupa, Akdeniz, Afrika ve Hint Okyanusu’nda mücadele edip bunların çoğunda başarılı olurken XVII. Yüzyılda bu üstünlük sona erdi. Savaşlarda yaşanan mağlubiyetler, XVIII. Yüzyılda Batı üstünlüğünün kabulüyle sonuçlandı ve Batının özellikle askeri alandaki gelişmeleri örnek alınarak yenileşme hareketlerine girişildi. 

Osmanlı Devleti XIX. yüzyılda ise Batı’nın her alandaki üstünlüğünü kabul etmiş ve İbn-i Haldun’un ifadesiyle “mağlupların galipleri taklidi” yolu benimsenerek her alanda “Garplılaşma hareketlerine” yoğunlaşmıştı. Bu yüzyıldaki yenileşme hareketlerinin özelliği, askeri ıslahatların yanında idarî, hukukî, kültürel ve ekonomik alanları da kapsamasıydı. Özellikle Batı tarzında okulların açılması ve buralardan yetişen kişilerin devlet bürokrasisinde yer almalarıyla ortaya çıkan aydın zümre, “devletin kötü gidişine” çözüm bulmaya çalışmaktaydı. 

Bu arayışların hareket noktası, “biz neden geri kaldık” sorusuna cevap aramak ve bundan hareketle devleti kurtarmak için ideolojiler üretmekti. Özellikle Takvim-i Vakayı ile başlayan basın hayatı, Tanzimat devrinde önce yarı resmi daha sonra da özel gazetelerin yayınlanmaya başlamasıyla daha da renklendi ve aydınlar fikirlerini kamuoyuna ulaştırma imkânı elde ettiler. 

“Tercüman-ı Ahval, Muhbir, Basiret, İbret, Hürriyet ve Ulûm” gibi gazeteler birçok farklı görüşün tartışıldığı platformlara dönüştü ve İslamcılık ideolojisinin ideologları da fikirlerini öncelikle bu yayın organlarında paylaştılar. 

Çözüm Arayışları 

Bu yönleriyle değerlendirildiğinde İslamcılık, Batıya bir tepki hareketi olarak doğmuş gerek Avrupa’da gerekse başta Osmanlı ülkesi olmak üzere İslam coğrafyasında dile getirilen “Müslümanların geri kalmasının nedeni, İslamiyet’tir” düşüncesine cevap vermeyi de amaçlamıştı. 

Batının üstünlüğünü kabul eden aydınlar, devletin işleyişiyle ilgili öneriler de geliştirdiler. İslamcılığın ideologları, Batıcılığı tamamen benimseyerek her şeyiyle örnek alan aydınların tersine Batının demokrasisini, parlamenter sistemini, çoğulculuk anlayışını örnek alsalar da İslamiyet’ten karşılık bularak “meşruiyet” sağlamaya çalıştılar. 

Ziya Paşa

Böylece o zamana kadar fazla üzerinde durulmayan “meşveret”, “şura”, “biat”, “ehlü’l-hal ve’l-akd” gibi kavramlar, Batının “demokrasi”, “parlamento”, “seçim”, “kamuoyu” gibi kavramlarının karşılığı olarak kullanılmaya başladı. Bu yolla İslamcılık akımının öncüleri olan Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavi tarafından Batılı kavramların Kur’an’dan ve Sünnet’ten dayanağı bulunuyor, Dört Halife devrine atıflarla da örneklendirmeler yapılıyordu. 

Ali Suavi

XIX. Yüzyılın diğer yönü, Fransız İhtilali sonrasında milliyetçilik fikrinin yayılmasıyla birlikte ulus devletlerin kurulması süreciydi. Bu süreç Osmanlı topraklarında da etkili oldu ve 1804’de isyan eden Sırplar amaçlarına ulaşamasalar da Rumlar 1830’da bağımsız Yunan devletini kurmayı başardılar. Osmanlı topraklarında yaşayan azınlıklar arasında milliyetçi fikirler hızla yayılıyordu ve bu fikirlerin Müslüman toplulukları etkilemesi kaçınılmazdı. 

Osmanlı aydınları milliyetçilik fikirlerine karşı önce “Osmanlıcılık” idealine sarıldılar ve “İttihad-ı Osmanî” vasıtasıyla devletin parçalanmasına engel olmaya çalıştılar. Tanzimat Fermanı ile devlet yeniden şekillendirilmeye çalışılırken Islahat Fermanı’nın ilanıyla Osmanlı ülkesindeki azınlıklar pek çok yeni haklar elde ettiler. İşte İslamcılar aynı zamanda azınlıkların daha avantajlı bir konuma gelmesine itiraz ediyorlardı. 

Bu aşamada İslamcılığın bir başka boyutu olarak “İttihad-ı İslam” kavramı öne çıktı.  “İttihad-ı İslam” ilk defa Namık Kemal tarafından Hürriyet gazetesinde kullanılmış, Batılılar ise Panislamizm ifadesini tercih etmişlerdi. 

Bu düşünceyle birlikte Batı emperyalizmine karşı İslam birliğini sağlayacak yeni bir uyanış için “cihad” ruhunun aşılanması gerektiği söyleminin geliştirilmesi, Avrupa’da İslamcılığın “Batıya karşı organize bir sistem” olarak takdim edilmesine ve hep “şüpheyle bakılmasına” neden olmuştu. 

İttihad-ı İslam 1873’de de İstanbul’da basılan bir risalenin adı olduğu gibi bu risale Arapçaya da çevrilerek Hac için dünyanın dört bir tarafından gelen Müslümanlara dağıtılmıştı. Bu süreçte Osmanlı Devleti ve devletin başında bulunan “Padişah-Halife” dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan Müslümanların çeşitli problemlerinde başvurduğu bir merci olarak tanımlanmaya çalışılmaktaydı. 

Amaç Neydi? 

İslamcılığın temel amacı devlet ve dini kurtarmaktı. İslamcılık siyasetiyle devlet, demokrasinin İslamiyet’e göre şekillendirilmesiyle yeniden yapılandırılacak, zalim ve müstebit idareciler yerine “meşveret” esas olacaktı. 

Ayrıca “hilafet” kurumu güçlendirilecek, “hilafet” etrafında birleşen dünya Müslümanları, birlikte hareket ederek sömürgeci yönetimlere son vereceklerdi. 

İslamcılık bir taraftan da Kur’an ve Sünnet’ten hareketle İslam’ın, orijinal şekliyle yaşandığı tek dönem olarak kabul edilen “Asr-ı Saadet” örneğinden hareketle “ihya, tecdit ve ıslah” yollarıyla hurafelerden kurtarılarak yeniden yorumlanmasını amaçlıyordu. Bu yolla öze dönüş gerçekleştirilerek “İslam yeniden payidar olacak” ve yeniden hayata hâkim kılınacaktı.

Her yönden modern bir akım olan İslamcılığın doğuşunda başrolü daha çok gazeteci kökenli aydınlar üstlenmişse de Abdülhamit ve II. Meşrutiyet devirlerinde farklı konumlardaki fikir adamları da devreye girecek ve şartların da etkisiyle İslamcılık yeni görünümler ve yeni anlamlar kazanacaktır. 

Cumhuriyet döneminde ise İslamcılık, 1950’lerden itibaren yeniden belirgin hale geldiğinde daha çok milliyetçi-muhafazakâr yönü ağır basan ve genellikle “muhalif” söylemlerle tanınan aydınlar tarafından temsil edilecektir. Sonraki süreçte ise İslamcılık partileşerek ve “devlet yönetmeye talip” olarak yeni bir kimlik kazanarak bugünlere kadar gelecektir. 

Kaynaklar

  1. Türköne, Siyasi İdeoloji Olarak İslamcılığın Doğuşu, İstanbul, İletişim, 1991; M. S. Karakaya, “Osmanlı Türkiye’sindeki İslamcılık Düşüncesine Genel Bir Bakış”, Arayışlar, 1999, S. 1; A. Özcan, “İttihad-ı İslam”, TDV İA, C. 23; İ. Kara, “Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi Üzerine Birkaç Not”; C. Aydın, “İmparatorluk ve Hilafet Vizyonları Arasında Osmanlının Panislamist İmajı”, “Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi ve Hareketi Sempozyumu Tebliğleri, İstanbul, 2013; A. Çiğdem, “İslamcılık ve Türkiye Üzerine Bazı Notlar”; İ. Kara, “İslamcı Söylemin Kaynakları ve Gerçeklik Değeri”; A. Bulaç, “İslamcıların Üç Siyaset Tarzı veya İslamcıların Üç Nesli”; N. Mert, “Türkiye İslamcılığına Tarihsel Bir Bakış”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce İslamcılık, İstanbul, İletişim, 2005, C. VI. 

3 YORUMLAR

  1. Anlaşılan Geri kalan milletler eldeki değerleri satmaya o değerler kendilerinin doğurdukları veletlerin geleçeğini garintileme birde dış dinyaynan hiç bir şekilde rağbet edemeyinçe içerdeki azınlıklara soykırıma varaçakkadar zülümleri irtikab etme babadan oğla devir ediliyor misal Ermenileri Süryanileri nerdeyse yok ettiniz şimdi sıra kürtlerde bençe hakimiyet sınıfını insan olmaya çağırın yoksa siz Türkler Ortadoğu’yu moğullar gibi yakaçaksınız

  2. Sn. Nizamoglu, neden geri kaldik sorgulamasina dair objektif bir yazinizi okumayi bekliyorum. Gercek anlamda eksik olan liderlik miydi, egitimin ve muesseselerin kohnelesmesi miydi, vurdum duymazlik miydi, bizbize yeterizcilik miydi, ya da hepsi birden mi? Saygilarimla.

  3. O zaman başlatılan bu islamcilik akımı ile günümüzdeki arasında belirgin fark var mıdir acaba, o zamanki temiz ve saf duygularla mı oluşturulmuştu? Varsa eğer günümüze gelene kadar yaşadığı farklılığın sebebi nedir?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin