‘NATO aşırıcılar ve Selefilerden oluşan bir Türk Ordusu riski ile karşı karşıya’ [Deniz Ayhan]

Geçtiğimiz Pazartesi günü NATO’da görev yaparken darbe sonrasında hakkında tutuklama kararı çıkarıldığı anlaşılan beş üst düzey muvazzaf askerin Brüksel merkezli Vocal Europe’a verdikleri mülakat büyük yankı uyandırdı. Mülakatın yayınlanma tarihinin özellikle darbeye karıştıkları iddia edilen 221 Türk Silahlı Kuvvetleri mensubunun duruşmalarının başlamasının akabinde gerçekleşmesi; darbe, Gülen Hareketi, NATO ile ilişkilerimizin geleceği, bölgesel meseleler ve benzer birçok önemli husus hakkında ilk elden taze içerikler edinmemize olanak sağladı.

Mülakatın ‘NATO Aşırıcılar ve Selefilerden Oluşan Bir Türk Ordusu Riski İle Karşı Karşıya’ şeklinde Türkçeye çevrilebilecek bir başlıkla yayınlanması, şüphesiz bu mülakatın özellikle Brüksel kamuoyunda da fazlaca itibar görmesine sebep oldu. Mülakatın ortaya koyduğu soruları ve bu sorulara verilen cevapları kısaca aşağıdaki gibi derlemek mümkün.

DARBE VE TSK’NIN SAVUNMA KAPASİTESİ

Darbenin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin savunma kapasitesi üzerindeki etkisi nedir şeklinde sorulan soruya, Muvazzaf NATO subayları darbeden bu yana diğer kuvvet komutanlıklarında olduğu gibi hava kuvvetleri komutanlığında da 700 den fazla pilotun görevden alındığını, hali hazırda uçuş yapabilecek yetkinlikte ve tecrübede çok az askerin bulunduğunu ifade etmekteler. Hükümetin bu sorunu ortadan kaldırmak için emekli olmuş askerlere dolgun maaşlarla teklifler götürdüğünü fakat bu emekli pilotların uçuş etkinliklerini ve uçuş için gerekli kondisyonu çoktan kaybettiklerinin altını çizmekteler. Hatta, Türkiye’nin birkaç ay önce Suriye’nin kuzeyine yaptığı hava operasyonunda elinde yeterli pilot olmadığı için ABD’den destek istediği de belirtilen diğer hususlar arasında.

Darbe ve sonrasında yaşananların TSK’ya etkilerine dair mülakatta verilen diğer bir cevap ise hayli ilginç türden. An itibariyle TSK personelinin komutanlarından gelen hemen hemen her emri sorguladığını ve gelen emirlerin ileride başa dert olur zaviyesinden uygulamama gibi bir teamülün geliştiği ifade edilmekte. Birçok askerin 15 Temmuz’da Genel Kurmay Başkanlığı Karargâhına gelin emrine uyup karargâha vardıklarında darbeci olmak suçundan gözaltına alındığının farkında olan TSK personelinin, gelen emirleri sürekli rafine etmeye çalıştıkları mülakatta vurgulanan önemli hususlardan. Dolayısıyla, an itibariyle orduda güven namına hemen hemen hiçbir mekanizmanın olmadığı ifade edilmekte.

DURUŞMALAR VE DARBE SÖYLEMİ

Mülakatta sorulan diğer bir soru ise birkaç hafta önce başlayan 221 TSK personelinin darbe duruşmalarının neden basına açık olmayışı ve uluslararası gözlemcilerin neden bu duruşmalara giremediği ile alakalı. Muvazzaf subaylar, Erdoğan rejiminin bu duruşmalarda darbe şüphelisi askerlerin verecekleri ifadelerin 15 Temmuz’dan bu yana hükümetin geliştirdiği darbe söylemine çok ciddi zararlar vereceğini düşündüğü için, duruşmaların basına kapalı olmasının ve uluslararası gözlemcilerin duruşmalara alınmamasının hükümet için bir zorunluluğa işaret ettiğini vurgulamaktalar. Bununla beraber, tutuklu askerlerin ilk ifadelerinin işkence altında alındığı, birçoğunun kendisine yapılan işkence ve baskıdan dolayı darbe emrini Gülen’den aldıklarını söylemek zorunda kaldığı ve işkenceye maruz kalmamak için tutuklu birçok askerin ise önlerine konulan ve daha önce yazıldığı bilinen ifadelere imza attıkları belirtilmekte.

Buna ek olarak, duruşmalarda savunma yapan askerlerin büyük bir çoğunluğunun benzer şekilde 15 Temmuz günü Zekai Aksakallı tarafından bizatihi arandıkları ve muhtemel bir terör tehdidinden ötürü emrinde bulunan kuvvetlerle Genelkurmay Karargâhına ivedilikle gelmelerinin emredildiği belirtilmekte. Karargâha vardıklarında ise ansızın kendilerine karşı gerek orada önceden konuşlandırılan askerlerin, gerekse de takviye güç olarak oraya getirilen polislerin mukavemeti ile karşılaştıklarını ifade ettikleri nazara verilmekte.

NATO’DA DARBE DEDİKODUSU DUYULMAMIŞ

Mülakatta bu beş muvazzaf NATO subayına sorulan diğer ilginç sorulardan biri ise darbenin 2016’da dahi gerek Türkiye’de gerekse yurtdışında farklı mahfillerde konuşulduğu ve benzer konuşmaların NATO’da yapılıp yapılmadığı ile alakalı. Subaylar, darbe ile alakalı NATO’da çalışan hiçbir TSK personelinden böyle bir şey duymadıklarını ve NATO’da böyle bir konuşmaya da şahit olmadıklarını belirtmekteler. Bununla beraber subaylar, 2016 yılının sonlarına doğru sosyal medyada birçok hükümet yanlısı Twitter hesabının açıktan darbe çağrısı yaptığını ve böyle bir kalkışma sonrası başkomutan sıfatıyla Erdoğan’ın tüm TSK mensupları ile Cuma namazı kılıp, orduyu tamamen millileştireceğine dair yazılıp çizildiğini ifade etmekteler. Hâsılı, darbenin kendilerince bilinmediğini fakat Erdoğan’ın yakın çevresi tarafından kesinlikle bilindiğinin altını çizmekteler.

HULUSİ AKAR’A VERİLEN 16 KRİTERLİ LİSTE

Mülakatın belki de en önemli kısmı niçin bu askerlerin görevlerine son verildiği bölümü. Mülakatı yapan kişi bir adım daha ileriye giderek “Siz Gülen Hareketi mensubu musunuz?” sorusunu da sormayı ihmal etmemiş. Sorulan bu her iki soruya verilen cevaplara baktığımızda öne çıkan iki husus karşımıza çıkmakta. Birincisi, beş subay da ordudan uzaklaştırılmalarının temel sebebinin batıda eğitim almış olmaları ve Erdoğan’ın siyaset yapma tarzına karşı olmaları ile açıklamakta. İkinci olarak ise, darbeden iki gün sonra genelkurmay başkanlığına hükümet tarafından gönderilen iki savcının Hulusi Akar’a 16 kriter içeren bir liste sunduğu ve bu kriterlerin özellikle TSK personelinin birinci ya da ikinci derece akrabalarından herhangi birinin Gülen Hareketine yakınlığı bilinen herhangi bir kurumla ilişkisi olduğu tespit edilmesi durumunda, bu kişilerin ivedilikle ordudan atılmasını emrettiği ifade edilmekte. Bu nedenle, kendilerinin de bu kriter esas alınarak atılmış olabileceklerini vurgulamaktalar.

Mülakatın NATO ile ilişkiler bağlamında en hassas bölümü ise mülakat veren subayların, 15 Temmuz’dan bu yana daha önce ordudan uzaklaştırılmış olan eski İslamcıların ve hatta yer yer selefi düşünceye yakın kişilerin AK Parti tarafından yeni dönemde önemli konumlara getirildiği ve hatta seçme komisyonlarında görev aldıkları ile alakalı. Orduya AK Parti marifeti ile tekrar geri dönen bu aşırıcıların TSK’ya giriş sınavlarında öğrenci adaylarına namazın şartları ve ezanın nasıl okunduğuna dair sorular sorduklarını ve bu gidişle NATO’nun önümüzdeki iki ile dört yıl gibi bir zaman diliminde aşırıcı ve selefi zihniyetli askerlerden oluşan bir ordu ile karşı karşıya olduğu belirtilmekte.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin