Ne beter bir yalnızlıkmış!..

YORUM | BEDRİ ÖZDEMİR

Gezi Davası’nda beraat çıktı. İyi de oldu. Yok yere cezalandırıldı bir sürü insan. Yok yere yatırıldı mapushanelerde, işlerinden aşlarından edildiler. Gün geldi kırıldı boyunlarındaki zincir. İnsan hayret ediyor ama eski Cumhurbaşkanı Gül’e kadar sevinenleri, arka çıkanları oldu. Avrupa Birliği raportörleri, ABD gözlemcileri, muhalefet üyeleri “Türkiye’de yargı iyiye gidiyor” dediler.

Sevindiler.

Sevinsinler de..

Demedi hiç kimse milyona yakın insan yok yere yargılanıyor, hapsediliyor bu ülkede. Hamile tutuklular var, cezaevlerinde senelerden beri büyüyen bebekler var, analar var, hastalar var, yaşlılar var. Onlar da insandır, onların da hakkı hukuku vardır, diye. Demediler ama yine tutuklama haberleri geldi iyiye giden yargıdan.

Hükümet geçenlerde BİSAV’a kayyım atadı. BİSAV bilindiği kadarıyla Davutoğlu’nun öncülüğünde kurulan ve İslamî hassasiyetlerle bilim sanat yapmaya çalışan bir vakıf. Gördüğüm kadarıyla çevreleri de geniş. Felsefeciler var, fıkıhçılar, tefsirciler, yazarlar, düşünürler var. Var oğlu var. Kendi halinde bir şeyler yapıyordu bu vakıf. Ağa’nın önünde el bağlamayınca gözünün yaşına bakılmayıp el konuldu.

Bir zaman sonra da Prof. İhsan Fazlıoğlu’na “Sen buraya kayyım ol” denildiğini duyduk. O da, “Bu görevi kabul etmem demiyorum et(e)mem,” dedi twitter’dan. Artık ne demeye geldiğini size bırakıyorum, her anlama geliyor çünkü. BİSAV’ın başına gelenler hakkında başka sesler de duyuldu. Görüş beyan eden sair âlim ulema izahtan çok bir homurdanmaya benzer açıklamalar yaptı.

Bir homurtu da olsa bu defa bir ses verme arzusu hissedildi dinibütünlerin nezdinde. Hak, dediler, homurdanırken; hukuk, vakıf malı, yetim, talebe, garip gureba filan. Mala çökmenin, onu gasp etmenin Kur’an’daki, sünnetteki acı karşılığından dem vurdular.

Vursunlar da..

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Demedi hiçbir BİSAV sevici dinibütün âlim ulema, “Sayısı belirsiz vakıf malı talan edildi, yok yere şahsi mülkiyetlere çöküldü” diye. Tepelerine en sağlam yiyicilerden kayyımlar deruhte edilen işyerleri hakkında “Ayıptır, günahtır. Bu işlerin göstermelik bile olsa bir muhakemesi yapılmadı, avukatı görülmedi hâkimi konuşmadı” diye bir sözleri işitilmedi. Ama sakalları güzel kiminin, kimi iyi Kur’an okuyorlar, yakasız İran gömlekleri giyip hassasiyet gösteriyor kimi. Düşüncenin değil de düşünmenin yolundan gidiyor. O yüzden Heidegger bile gelse bulamaz gittikleri yolu. Ahir zamanın yol açıcısı her biri. İslam’ın en parlak beyinleri geçecek açtıkları yoldan. Hatta geçiyor bile. Öyle diyorlar da yukarıda saydıklarımı demiyorlar.

Geçenlerde ilkokulda okuyan sevimli bir kızımız. Matematikte bir alanda dünya birincisi oldu. Eğitimin hali ortada. Ne öğretmen ne idareci ne de veli ümitli gidişattan. Bu küçük kızımız zor günde bir su serpti dertli gönüllere. Eğitim sevicileri, talim terbiye âşıkları, Türk’ün başarısıyla gurur duyucular sevindi de sevindi. Yazdı da yazdı. Övdü de övdü.

Övsünler de..

Demedi hiç biri “Ülkenin dünya yarışmalarında gelmiş geçmiş en başarılı okulu Yamanlar Lisesi’nin tabelalarını balyozlarla neden kırıldı” diye. “O kütüphanelere, o laboratuarlara, o dersliklere kimler dolduruldu” diye iki kelam edemedi. “Madem ilimin, başarının peşinden koşuyordunuz. Bu okullar kötüydü, sınavlarda haksızlık yapmışlardı. Ey âlemin geçmiş ve gelecek en büyük gaspçıları, çökücüleri ve talancıları! Önünüze konmayan imkân kalmadı. Çaldığınız okullardan bugüne kadar kimi çıkardınız? Hangi başarıda adınız okundu? Hangi eksik sizin sayenizde tamam oldu? İlim adına, irfan adına, ilmin kapısı Ali’nin aşkı adına! Sizler, sizler ey ahir zamanın boşa nutuk atıcıları! Sinek kadar yaraya merhem olabilecek bir söz söyleyebildiniz mi? Varsa şu millet adına bir dirhem iyiliğiniz çıkın ve gösterin…” dense yeri değil mi?

Diyarbakır’da bir genç çocuk inşaatlarda türkü söylüyormuş. Zülfü Livaneli de beğenmiş çocuğun sesini, sahip çıkmış. “Benim bir konserim var oralarda” demiş. “Gel birlikte söyleyelim.” Kendine yakışanı yapmış Livaneli, iyi demiş.

Doğru demiş de..

“Sekiz yaşında kanserli bir çocuk var” diye yazdılar Livaneli’nin çağrısının altına. “Bu çocuk ölüyor. Anasına uyduruktan bir yasak çıkarmışlar. Oğlunu yurt dışına çıkıp tedavi ettiremiyor bu ana. Onda sahip çıksan. Sanatçısın hassasiyetin vardır, solcusun da zorda olana yardımdan bahsedersin, anlarsın halden” diye.

Baktım bir ses gelmedi Livaneli’den. Livaneli ve dostları yoğun adamlar. Konserlerde solcu arkadaşlarıyla Nazım’ın resmi altında ‘karlı kayın ormanlarında yürüyorlar’ bir yandan. Devrim şarkılarıyla yürekleri depreşiyor öte yandan. Ama ölen bir çocuğa sarı sıcak bir evin kapısını açan yok. Evladı eriyip giden bir ananın elini tutan yok. Ama güzel türkü söylüyorlar. İyi sanat yapıyorlar, iyi laf ediyorlar hem de en halisinden.

Manzara gider de gider ey okur. Ne oradan senin çığlığına bir ses veren var, ne buradan bir elini tutan. Ne beter bir yalnızlıkmış bu!Okunan kitapların, dinlenen sözlerin hitam bulduğu yer burası olmalı: Artık hiçbir kimse yok. Kurtarmaya bir el olmadığı gibi acıyı dinlemeye kulak, sızıya sahip çıkmaya bir vicdan yok. Sağdan gelenlerin sağ taraftan, soldan gelenlerin sol taraftan bir şeyler koparıp götürdüğü deme gelindi, dayanıldı. Susuz beyabanların kupkuru ağaçları gibi yalnızız şimdi.

Şu halde bile aymayıp “Dememiş miydik” diyor kimi, “Ağaç kökleri yiyeceksiniz. Su vereniniz olmayacak!”

Sanıyorlar ki, korkuttular hem de çok korkuttular. Oysa onların gözlerindeki sevgisizliği gördü insanlar. Yüreklerindeki çoraklığı gördü. Çocukları ölüme, kadınları zulme, bakıma muhtaç ihtiyarları yalnızlığa süren zalimliği gördü. Firavun’da, Nemrut’ta görmediğini gördü.

Alıp başını gidebilenler gitti. Gidemeyenler “Bırakın kardeşim, çekip gidelim” diyor nicedir. Kimi mezarı dahi kalsın istemiyor buralarda. Sorarım, korkmak mı bu yoksa sözün bittiğini görmek midir bu?

Söz bitti çoktan. Üç beş yaralı ve güzel insandan öte ses veren çıkmadı. Artık sesi bütün seslerin Duyanına, çaresizliği de Çaresizler Çaresine havale etmekten başka yol kalmadı:

Sana havale ediyoruz Allah’ım!

3 YORUMLAR

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin